Site Menüsü
Üyelik Girişi
Anket
Anadolu Halk Hareketi'ni Doğru Buluyor Musunuz?
Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi1
Bugün Toplam91
Toplam Ziyaret620158
Osmanlı İmparatorluğu -3- (1566-1774)

OSMANLI İMPARATORLUĞU -3-

Padişahlardan çok Vezir ve sadrazamların öne çıktığı, hiç sefere çıkmadan ölen Padişahlara şahit olduğumuz bu dönemde; Osmanlı duraklamış ve artık geriye doğru gitmeye başlamıştır.












 

11- 2. Selim ( 1524 İstanbul- 1574 İstanbul)

2. Selim II. Selim Osmanlı tarihinde devlet yönetimiyle fazla ilgilenmeyen ve ordusunun başında sefere gitmeyen ilk padişahtı. Sadrazam Sokullu Mehmet Paşa Sadrazam olarak kaldı ve iyi hizmetlerde bulundu.

2. Selim’in saltanatını tebrik için gelen Alman ve Avusturya elçileri, onun babası gibi batıya mı yoksa dedesi Yavuz gibi doğuya mı öncelik vereceğini merak ediyorlardı. 2. Selim bu ülkeler ile görüştü ve Avusturya ile 8 yıllık ateşkes antlaşması imzalandı.

Bu arada Yemen’de çıkan Topal Mutahhar isyanı bastırıldı.

Portekizlilerin tehdit ettiği Müslüman Ace Krallığının, tüm Müslümanların hamisi konumundaki Osmanlı’dan yardım istemeleri sonucu, bu ülkeye kuvvetler verilerek yerleştirildi.

Ve Osmanlı Akdeniz’de korsanlık faaliyetlerinin merkezi konumundaki Kıbrıs’a gözünü çevirdi. Korsanlar; ticareti ve gemileri tehdit ediyor , Hac gemileri yağma ediyor ve Kıbrıs’ta ikamet ediyorlardı. Kıbrıs çok güçlü deniz gücüne sahip olan Venediklilerin elindeydi. Venedik’in Ortodoks olan yerli halkına da baskı yapıyorlar ve Katolik olmaya zorluyorlardı. Halkta adaletli yönetimlerini duydukları Osmanlı’dan elçiler vasıtası ile yardım istiyorlardı. Osmanlı’nın Girit ve Kıbrıs’a ilgisini fark eden Venedikliler bir yandan Osmanlı ile iyi geçiniyor, bir yandan da Avrupa’da Osmanlı karşıtı faaliyetlere maddi destek veriyordu. Çünkü bu iki ada giderse ortada Venedik diye bir şey kalmayacaktı.

Ancak Osmanlı Kıbrıs’ı kan dökmeden almak için Venedik’e elçiler gönderdi. Birtakım olanlardan sonra Venedik elçileri tutukladı. Buna karşılık Osmanlı, İstanbul’da bulunan tüm Venediklileri tutuklayarak, gemilere el koydu. Venediklilerle savaşmadan önce Avrupa kanadı sağlama alınmak isteniyordu. Bu suretle Rusya ile barış imzalandı ve Fransa’ya, ilki Fatih döneminde verilen 2. Kapitülasyonlar verildi.

Sonra donanma hareket etti ve Temmuz 1570’de başlayan savaş Venediklilere İspanyol ve Papalık kuvvetlerinin de katılması sebebiyle ancak Ağustos 1571’de biterek, Kıbrıs fethedildi.

Kıbrıs’ın fethi Avrupa’yı telaşlandırdı. Bunun sonucu olarak Papa, İspanya Kralı, Venedik dukası ve Cenevizliler ittifak yaparak büyük bir donanma hazırladı. Bunu haber alan Osmanlı’da hazırlıklarını yaptı. Yalnız büyük tartışmalara sebep olan bir kararla donanmanın başına Kara ordusu komutanı Müezzinzade Ali Paşa getirildi.

İki donanma İnebahtı Deniz Savaşı denen, tarihin en büyük deniz savaşında karşılaştı. Osmanlı donanması sağ kanadı hariç mağlup oldu. Sadece sağ kanadın başarılı olması sonucu bu kanadın komutanı Uluç Ali Paşa Kaptan-ı Derya yapıldı ve Kılıç Ali Paşa diye anılmaya başlandı. Bundan sonra, İspanya’nın aldığı Tunus seferi yapıldı ve Tunus fethedilerek Osmanlı Eyaleti oldu.

Tunus’tan 1 ay sonra Almanya ile de 8 sene barış antlaşması yapıldı. Bu antlaşmadan hemen sonra 2. Selim vefat etti ve Mimar Sinan’a Ayasofya Camii avlusunda yaptırdığı türbeye defnedildi.

 

12- 3. Murat ( 1546 Manisa – 1595 İstanbul)

Sokullu Mehmet Paşa’nın ağırlığını hissettirdiği 3. Murat döneminde Osmanlı en geniş sınırına ulaştı. Babası 2. Selim’den 15.161.151 m2 olarak devraldığı ülke toprağını 19.902.000 m2’ye çıkarttı.

 

 

Buna rağmen 3. Murat'ın saltanatı boyunca hiç ordu başında sefere çıkmadığı iddiaları vardır.(T.K.)

 

İngilizlere ilk kapitülasyon bu devirde verildi.

Papa’nın Katolik Avrupa’da kurabileceği Haçlı ittifakına karşı Protestan İngiltere ile ilişkiler güçlendirildi. Bundan evvel Ceneviz ve Venedik hariç Osmanlı limanlarına girmek isteyen gemiler Fransız bayrağı kullanıyordu. 1572 Bartholomeos katliamından sonra Katoliklere yüz çevirmeye başlayan Osmanlı, Papa’nın koyduğu stratejik savaş malzemesi ambargosunu kırmak için Protestan İngiltere ile ilişkiler kurdu. Akdeniz’de İngiliz-Fransız rekabeti böyle başladı ve bu mücadeleden Osmanlı siyasi menfaatler kazandı.

İngiltere Kraliçesi Elizabeth elçiler gönderdiği 3. Murat’a ‘Yüce Türk’ diye hitap ediyordu. 3. Murat’ta ‘Vilayeti İngiltere Kraliçesinin yalnız dostu değil, aynı zamanda hamisiyiz.’ diyordu.

Bu arada Osmanlı Kuzey Afrika’da Fas’a kadar hakimdi. Fas ise Portekiz ve Osmanlı taraftarı gruplar olarak ikiye bölünmüştü. 1578’te Ramazan Paşa komutasındaki kuvvetle Portekiz’i mağlup ederek Faz Sultanlığını Osmanlı himayesine aldı.

İran İlişkileri

İran bir süredir Osmanlı’ya bağlı valileri kendine çekmekte idi ve bazı emirleri kendi tarafına çekmeyi başarmıştı. Buna karşı İran’ın Luristan valisi ise Osmanlı’ya sığınmıştı. Şah’ın ölümü ile İran’da taht kavgaları başlayınca Osmanlı harekete geçti ve İran kuvvetlerini Çıldır’da mağlup etti. Öncesi ve sonrası 12 yıl süren bu mücadeleler sonunda Azerbeycan, Gurcistan, Dağıstan ve Kuzey Kafkasya Osmanlı’ya geçerek, İmparatorluk doğudaki son sınırlarına ulaştı.

1593 yılında Telli Hasan Paşa’nın başıbozukların oluşturduğu Uslukluların üzerine yürümesini savaş sebebi sayan Avusturya İmparatoru anlaşmanın bozulduğu gerekçesi ile Eflak, Erdel ve Boğdan Beylerini isyana teşvik etti. Avusturya kuvvetleri Tuna’yı geçtikten sonra Osmanlı kuvvetleri ile karşılaşarak, savaş sonunda mağlup oldular.

Bu savaş sürerken 3. Murat vefat etti.

13- 3. Mehmet ( 1566 Manisa- 1603 İstanbul)

1595 yılında tahta çıkan 3. Mehmet, 19 erkek kardeşini cellatlara boğdurttu. Annesini çok seven ve sayan 3. Mehmet’in bu zaafı sayesinde, annesi Safiye Sultan Osmanlı Sarayında hakimiyet kurdu. Dine ve tasavvufa bağlı olan 3. Mehmet içkiyi ve meyhaneleri yasaklattı.

Tahta çıktığı sırada Avusturya-Osmanlı savaşları devam ediyordu. Avusturya orduları sürekli galip gelerek ilerliyor ve Osmanlı çok sayıda kayıp veriyordu. Estergon, Vişegrad , Bükreş, Tergovişte, Eğri, Hatvan gibi yerler Avusturya’nın eline geçmişti. Birçok önemli kale ve şehrin düşman eline geçmesi İstanbul’da ve yeniçeriler arasında tepkiye neden oldu. Yeniçeriler Sultan’ın sefere çıkmasını istiyordu.

Durumun kötüye gittiğin anlayan 3. Mehmet ‘ Ceddimiz seferlere ordu başında çıkardı. Yalnız dedem ve babam bu usulü bozdular. Ben tekrar ordu başına geçeceğim’ diyerek sefer hazırlıklarına başlanmasını emretti. 1596’da yola çıkan ordu önce Eğri kalesini teslim aldı. 1596’da Haçova’da Avrupa ordusu ile karşılaştı. Avrupa ordusunda Avusturya, Alman, Erdel, İspanyol, Fransız, Çek ve Leh kuvvetleri vardı.

Bu arada Fransızlara kapitülasyon hala geçerli tabi. (T.K.)

Çok sayıda kayıp verilmesine ve bir ara yenilgiye doğru gidilmesine rağmen askerin büyük özverisi ile savaştan Osmanlı galip ayrıldı. Avrupa ordusu dağıldı. Haçova zaferi ile Viyana yolu açıldı. 3. Mehmet İstanbul’a döndü.

Bu arada Avusturya cephesine Satırcı Mehmet Paşa atanmıştı. Tata kalesini geri almayı başaran Mehmet Paşa Vaç bölgesinde başarılı olamadı. Bir süre sonra Kanuni döneminde alınan Yanıkkale düşman eline geçti. Satırcı Mehmet 2 yılda hiçbir askeri başarı gösterememişti.  Mehmet Paşa idam edildi ve yerine Damat İbrahim Paşa getirildi. 

İbrahim Paşa Kanije kalesini kuşattı ve Avrupa’dan kaleye desteğe gelen 20.000 kişilik kuvvet arasında sıkışmasına rağmen galip gelerek Kale’yi aldı. Beylerbeyliğinin merkezi Kanije oldu ve Kanije Beylerbeyliğine Tiryaki Hasan Paşa atandı. 3. Mehmet bu başarıdan sonra İbrahim Paşa’nın saltanatı boyunca Sadrazam kalacağını ilan etti.

Kanije kalesini geri almaya çalışan Arşidük Ferdinand büyük bir ordu ile kaleyi kuşattı. Kanije Zaferi denen bu olayda çok az kuvveti ile Tiryaki Hasan Paşa dayandı ve yiyecek ve mühimmat bitmek üzereyken, beklenmedik bir hamle ile kale önünde orduya karşı savaşarak galip geldi. Tiryaki Hasan Paşa’nın hiç yenilgi yüzü görmediği söylenmektedir.

Osmanlı’nın bu dönemine ait en çarpıcı tespit de Hasan Paşa’dan gelmiştir. Zafer üzerine Padişah ferman yayınladı ve bu fermanda Hasan Paşa’ya hitaben şu sözleri kullandı;

‘’Berhudar olasın, sana vezâret verdim ve seninle mahsur olan asker kullarım ki, mânen oğullarımdır, yüzleri ak ola. Makbûl-i hümâyunum olmuştur. Cümleyi Hak Teâlâ hazretlerine ısmarladım’’ 

Padişahın fermanını okuyan Hasan Paşa, ağladı. Sebebini soranlara: "Kanije Müdafaası gibi küçük hizmetlere de vezirlik verilmeye, Padişah mektubu yazılmaya başlandı. Bizim gençliğimizde, böyle küçük hizmetlere vezirlik verilmez, Padişah mektubu yazılmazdı. Biz ne idik, neye kaldık diye ağlıyorum." cevabını verdi.

 

Bundan sonra İstolni, Belgrad ve Estergon fethedildi.

Bu arada Celali İsyanı da patlak vermişti. Hem Celali isyanı hem de Avusturya ile olan savaşlardan faydalanmak isteyen İran Şah’ı 1. Abbas 1603’te savaş açarak Tebriz ve Erivan’ı aldı. İran savaşları sürerken 3. Mehmet vefat etti.

14- 1. Ahmet ( 1590 Manisa – 1617 İstanbul)

Babasının ölümü üzerine 14 yaşında padişah oldu. Usule dönüştüğünün aksine, kardeşi Mustafa’yı öldürmedi, ancak Saray’da hapsetti. 28 yaşında ölen 1. Ahmet, 14 yıl padişahlık yapmış ve bu sürede Saray’dan çıkmamıştır. Yaptığı en önemli icraat olarak, tahta çıkanların kardeşlerini öldürmesi geleneğine son vermesidir. Aldığı karara göre; yaşça en büyük veliaht padişah olacaktır.

1. Ahmet tahta çıktığında bir yanda iç isyanlar, bir yanda İran savaşları sürerken, diğer yandan Avusturya cephesinde Osmanlı kuvvetleri Budin’e doğru ilerlemekteydi.

Sırasıyla Vaç kalesi, Estergon Kalesi, Ciğerdelen Kalesi, Vişigrad, Tepedelen alındı. Ancak her iki tarafta yorgun idi. 1606’da Zitvatoru Antlaşması imzalandı. Buna göre Eğri, Estergon ve Kanije Osmanlı’ya kalacak, Rop ve Koman kaleleri Avusturya’nın olacaktı. Yine Avusturya bir kereye mahsus 70.000 altın savaş tazminatı ödeyecek ama Macaristan için  verdiği yıllık 30.000 altınlık vergiyi vermeyecekti. Osmanlı Padişahı, Avusturya İmparatoruna Roma İmparatoru (Cesar) diyerek hitap edecekti. Osmanlı lehine gözükse de, bu antlaşma ile artık Siyasi üstünlük sona ermişti. Artık dengeler Osmanlı aleyhine işleyecekti.

1. Ahmet döneminde İran savaşları devam ediyordu. Karşılıklı galibiyetlerle 9 yıldır süren savaşta ordu yorulmuş ve mağlup olmaya başlamıştı. İran ile 1612 yılında Nasuh Paşa Antlaşması yapıldı.  İran Osmanlı’ya iki yüz deve ipek vermeyi kabul etti. 1615’e kadar sürecek olan bu barışa kadar Osmanlı çok kayıp verdi.

Kuyucu Murat Paşa meselesi  (T.K.)

Aynı zamanda Osmanlı iç isyanlarla da uğraşıyordu. Bu dönemdeki başlıca isyanlar:

Karayazıcı , Kalenderoğlu, Deli Hasan, Canboladoğlu ve Maanoğlu Fahreddin Bey ayaklanmalarıdır.

Celali isyanı ise yeni bastırılmıştır. Kuyucu Murat Paşa Celali İsyanında çok sert davranmış ve asileri diri diri kuyulara gömmesi ile Kuyucu lakabını almıştır. Kimilerine göre Anadolu Türk halkından 50-150 bin insanı öldürmüştür.

Misal Peçevi  ise onun hakkında : ‘Bu ol Veziriazamdır ki, Memaliki Ali Osman’ı eşkıyadan temizlemiştir.’ demektedir. Kısaca:

1- Murat Paşa’nın üzerine yürüdüğü ilk Celali, Konya’da ki Saraçoğlu Ahmet’tir. 30.000 kişi toplayacağını söyleyen bu isyancı idam edilmiştir. Yine Silifke ve Adana’yı işgal eden Cemşit ve Muslı Çavuş isyancıları temizlenmiştir.

2- Bir türlü durdurulamayan Canboladoğlu ve Suriye-Lübnan dürzileri ile yaptığı savaşı kazanan Murat Paşa Canboladoğlu’nu teslim olmaya mecbur etmiştir.

3- 1604 yılında Anadolu Beylerbeyi’ni yenerek Manisa ve çevresine hakim olan Kalenderoğlu Piri Mehmet, 30.000 kişilik kuvvetiyle Bursa ve çevresini de yakıp yıkmıştır. Murat Paşa 1608 yılında Göksun taraflarında Kalenderoğlu ile çarpışmış ve yenilen Kalenderoğlu ve destekçileri İran’ı sığınmıştır.

4- Bayburt’ta Murat Haniler ve Beyşehir’de Emirşahi denilen eşkıyalar temizlenmiş ve 100 yıldır Osmanlı Devletini alt üst eden Celali isyanları son bulmuştur. Bu isyanlar bastırılırken genel kanaat 50.000 kişinin öldürüldüğüdür.

15- 1. Mustafa Dönemi ( 1591 Manisa – 1639 İstanbul)

Aslında 2. Kez tahta geçmiştir. Önce ağabeyi 1. Ahmet’in 28 yaşında ölmesi ile, 1. Ahmet’in en büyük oğlu 2. Osman (Genç Osman) henüz 13 yaşında olduğundan, tahta onun geçmesi istenmiştir. Ancak 1. Mustafa devlet işleri ile ilgilenmediğini söyleyerek reddetmiştir. Yine de ısrarlar üzerine tahta geçmiş ama 96 gün sonra tahttan inmiş ve yerine 2. Osman geçmiştir.

4 yıl sonra 2. Osman öldürülünce tekrar tahta geçmiştir. 2. Osman’ın Veziriazam Kara Davut Paşa tarafından öldürülmesi büyük karışıklıklara sebep olmuştu. 1. Mustafa, eniştesi olan Davut Paşa’yı azletti ise de karışıklıklar durmadı.

Daha sonra Devlet Erkanı 1. Mustafa yerine,  1. Ahmet’in oğlu 4. Murat’ı tahta çıkardılar.

1. Mustafa tahttan inmesine itiraz etmemiş ve 16 yıl daha yaşamıştır.

Deli Mustafa da denilen 1. Mustafa’ya deli denmesinin sebebi; (T.K.) saraydaki balıklı havuza altın paralar atmasıdır. Ancak bunu saray hizmetkarlarına sadaka vermenin bir yolu olarak gördüğü de söylenir.

16- 2. Osman (Genç Osman) ( 1604 İstanbul - 1622 İstanbul )

Tahta çıkışının ilk aylarında tekrar başlayan İran-Osmanlı savaşlarını durdurularak, İran ile barış antlaşması imzalandı.

Donanma ise İtalya’ya asker çıkararak Manfredonia fethedildi.

İhaneti izerine azledilen Boğdan Voyvodası bu sırada Lehistan’a sığınmıştı. Lehistan’dan büyük destek alan Gratiani, 50-60 bin kişilik ordu ile Osmanlı topraklarına saldırdı. Ancak Özi Beylerbeyi İskender Paşa süratle harekete geçip bu kuvvetleri imha etti. 120 top ile arabalar dolusu ganimet elde edildi.

Diğer taraftan Lehistan’ı ele geçirerek Baltık Denizine çıkmak, orada bir donanma kurarak Atlas okyanusuna geçip Avrupa Hristiyanlığını çembere almak isteyen 2. Osman 1621’de 17 yaşında iken sefere çıktı.

200.000 kişilik ordu ile yola çıkıldı. Kırım Hanı Canibek’in de katıldığı ordu Hotin kalesini kuşattı. Bu arada Tatarlar Kamaniçe ve ötelerine akınlar yaparak, Hotin’in çevresi ile ilişkisini kestiler. 12.000 kadar yeniçeri ise 2. Osman’dan rahatsızdı. Kuşatma kısmi başarılara rağmen, 2. Osman’ın kalma isteğine de uyulmayarak kışa girilmesiyle sona erdirildi. Bir antlaşma imzalandı. Bu antlaşma ile her ne kadar Boğdan emniyete alınmış ise de, Hotin’in alınamaması 2. Osman’ı hırslandırdı.

Kalenin alınamamasını askerin gayretsizliğine bağlayan 2. Osman Kapıkulu ocaklarını kaldırarak yerine Anadolu, Suriye ve Mısır Türklerinden oluşan ve işi sadece askerlik olan yeni bir ordu kurmak istiyordu. Buna karşılık yeniçerilerle sipahiler isyan etti. Ve bu isyan 2. Osman’ın öldürülmesi ile son buldu.

2. Osman’ı evvela ele geçirip Orta Cami’de hapseden yeniçeriler onu öldürmeyerek, kafeste kalmasını istiyorlardı. Yeni Sadrazam Davut Paşa onu öldürtmek isteyince yeniçeri ağaları karşı çıktı. Buna rağmen yeni Sadrazam, en güvendiği adamları olan Cebecibaşı ile Kalender denen zabite 2. Osman’ı Yedikule’ye götürerek boğmaları emrini verdi.

Eski sultanın Yedikule’ye götürülüşünü izlemek üzere yollara biriken halk, o zamana kadar görülmemiş bir kalabalığı teşkil ediyordu. Genç Osman öldürüldü. 20 Mayız 1622’de Genç Osman, öldürülen ilk Osmanlı Padişahı oldu. Genç Osman’ın öldürülmesi ile Anadolu karıştı ve isyanlar çıktı.

Erzurum Beylerbeyi Abaza Mehmet Paşa’da isyan etti ve o bölgedeki yeniçerileri öldürdü. Bu duyulunca da görevinden alındı.

Davut Paşa 1. Mustafa’nın eniştesi idi. Ama Mustafa bu öldürme eylemini üzerine almadı. (T.K.)

Bir müddet 1. Mustafa’nın vezirliğini yapan Davut Paşa, isyanlar üzerine idam edildi. Bu olayda adı geçen diğer isimlerin de sonu aynı oldu.

Görevinden alınan Abaza Mehmet Paşa ise ordu toplayarak 7 ay boyunca Ankara’yı kuşattı. Bursa’yı da kuşattı ise de alamadı. Daha sonra Mehmet Paşa Erzurum’u uzun bir süre Osmanlı Devleti’ne karşı bir ayaklanma merkezi haline getirdi.

17- 4. Murat ( 1612 İstanbul - 1640 İstanbul )

Amcası 1. Mustafa’nın tahtan inmesi veya indirilmesi  (T.K.) sonucu, henüz 11 yaşındayken 1623’te Osmanlı tahtına çıktı. Yaşı küçük olması sebebiyle devleti idare edemeyeceği görüşü hakim olduğu için, annesi  Mahpeyker  Kösem Sultan saltanat naibi tayin edildi. (Tansu Çiller’den öncesi varmış arkadaşlar.) Ancak 8 sene sonra idareyi eline aldı. Bu yüzden 4. Murat’ın 2 devri var kabul edilir.

Tahta geçtiğinde iç ve dış işlerdeki karışıklıklar devam ediyordu. İdari işler karışık olduğundan yeniçeriler ve sipahiler zorbalığa başvuruyorlardı.

Vasi olan Mahpeyker Kösem Sultan’ın yardımları ile iş başına yetenekli devlet adamları ve kumandanlar getirerek durumu düzeltti. İran Şah’ı 1. Abbas, Osmanlı sınırını geçip, Bağdat’ı işgal etti. Yine bu sıralarda Lehistan Kazakları Karedeniz köylerine saldırıyordu. 1625’te Sadrazamlığa getirilen Hafız Ahmet Paşa, Kazaklara galip geldikten sonra, İran Safevilerine karşı harekete geçti.

Bu Safevi-Sünni ve İran-Osmanlı  mücadelelerine  Üst başlıkta değineceğiz arkadaşlar.(T.K.)

1625’te ordu Bağdat yakınındaki Azamiye kurtararak Bağdat kuşattı. Ancak yeniçeri isyanı nedeniyle kuşatma kaldırıldı. Hafız paşa görevden alındı ve yerine Hüsrev Paşa getirildi. 1626’da Sadrazamlığa getirilen Kayserili Halil Paşa 1626 yılında tekrar başlayan İran saldırılarının önüne geçmek ve Abaza Mehmet Paşa’nın isyanını bastırmak için sefere çıktı. Başarısızlığı üzerine 1628’de Sadrazamlığa Hüsrev Paşa getirildi. Abaza Mehmet Paşa isyanını bitiren Hüsrev Paşa 1630 yılında Mihriban’da ve Cemhal’da İranlıları mağlup etti ve Anadolu’da asayiş sağlandı.

4. Murat’ın yaşnın küçüklüğünden istifade eden yeniçeriler isyan ederek Hüsrev Paşa’nın azlini istediler. Bu bahane ile saraya yürüyerek sadrazam Müzezzinzade Hafız Ahmet Paşa’yı öldürdüler  (T.K.) Yeniçerilerin isyanları sonucunda Sadrazam Recep Paşa oldu. (T.K.) Ancak bundan sonra asayiş iyice bozuldu.

1932’de idareyi 4. Murat aldı. Önce Topal Recep Paşa öldürüldü. (T.K.) Kahvehaneleri ve meyhaneleri kapattırdı ve içkiyi yasakladı.  1623’te Lehistan seferine çıktı.  Osmanlı ordusu Edirne’ye geldiğinde müzakere yapıldı. 1634’te imzalanan anltlaşma ile Kazak akınlarına son verilmesi, Leh Krallarının Kırım Hanlarına ve Osmanlı Sultanı’na vergi vermesi ve esirlerin karşılıklı değiştirilmesi kararlaştırıldı.

Bundan sonra 1935’te Safevi saldırılarına son vermek için sefere çıktı. Revan Kalesi alındı. Tebriz şehri de zaptedildi. 4. Murat İstanbul’a döndü.

Bunun üzerine harekete geçen İran Şah’ı Revan’ı geri aldı. Bunun üzerine hazırlıklarını yapan 4. Murat 1937’de Bağdat üzerine yürüdü. Bağdat kuşatmasının ilk günü yaralanan askerlere, geride çadırlar hazırlatıp tedavi ettirmesi, askerlerle tek tek ilgilenmesi, kuvvetli yapısı ve ilk gün sonunda top atışlarına başlaması gibi özellikleri ile ordunun inancını kazandı. 39. Gün 14 sene önce kaybedilen Bağdat fethedildi. 4. Murat ilk iş olarak o bölgede bulunan İmamı Azam ve Seyyid Abdulkadir Geylani hazretlerinin türbelerini ziyaret etti. Tahrip edilen bu türbeleri yeniletti ve Sadrazam Mustafa Kemankeş Paşa’yı  ve orduyu İran içlerine sefer için Bağdat’ta bırakarak İstanbul’a döndü. İran içlerine akınlar başlayınca  İran temsilcileri görüşme talep etti. Bu görüşmeler sonunda bugünkü İran sınırının belirlendiği Kasrı Şirin Antlaşması yapıldı (17 Mayıs 1639). Bağdat, Basra ve Şehri Zur bölgesinden oluşan Irakı Arap Osmanlılara, Erivan İran’a kalıyordu. Ayrıca İran’ın; Kars, Van, Bağdat bölgelerine saldırmayacakları ve Ashab-ı Kiram’ı kötülemeyecekleri de antlaşma şartları içinde yer aldı.

Bu sırada Venedikliler sınır ihlali yapmaya başlamıştı. 4. Murat derhal ticari ilişkilerin kesilmesini ve sefer hazırlığı yapılmasını emretti. Yalnız bu sırada 4. Murat hastalandı.  Bunun üzerine Divan emri çeşitli bahanelerle geciktirdi. Bu arada Venedik elçisi gelip şartları kabul etti ve sefer durduruldu. Zaten az bir süre sonra da 8-9 Şubat 1640 tarihinde 4. Murat vefat etti.

 

4. Murat ilmi ve ilim adamlarını çok severdi. Evliya Çelebi ve Katip Çelebi gibi isimleri teşvik etti. Koçi Bey olarak anılan zatın da bilgileri ile faydalı olduğu söylenir. (T.K.)

Bazı tarihçilerin Kanuni sonrası en büyük Padişah kabul ettikleri 4. Murat (T.K.)  tahta geldiğinde hazine boştu. Vefatında ise 15 milyon altın olup, gümüş paranın haddi hesabı yoktu. Avrupa baştan başa istihbarat ağı ile örülmüştü.

Tahta çıktığında isyan çıkaran 100.000 yeniçeri varken, vefatında emre uyan 35.000 yeniçeri bulunuyordu. Yeniçerilik tahsisatının Yemlik olması suiistimalini kaldırarak, bu kurumu ıslah etti. İsrafa karşı kanunlar çıkardı. Sipahilerin eline geçen Vakıf idaresini ve diğer hükümet işlerini geri aldı.

18- 1. İbrahim ( 1615 İstanbul – 1648 İstanbul )

Hakkında onlarca iddianın ortaya atıldığı, hayatı detaylı incelenmesi gereken bir padişahtır.(T.K.)

İbrahim, 8 Şubat 1640'ta kardeşi IV. Murat’ın ölümü üzerine 25 yaşında ve 18. padişah olarak Osmanlı tahtına çıktı. Şehzadeliğinde çok sıkı bir saray hayatı yaşamış, kardeşleri öldürüldüğünden korku içinde büyümüştü. (T.K)

Sultan İbrahim tahta geçtiğinin ilk senesinde Mirgünoğlu olayı yaşandı. IV. Murat’ın İran Seferi sırasında Revan Kalesi kumandanı olan Emir Mirgünoğlu, kalenin fethinden sonra affedilerek Emirgan’da oturmasına izin verilmişti. Mirgünoğlu, IV. Murat’ın ölümünü fırsat bilerek bölücü ve yıkıcı propaganda yaptı. Bu faaliyetleri üzerine İbrahim, onu idam ettirdi. Ancak bundan dolayı İbrahim bazı çevrelerden düşmanlar kazandı.

Diğer taraftan, Malta Şövalyelerinin fırsat buldukça Türk ticaret gemilerine saldırmaları yüzünden, Sultan İbrahim, onların en büyük sığınağı olan Girit Adasının fethini emretti. 20 Haziran 1645’te Sakız Adasından denize açılan Osmanlı donanması, 17 Temmuz’da Girit’in Hanya limanını fethetti. Hanya’nın Osmanlılar tarafından fethi, Avrupa’da büyük akisler uyandırdı. Almanya ve İtalya bölgelerinde ülkeler asker göndererek Venedik’e yardım kararı aldılar. Bu sırada Hanya muhâfazasına getirilen Deli Hüseyin Paşa, harekâta devamla Resmo Kalesini ele geçirdi.

Bu sırada Hezarpare Ahmed Paşa aleyhine olarak başlayan isyân, I. İbrahim'in de tahttan indirilmesiyle sonuçlandı. Tahta, oğlu IV. Mehmet çıkarıldı. İsyancılar ve bunların önderi olan Sofu Mehmed Paşa, I. İbrahim'i idam ettirdiler (18 Ağustos 1648).

Sultan İbrahim döneminde devletin iç huzurunun sağlanması, malî durumunun düzeltilmesi için önemli çalışmalar yapılmış, para basılmadan para ayarının düşürülerek ve vergilerin adil bir şekilde toplanarak hazinenin güçlendirilmesine çalışılmıştı.

Deli Olduğu iddiası:

1. İbrahim’in öldürülme korkusu  sürekli sinir krizi geçirdiğini ve hatta deli olduğunu iddia edenler vardır. (T.K.)

Deli olmadığını savunanlara göre ise bu sonradan uydurulmuştur. Aleyhindeki şeylerin büyük kısmı da amansız düşmanı Şeyhülislâm Karaçelebizade Abdülâziz Efendi tarafından uydurulmuştur, bu tarihçinin «Ravzatu’l – Ebrâr» adındaki eseri, sonradan Sultan İbrahim hakkında yazılan bütün kitaplara kaynak olmuştur. Bütün toyluğuna, öteki Osmanlı prensleri içinde istisna teşkil edecek derecede az okumuş olmasına rağmen, Sultan İbrahim, ilk yıllarda devlet işleriyle samimiyetle uğraştı. Yalnız, sonradan değersiz vezirler hükümdarı baştan çıkardılar. İbrahim de az zamanda kendini muvazenesiz emirler vermenin zevkine kaptırdı. Padişahın bu durumu etrafını saranlar tarafından gittikçe körüklendi. Hükümdara imparatorluğun gerçek durumu bile söylenmiyordu. Öte yandan, annesi Kösem Valide Sultan da devlet işlerinde kötü bir rol oynamakta devam etmiş, Sultan İbrahim, ağabeysi  IV. Murat gibi annesini de sarayında hapsetmek zorunda kalmıştı. Ancak buna dayanamayan Valide-Sultan, oğlunu öldürtmeyi göze alarak, iktidara yükselmenin çaresini bulmuştur. (T.K.)

 

19 - 4. Mehmet ( 1642 İstanbul – 1693 Edirne )

Ava düşkünlüğü nedeniyle ‘Avcı ‘ lakabı ile anılan 4. Mehmet, 1648 yılında babasının tahttan indirilmesi sonucu 7 yaşında padişah oldu. Babası Sultan İbrahim’in öldürülmesinde ve IV. Mehmet’in tahta çıkışında parmağı olan Kösem Sultan, çocuk padişahın kontrolünü elinde tutmaktaydı. Sultan IV. Mehmet’in şehzadeliği sırasında devlet kademelerinde nüfuz sahibi insanların sayısı artmıştı.

At Meydanı Vakası:

25 Ekim 1648‘de, 4. Mehmet tahta çıktıktan üç ay sonra çıkan bu isyanda; Sipahiler daha evvel tahta çıkan her padişah tarafından kendilerine verilen ‘cülus’ bahşişinin bu sefer verilmemesi üzerine isyan çıkardılar. Binlerce sipahi At meydanı denilen Sultanahmet Meydanı’na yürüdü. Bu arada saraydan nasihatçiler gönderen 4. Mehmet (7 yaşında henüz) başarılı olamayınca fetva çıkarıldı ve ‘isyancıların katli vaciptir’ denilerek yeniçeriler sipahilerin üzerine gönderildi. Kanlı olaylar sonucu sipahilerden kaçmayı başaranlar canlarını zor kurtardı ve işkence sorgusundan sonra 1 milyon 958 bin duka altını tutan muazzam servetine el konuldu. Bu para ile bahşiş dağıtıldığı için, uzun süre bu Culüs’a Cinci Parası dendi. (T.K.)

Tabi yeniçeriler bu olaydan sonra, bir bakıma tek güç haline geldi ve ocak ağalarının iktidardaki saltanatı bu tarihten itibaren başladı. 5 ay sonra 1. İbrahim’i idam ettiren Veziriazam Sofu Mehmet Paşa azledilerek yerine Yeniçeri Ağası Kara Murat Paşa getirildi.

4. Mehmet’in tahta çıktığından beri babaannesi Kösem Sultan ile, annesi Turhan Sultan arasındaki çekişmeler olmaktaydı. Kösem Sultan, 1651 yılında Turhan Sultan‘ın adamları tarafından öldürüldü.

1652 yılında malî durumu düzeltmesi için Tarhuncu Ahmet Paşa'yı sadrazam yaptı. Gereksiz giderleri azaltan ve tüm görevlilere vergi koyan sadrazam devletin gelirini artırdı. Ancak rakipleri tarafından padişahın gözünden düşürüldü ve öldürtüldü. (T.K.)

1656 yılında Çanakkale boğazı önlerinde Venedik donanmasıyla yapılan savaşta Osmanlı donanması ağır bir yenilgi aldı ve Bozcaada ile Limni Venediklilerin eline geçti. Bu durum İstanbul'da büyük paniğe yol açtı.

Yine 1956 yılında ve yine Sultanahmet meydanında bu defa Vaka-i  Vakvakiye olayı yaşandı. (T.K.)

1656 yılında, bitmek bilmeyen Girit savaşı devam ederken borçların fazlasıyla artması nedeniyle maaş ödeyemeyen devletin, paranın değerini devalüe etmesi, düşük değerli bastırdığı yeni parayla yeniçerilere maaş ödemesi fakat bu paraları hiç bir esnafın kabul etmemesi sebebiyle padişahla görüşmek istemeleri ama geri çevrilmeleri neticesinde İstanbul'da çıkmış bir isyandır. İsyancılar (ki çoğu yeniçeridir) Osmanlı bürokrasisinin bu ekonomik buhranından sorumlu tuttukları en üst 30 kişisinin kellesini istemişlerdir. O sırada tahtta bulunan 14 yaşındaki 4. mehmed'in naibi valide Hatice Turhan Sultan bu teklifi savuşturmaya, en azından bazılarını kurtarmaya çalışsa da, isyanı yatıştıramamış, en sonunda tüm listedeki kişileri idam ettirmek durumunda kalmıştır. idam edilenler at meydanında bulunan ulu bir çınar ağcında asılmışlar, bu nedenle olay aynı zamanda çınar olayı olarak da anılır olmuştur.

 

 




Bundan sonra isteklerini elde eden asiler, kesik başları çınarın dallarına asmıştır. Buradaki başlar günlerce asılı kalmış, rüzgarla sallanmış ve halk bu görünümü dehşet içerisinde seyretmiştir.

Aynı yıl kadınlar saltanatı döneminin son güçlü kadını hatice turhan sultan durumun vehametini bu olayla anlayıp, sadrazamlık makamına güçlü birini geçirmeyi uygun bulmuştur.

Köprülü Mehmed Paşa ile, onun işlerine asla karışmama anlaşması yapmış, böylece bu olaydan sonra Köprülüler Devri başlamıştır.

4. Mehmet ve Turhan Sultan'dan tam yetki alan Köprülü, İstanbul ve Anadolu'da güvenliği sağladı. Venediklileri yenilgiye uğratarak Bozcaada ve Limni'yi geri aldı. Ölümünden sonra yerine Fazıl Ahmet Paşa geldi. Fazıl Ahmet Paşa Avusturya'dan Uyvar Kalesini alıp Vasvar Antlaşması'nı imzaladı. Venediklilerden de Girit'teki Kandiye kalesini aldı ve yirmi dört yıl süren Girit savaşına son verdi. IV. Mehmet sadrazam ile birlikte ‎Lehistan seferine çıktı ve 1672 yılında Bucaş Antlaşması'nı imzaladıktan sonra Edirne'ye döndü. Lehistan'ın antlaşma şartlarına uymaması yüzünden ertesi yıl yeniden sefere çıkıldı ve savaş 1676 yılında son buldu. Aynı yıl Fazıl Ahmet Paşa ölünce IV. Mehmet sadrazamlığa Köprülü ailesinin yetiştirdiği Merzifonlu Kara Mustafa Paşa'yı getirdi. IV. Mehmet sadrazam ile birlikte Rusya'nın ele geçirdiği Çehrin kalesini geri almak için sefere çıktı. Kalenin alınmasının ardından 1678'de Edirne'ye döndü. 1681 yılında Ruslarla yirmi yıl süreli bir saldırmazlık antlaşması yapıldı.

Yine bu dönemde Eylül 1675'te İngiltere ile imzalanan bir antlaşmayla, I. Elizabeth döneminden beri bu ülkeye tanınmış olan imtiyazlar sistemli bir şekilde özetlendi ve söz konusu imtiyazlar ve kapitülasyonların yürürlükte olduğu belirtildi.

İkinci Viyana kuşatması 

IV. Mehmet döneminin en önemli olayıdır. IV. Mehmet'in sadrazamı Merzifonlu Kara Mustaf Paşa ordu ile birlikte Viyana'ya kadar gitmiştir, kuşatma esnasında Belgrad'da bulunan padişah kuşatmanın başarısızlıkla sonuçlanmasından sonra İstanbul'a dönmüştür. 1683 yılında gerçekleşen kuşatma iki ay sürmüş, Tuna Nehri'nin kuzeyinden gelen düşman kuvvetleri yüzünden Osmanlı Ordusu iki ateş arasında kalıp, ağır kayıplar vererek Belgrad'a çekilmiştir. Yenilginin sorumlusu olarak görülen Merzifonlu Kara Mustafa Paşa'nın Belgrad'da idam edilmesi sonrasında Sadrazamlığa Kara İbrahim Paşa getirilmiştir.

Kuşatma sonrası 

Kuşatmanın ardından Avusturya, Lehistan ve Venedikliler birleşerek karşı saldırıya geçtiler. Bu dönemde Estergon, Peşte ve Budin kaybedildi. Venedikliler Ayamavra, Preveze, Mora ve Atina'yı ele geçirdiler. Ordu Mohaç Savaşı'nda ağır bir yenilgiye uğradı. Tüm bu gelişmeler IV. Mehmet'e karşı bir güvensizlik yarattı.

Ordu ayaklananarak padişahın tahttan indirilmesini ve yerine kardeşi Süleyman'ın geçmesini talep etti. Bu talep kabul gördü ve IV. Mehmet  1687'de tahttan inmek zorunda kaldı.

IV. Mehmet tahttan indirildikten sonra iki oğluyla birlikte Edirne Sarayı'na kapatıldı ve hayatının sonuna kadar burada kaldı. Cenazesi İstanbul'a getirilerek Eminönü'nde Yeni Cami Turhan Valide Türbesi'nde annesi Turhan Validenin yanına defnedildi.,

Mimari anlamda; 4. Mehmet döneminde Mısır Çarşısı, Hünkar Kasrı, Köprülü külliyesi, Safranbolu Köprülü Mehmed Paşa Camii, Vezirköprü Fazıl Ahmed Paşa Külliyesi, İncesu Merzifonlu Kara Mustafa Paşa Camii ve Kervansarayı inşa edildi.

20- 2. Süleyman ( 1642 İstanbul – 1695 Edirne )

Sultan II. Süleyman, tahta çıktığı zaman Osmanlı ordularında Viyana bozgunu ile başlayan çözülme ve toprak kaybı devam ediyordu. Venedik Mora yarımadasını işgal etmiş, Avusturya; Vişegrad, Uyvar ve Estergon'ın ardından 160 yıllık Osmanlı toprağı Budin'e girmişti. Macaristan'daki Osmanlı hâkimiyeti sona ermek üzere idi. Devletin düştüğü mağlubiyetler hazine gelirleri üzerinde olumsuz tesirler yapıyor ve Anadolu'daki eşkıyalık hareketlerini körüklüyordu. Avusturya cephesi serdarı  Yeğen Osman Paşa bir asi lideri gibi Rumeli'de yolsuzluk yapıyor, zorla usulsüz vergiler topluyordu. 8 Eylül 1688'de Belgrad da düştü.

Belgrad'ın düşmesi, Avusturyalılara Balkanların yolunu açtı. Bosna, Erdel ve Eflak Avusturyalılar tarafından işgal edildi. Bu ilerleyiş karşısında toparlanan Osmanlı kuvvetleri karşı saldırıyı başlattılar. 30 Ekim 1688'de Çelebi İbrahim Paşa komutasındaki Osmanlı kuvvetleri Eğriboz zaferini kazandılar. 1689 yazında Sultan II. Süleyman, Avusturya seferine çıktı.

Sadrazam Köprülü Fazıl Mustafa Paşa komutasındaki yenilenmiş Osmanlı kuvvetleri, 8 Temmuz 1690'da Gladova ve Orşova'yı geri aldılar. Kanije, 11 Temmuz 1690'da düşmanın eline geçtiyse de, Osmanlı kuvvetleri, 8 Ekim 1690'da Belgrad'ı geri almayı başardılar. Böylece Tuna hattı yeniden kurulmuş oldu.

Sultan II. Süleyman, 4 yıl gibi kısa bir süre padişahlık yaptı. Bunun son iki yılını yatak hastası olarak geçirdi. Gün geçtikçe zayıflıyordu. 22 Haziran 1691'de tahtan indirildi. 1695'te böbrek yetmezliğinden öldü. Cenazesi İstanbul’a getirilerek Süleymaniye Camii yanında Kanuni Sultan Süleyman türbesine gömüldü. II. Süleyman'ın çocuğu olmamıştır.

21- 2. Ahmet ( 1643 – 1695 Edirne)

Sultan II. Ahmed Han, tahta çıktıktan sonra ilk olarak; Avusturya üzerine giden Sadrazam Fazıl Mustafa Paşa'ya bir ferman göndererek sadaretinin ve seferin devamını diledi. Fazıl Mustafa Paşa, 20 Temmuz'da Belgrad'a ulaşan Osmanlı ordusunu, Kırım kuvvetlerinin gelmesini beklemeden ve harp meclisinin kararına aykırı olarak Petervaradin önlerinde bulunan Avusturya ordusu üzerine sürdü. Tisa Suyunun Tuna'ya karıştığı Salankamen mevkiinde, şiddetli geçen harbin ilk anlarında Osmanlı ordusu üstün durumda iken serdarın vurularak şehit düşmesi üzerine, vaziyet Osmanlılar aleyhine döndü. Böylece Salankamen savaşı kaybedildi. Bu savaşta tarihçilerin; âlim, dindar, alicenap, vakur ve adil bir kimse olarak vasıflandırdıkları, iyi bir devlet adamı ve komutan olan Fazıl Mustafa Paşa'nın şehit düşmesi, Osmanlılar için en büyük kayıp olmuştur.

Salankamen hezimetinden sonra, Lipva ve Varat kaleleri Avusturyalılar tarafından işgal olundu. Durumu müsait gören Leh kuvvetleri Kamaniçe Kalesini muhasara edip, İsakçı Kalesi civarına kadar geldiler. Ancak Kamaniçe serdarı Kahraman Paşa tarafından bozguna uğratıldılar. Venedikli vali Morosunu Girit'e asker çıkarıp, Hanya kalesini muhasara etti ise de İsmail Paşa'nın kahramanca müdafaası sayesinde adadan ayrılmak zorunda kaldı.

1693 yılında Avusturyalılar, Erdel üzerinden Eflak ve Boğdan'a tekrar taarruza başladılar. Yanova'yı işgal eden düşman kuvvetleri, Belgrad'ı muhasara ettiler. Ancak Sadrazam Bozoklu Mustafa Paşa süratle gelerek Yanova'yı geri aldı ve Belgrad’ı muhasaradan kurtardı. Osmanlı Ordusunun kısmi başarılarına rağmen Avusturyalıların taarruzları bitmek bilmiyordu. Osmanlıların toparlanmasına fırsat vermek istemeyen Venedikliler de devamlı saldırı halinde idiler. Nitekim serdar-ı ekremin Varadin muhasarasında olduğu bir sırada Malta, Floransa ve Papalık filolarından müteşekkil bir Venedik donanması Sakız Adası'nı işgal etti. Bu haber Sultan II. Ahmet Han'ı çok müteessir etti. Padişah, bu üzüntüsünü vezir-i azam Sürmeli Ali Paşa'ya gönderdiği hatt-ı hümayunda "Madem ki Sakız düşman elindedir, bütün Engürüs (Macaristan) memleketini fethetsen makbulüm değildir." diyerek bildirdi. Ayrıca sadrazam Edirne'ye gelince; "Eğer bu kış Sakız geri alınmazsa, bütün reisleri katlederim." diyerek emrini bildirdi.

Bu emir üzerine 1695 yılı ilk günlerinde İstanbul'dan hareket eden Osmanlı donanması kalyonlar kaptanı Mezomorto Hüseyin Paşa'nın büyük kahramanlığı sayesinde Sakız boğazındaki Koyun adaları mevkiinde Venedik donanmasına büyük zayiat verdirdi. Venedikli amiral, gemisiyle birlikte sulara gömüldü. Koyun adaları zaferinden sonra, Türk donanması Sakız'a asker çıkarıp adayı kolayca ele geçirdi. Ancak Sultan II. Ahmet Han Sakız'ın fetih haberini alamadan elli iki yaşında Edirne'de hayata gözlerini yumdu (6 Şubat 1695).

Çok merhametli ve vatanperver olan II. Ahmet Han, hasta olduğu zamanlarda bile, devlet işlerinden asla el çekmezdi. Zaman zaman kıyafetini değiştirerek halk arasında dolaşır, insanların dertlerini sabırla dinler, çare bulunması için gerekli yerlere emirler verirdi. İslamiyet'e hizmet hususunda derin bir mesuliyet hissi içinde hareket ederdi. Tahta çıktığı zaman söylediği; "Ben saltanata talip değildim. Allah-ü Teala fazl-ı kereminden bu aciz kuluna nasip eyledi. Bu nimetin şükrünü eda edemem." şeklinde sözleri onun nasıl manevi bir mesuliyetle devlet reisliğini kabul ettiğini anlatmakta ve milletine hizmet duygusunun derinliğini göstermektedir.

Sultan II. Ahmet Han, bir mesele hakkında uzun uzun düşündükten ve bilenlerle istişare ettikten sonra karar verirdi. Sanatkârları korur, onlara değer verir, daha iyiye ve daha güzele yönelmeleri için çalışırdı. Hattat olup hattı güzeldi. Kur'an-ı Kerim’lerin yanında başka kitapları da yazarak çoğaltırdı. Aynı zamanda şâir olan Sultan II. Ahmet Han'ın kabri Kanuni Sultan Süleyman türbesinin içerisindedir.

22- 2. Mustafa ( 1664 İstanbul – 1703)

II. Mustafa döneminde Avusturya üzerine Sultan'ın katıldığı üç büyük sefer düzenlenmiştir.

Tahta geçtiği zaman Osmanlı Devleti, Avusturya ile karada ve Venedik'le deniz ve karada savaşa devam etmekteydi. Lehistan ve Rusya ile anlaşmazlık cok ciddileşmişti. Sultan II. Mustafa, Balkanlarda savaş için askerî merkez olan Edirne'de kalarak savaş işleri ile uğraşmak zorunda kaldı.

II. Mustafa, birinci Avusturya Seferi'ne tahta geçmesinin beşinci ayında 30 Haziran 1695'de Edirne'den hareketle başladı. Ordu Belgrad'a geldiği zaman o zamana kadar orada ikamet etmekte olan Orta Macar (Kurs) Kralı Tökeli İmre bir şayka ile Tuna Nehri üzerinden İstanbul'a gönderildi. Sonra Avusturya ordusuna karşı Lugos Muharebesi'ni kazandı. Bu nedenle II. Mustafa Gazi ünvanını aldı. Sonra II. Mustafa İstanbul'a döndü ve 14 Kasım 1695'de Davutpaşa ordugahına indi ve 4 gün sonra büyük bir alayla İstanbul'a gelip Topkapı Sarayı'na yerleşti.

 

II. Mustafa, ikinci Avusturya Seferi için 8 Nisan 1696'da Davutpaşa ordugahında kurulan Sultan Otağına çıktı ve oradan ordu ile 22 Nisan 1696'da Macaristan'a doğru yola çıktı. 27 Ağustos 1696'da Osmanlı ordusu Avusturya ordusu ile Temeşvar yakınında Ulaş Muharebesi'ne girişti ve II. Mustafa komutası altındaki Osmanlı ordusu galip geldi. Avusturya ve Macar kaynaklarında bu muharebenin adı Olaschin olarak geçer. 26 Ekim 1696'da II. Mustafa ordu ile İstanbul'a döndü.

II. Mustafa, üçüncü Avusturya Seferi için, 20 Mayıs 1697'da Edirne'de otağa çıktı. Ancak 11 Eylül 1697'de Savoylu  Prens Eugene komutasındaki Avusturya ordusuna karşı yapılan Zenta muharebesi sonucu Osmanlı Devleti için büyük bir bozgun ve bir facia oldu. Tisza Irmağını geçemeyen Veziriazam Elmas Mehmet Paşa ile dört divan veziri, birçok eyalet beyi, 30 kadar yeniçeri ağası, ordunun 30.000 asker ve subayı düşman çemberinde kalıp imha edildi veya Tisza Irmağı'nı geçerken boğuldular. Bu yenilgide Osmanlı Devleti bir anda savunmasız kaldı.

Bu arada Venedikliler, Mora ve Dalmaçya'ya; Lehistan ise Boğdan'a saldırdı. Aynı dönemde Rusya'nın başına Deli Petro geçmişti. Deli Petro ordusunu modernize etmiş, boğazlardan Akdeniz'e inme ve Karadeniz'e egemen olma çabalarına girişmişti.

Rusya  1695'deki saldırıda başarısız olmuş, fakat bir yıl sonra Azak Kalesi'ni ele geçirmişti (6 Ağustos 1696). Uzun süren savaşlar sonunda Osmanlı Devleti yorgun düşmüştü.

Karlofça Antlaşması 

Son Avusturya seferindeki Zenta yenilgisi bir facia olmuştu. Yeni Sadrazam Amcazade Hüseyin Paşa'nın girişimleriyle, özellikle İngiliz hükümetinin elçisi Lord Paget ile Hollanda elçisi Jacob Colyer araya girmesi sonucunda Sultan II. Mustafa barışa razı oldu. İmzalanan Karlofça Antlaşması'yla Banat ve Temeşvar hariç, bütün Macaristan ve Erdel Prensliği Avusturya'ya, Ukrayna vePodolya Lehistan'a, Mora ve Dalmaçya kıyıları Venediklilere bırakıldı (26 Ocak 1699).

Karlofça Antlaşması Osmanlı Devleti'nin büyük ölçüde toprak kaybettiği ilk antlaşmadır. Bu tarihten sonra Osmanlı Devleti'nin gerileme dönemi başlar. Ayrıca bir yıl sonra Rusya ile de bir antlaşma yapıldı. 14 Temmuz 1700 tarihinde imzalanan İstanbul Antlaşması ile Azak Kalesi Rusya'ya bırakıldı.

 

Edirne vakası ve tahttan indirilmesi 

Tarih 1703 yılına gelmiş, Osmanlı Devleti'nin kötü gidişine dur denilememişti. Padişah tahta çıktığında söylediklerini unutmuş gibiydi. "Zevk ve sefa bana haram olsun" dediği halde, av partileri düzenliyor, aylarca av peşinde dolaşıyordu. Devlet işlerini sadrazamlarına ve eski hocası olan sonradan Şeyhülislam yaptığı Feyzullah Efendi'ye bırakmıştı. Bu durum ordu içinde hoşnutsuzluğa yol açtı.

Sultan II. Mustafa, Azak Kırımlılarına saldırmasının ardından İstanbul yerine Edirne'de oturmaya başladı. Mart 1700'den sonra İstanbul'a dönmedi. İstanbul'daki askerler bu duruma isyan edip, Edirne üstüne yürüdüler. Sultan II. Mustafa, Edirne'de bulunan askerleri teşkilatlandırıp yolları tutturdu ama Edirne ordusunun komutanları kardeş kanı dökmemek için geri çekildiler. İstanbul'dan gelen ordu Edirne'ye girdi ve Şeyhülislam Feyzullah Efendi onlar tarafından öldürüldü.

Sultan II. Mustafa tahttan indirildi. Yerine kardeşi Sultan III. Ahmet tahta çıkarıldı (22 Ağustos 1703). Sultan II. Mustafa tahttan indirildikten sonra fazla yaşamadı ve 29 Aralık 1703'te öldü. Cenazesi İstanbul'a getirilip, Turhan Sultan türbesinde babası Sultan IV. Mehmet'in yanına gömülmüştür.

 

 

 



23- 3. Ahmet ( 1673 Pazarcık – 1736 İstanbul )

Sultan III. Ahmet, ağabeyi Sultan II. Mustafa'nın tahttan indirilmesi üzerine 22 Ağustos 1703 tarihinde 30 yaşında iken Edirne'de tahta geçti. Osmanlı Devleti açısından önemli bir yere sahip olan Lale Devri boyunca padişahlık yapan Sultan III. Ahmet;  Avrupa'daki gelişmeleri inceleme fırsatı buldu ve matbaanın Osmanlı Devletine gelmesi için çok çaba sarfetti. 27 yıl gibi uzun bir süre tahtta kalan Sultan III. Ahmet, çıkan Patrona Halil İsyanı sonunda, 1 Ekim 1730 tarihinde padişahlıktan çekildi.

Sultan III. Ahmet'in padişahlığının ilk günleri, tamamen disiplinden çıkmış yeniçerileri yatıştırma gayretleri ile geçti. Ancak kendisini padişah yapan yeniçerilere karşı etkili olamadı. Sultan III. Ahmet'in sadrazamlığa getirdiği Çorlulu Ali Paşa, ona idari konularda yardımcı olmaya çalıştı, hazine için yeni düzenlemelerde bulundu ve Sultan III. Ahmet'e rakipleriyle mücadelesinde destek oldu.

Sultan III. Ahmet zamanında Rusya ile olan ilişkilerde gerginlik yaşandı. Bunun sebebi Rusya'nın Orta Asya üzerinde yayılma siyaseti izlemesi, balkanlardaki toplumları Slavlaştırmaya çalışması, açık ve sıcak denizlere inmek istemesiydi.

Prut Savaşı 

Rusya, Osmanlı Devleti ile mücadelesinde kendi lehine bir zemin yaratmak istiyordu. Osmanlı Devleti içinde yaşayan Ortodoks toplumları kışkırtarak Osmanlı Devleti'ni zayıflatacak ve yapacağı savaşlarda daha önce kaybettiği toprakları geri alacaktı. Eflak ve Boğdan Beylerini Osmanlılara karşı kışkırtan Rus Çarı Deli Petro, Poltava Savaşı'nda (28 Haziran 1709), İsveç Kralı XII. Karl'ı ("Demirbaş Şarl") yenince, Demirbaş Şarl Osmanlılara sığınarak 1 şubat 1713'e kadar beş yıl süre ile Bender’de mülteci olarak kaldı. İsveç Kralını kovalayan Rus birliklerinin Osmanlı topraklarına akınlar düzenlemesi üzerine, Osmanlı Devleti  Rusya'ya karşı savaş ilan etti (1711).

Sadrazamlığa getirilen Baltacı Mehmet Paşa, 100.000 kişilik bir orduyla Tuna'yı geçerek Eflak'a girerken, Osmanlı donanması da Karadeniz'e açıldı. Osmanlı kuvvetleri, Kırım Ordusunun da desteği ile Rus birliklerini Prut Nehri kıyısında çember içine aldılar. O an için kurtuluş imkânı bulunmayan Rus Çarı Deli Petro, Moskova'ya bir mektup yazarak durumun zorluğunu ve ümitsizliğini anlattı. Çariçe 1. Katarina araya girerek Osmanlı Devleti'ne barış teklifinde bulundu. Hem Kırım Hanı, hem de İsveç Kralı saldırıya geçilip Rus ordusunun yok edilmesini savunuyorlardı. Ancak Baltacı Mehmet Paşa, yeniçerilere güvenmiyordu. Bir başka iddiaya göre ise Katerina'nın  Prut Savaşı sırasında barışı sağlamak bizzat Osmanlı sadrazamı Baltacı Mehmet Paşa'yla müzakerelere katıldığı ve onu ikna ettiği ileri sürülmektedir.

Kuşatma sırasında yeni bir kutsal ittifakın oluşturulabileceği düşüncesine sahip olan ve Osmanlı ordusunun çok yıpranacağı endişesini taşıyan Baltacı Mehmet Paşa barış yapılmasını kabul etti (21 Temmuz 1711). İmzalanan Prut Antlaşması ile Azak Kalesi Osmanlılara geri verildi. Ruslar, İstanbul'da devamlı bir elçi bulundurmayacak ve İsveç Kralı Şarl'ın serbestçe ülkesine dönmesine izin vereceklerdi.

Osmanlı Devleti kazandığı bu başarıdan sonra, daha önce kaybedilen Mora yarımadasını da geri almak istiyordu. Venedikli korsanların Osmanlı ticaret gemilerine saldırmaları ve Mora halkının Osmanlı Devletinin yönetimi altına girmeyi istemesi  Venediklilere savaş açılmasına neden oldu (8 Aralık 1714). Silahtar Ali Paşa, Modon, Koron ve Navarin'i alarak Mora'yı fethetti

 

1715-1718 Osmanlı-Avusturya-Venedik Savaşı ve Pasarofça Antlaşması 

Avusturya'nın Karlofça Antlaşması gereğince Mora'nın Venediklilere geri verilmesini istemesi üzerine, Avusturya'ya da savaş açıldı. Sadrazam Damat Silahtar Ali Paşa Osmanlı ordusu ile birlikte Macaristan'a girdi. Petrovaradin Muharebesi'nde Savoy Prensi Eugen komutasındaki Avusturya ordusu Osmanlı kuvvetlerini bozguna uğrattı (5 Ağustos 1716) ve Sadrazam Silahtar Ali Paşa şehit düştü. Bu bozgundan sonra 18 Ağustos 1717 tarihinde Belgrad düşman eline geçti. Silahtar Ali Paşa'nın yerine sadrazamlığa getirilen Damat İbrahim Paşa barış teklif etti. Yapılan Pasarofça Antlaşmasına göre yukarı Sırbistan, Belgrad ve Banat yaylası Avusturya'ya, Dalmaçya, Bosna ve Arnavutluk kıyıları Venedik'e verildi, Mora Yarımadası Osmanlılarda kaldı (1 Temmuz 1718).

1724 yılında İran'da taht kavgaları başlamıştı. Bu durumdan yararlanarak İran'ı ele geçirmek isteyen Rusya harekete geçti. İran'ın Rusya'nın eline geçmesini istemeyen Osmanlı Devleti İran'a sefer düzenledi. Ruslarla yapılan İstanbul Antlaşmasına göre Azerbaycan'da alınan yerler Osmanlılarda kalacak, Derbent, Bakü ve Dağıstan Ruslara bırakılacaktı.

Lâle Devri 

1718 yılında imzalanan Pasarofça Antlaşmasından sonra Osmanlı Devletinde yeni bir dönem başlamıştı. 1730 yılındaki Patrona Halil İsyanına kadar, 12 yıl süren bu döneme Lale Devri denir. Sultan III. Ahmet ve Damat İbrahim Paşa barışçı bir siyasetten yanaydılar. Lale Devri de bu barışçı politikaların bir ürünü olarak ortaya çıkmıştı.

Lale Devri'nde edebiyat, kültür ve sanat alanında gelişmeler olduğu gibi, teknik konularda da Avrupalı devletlerden etkilenilerek bazı yenilikler gerçekleştirildi. Bu dönem de Avrupa'ya ilk kez geçici elçiler gönderildi. 1727 yılı ortalarında Osmanlı Devletinde de matbaa kurulması için düzenlenen padişah fermanı üzerine, Paris Elçisi 28 Mehmet Çelebi'nin oğlu Sait Efendi ve İbrahim Müteferrika ilk matbaayı kurdular (16 Aralık 1727).

Lale devrinde Yalova'da bir kâğıt fabrikası kuruldu. İstanbul'da sık sık çıkan yangınları daha hızlı kontrol altına almak için, yeniçeriler içinden bir itfaiye örgütü oluşturuldu. Yine İstanbul'da bir kumaş fabrikası ve bir çini imalathanesi açıldı. Her tarafta birçok köşk, saray ve lale bahçeleri yapıldı. Ayrıca Doğu kültürünün klasik eserleri ilk kez Türkçe'ye çevrildi. İstanbul'da halk yıllar süren savaşlardan sonra böyle bir dönem yaşamanın mutluluğu içerisinde idi.

1723-1727 Osmanlı-İran Savaşı 

1723 yılında Şirvan'da çıkan karışıklıklar üzerine Rusya ile anlaşan Osmanlı Devleti'nin Kafkasya ve İran'a üç cephede savaş açtığı; Hoy, Hemedan veRevan'dan sonra Van Valisi Serasker Köprülüzade Abdullah Paşa'nın 1725 yılında Tebriz'e girdiği bilinmektedir. Ama ardından Andican'da Safevîlerin Afşar asıllı kumandanı Nadir karşısından alınan yenilgi üzerine İran Şahı II. Tahmasp ile Hemedan Barışı imzalanmıştır.

Patrona Halil İsyanı 

Damat İbrahim Paşa'nın açtığı zevk ve sefahat devrinden memnun olmayan ve bu yapılanları israf olarak gören bir kitle oluşmuştu. Bu topluluk İran seferinden olumsuz haberler gelmesi üzerine, harekete geçmiş camilerde ve diğer yerlerde propaganda yaparak ayaklanmanın zeminini oluşturmaya başlamıştı. Yeniçerilerin içerisinde de huzursuzluk belirmişti. On yedinci Ağa Bölüğü Yeniçerisi Patrona Halil ve yandaşları 25 Eylül 1730'da ayaklanmayı başlatmışlar ancak halkın onlara katılmaması endişesiyle bu girişimlerinden vazgeçmişlerdi. İsyancılar üç gün sonra Bayezid Cami’nin Kaşıkçılar kapısı tarafından yürüyüşe geçerek ayaklanmayı resmen başlattılar. Esnafı da dükkânlarını kapatarak kendilerine katılmaya ikna eden isyancılar, hapishaneleri boşalttılar ve yeniçerilerden de yardım gördüler. Yeniçeri ağalarından Hasan Paşa onlara karşı harekete geçtiyse de başarılı olamadı.

Bu gelişmeler üzerine Sultan III. Ahmet isyancıların ne istediklerinin sorulmasını istedi. İsyancılar, Sadrazam Damat İbrahim Paşa ile birlikte 37 kişinin kendilerine teslim edilmesini istediler. Lale Devrinin önemli kişilerinden olan Damat İbrahim Paşa ve bazı devlet adamları idam edilerek isyancılara teslim edildi. İsyan sırasında şehir tahrip edildi. İsyancılar Sadabad Köşkü'nü yaktılar. Ayrıca dönemin ünlü Divan şairlerinden Nedim de isyan sırasında, isyancılardan kaçmak için damdan dama atlarken düşerek öldü.

Patrona Halil ve diğer isyancı başları, bu sefer de tüm isteklerini yerine getiren Sultan III. Ahmet'in tahtan indirilmesini istedi. Kendisine ve ailesine zarar verilmemesi durumunda tahttan çekileceğini bildiren Sultan III. Ahmet, 1 Ekim 1730'da Osmanlı tahtını Şehzade Mahmut'a bıraktı. Yeni Cami Turhan Valde türbesine defnedilmiştir.

24- 1. Mahmud ( 1696 Edirne – 1754 İstanbul )

Okul çağına geldiği zaman babasının hocası Şeyhülislam Feyzullah Efendi'den dersler aldı. Şehzadeliğinde yüksek fen ve din ilimlerini öğrenerek yetişti. Babasının tahttan indirilmesinden sonra padişah olan amcası III. Ahmet de, şehzade Mahmut'un yetiştirilmesine itina gösterdi. Nihayet III. Ahmet'in Patrona Halil İsyanı'yla saltanattan indirilmesi üzerine, 30 Eylül 1730'da tahta çıktı. III. Ahmet saltanattan çekilirken yeğenine nasihatlar etti ve tavsiyelerde bulundu.

Patrona Halil İsyanı'nın bastırılması

Sultan I. Mahmud, padişahlığının ilk günlerinde, kendisini tahta çıkaran isyancıların isteklerini yerine getirmek zorunda kaldı. Sultan III. Ahmed devrinde yapılmış olan köşk ve konakların çoğu isyancıların istekleri sonucu yakılıp yıkıldı. Devlet adamları ve memurlar isyancıların düşünceleri doğrultusunda atandı.

İsyancıların önderi konumundaki Patrona Halil de Sultan Birinci Mahmud'a olan bağlılığını bildirmiş olmakla birlikte, devlet işlerine müdahale etmekten vazgeçmiyordu. Bu müdahale öyle bir aşamaya geldi ki, Patrona Halil Sultan Birinci Mahmud'dan kendisini yeniçeri ağalığına getirmesini ve Rusya'ya karşı savaş açmasını istedi. 15 Kasım 1730 günü tören yapılacağı bahanesiyle saraya çağrılan Patrona Halil ve yandaşları yakalanarak öldürüldü.

Patrona Halil yandaşları öldürülme korkusuyla tekrar ayaklandılar. Sultan Birinci Mahmud, Sancak-ı Şerif çıkarttı ve halktan ayaklanmanın bastırılması için yardım istedi. İsyanlardan bıkmış olan halk, padişaha yardımcı olarak ayaklanmanın 28 Ocak 1731 tarihinde kısa sürede bastırılmasını sağladı.

İran Savaşları

Osmanlı kuvvetleri İran seraskeri Ahmet Paşa ile Erzurum valisi ve Revan seraskeri Hekimoğlu Ali Paşa kumandası altında iki koldan harekete geçti. 30 Temmuz 1731'de Kirmanşah alındı. 15 Eylül'de Kürican sahrasında İran kuvvetleri bozguna uğratıldı. Urmiye ve Tebriz ele geçirildi. İran şahının sulh istemesi üzerine Ocak 1732'de Ahmet Paşa Antlaşması imzalandı. Buna göre Aras nehri iki devlet arasında hudut kabul edilirken; Revan, Gence, Nahcivan, Bitlis, Şirvan ve Dağıstan Osmanlılara, Tebriz, Kirmanşah, Hemedan, Luristan ve Erdelan eyaletleri ise İran'a bırakıldı. Söz konusu antlaşma Osmanlı Devleti'nin memnun etmedi ve sadrazam azledildi. Dolayısıyla, kırılgan bir barış ortamı oluştu. İran da kaybettiği Kafkasya topraklarını geri almak için fırsat kollamaya başladı. 1733'te İran'da iktidarı ele geçiren Nadir Şah, Osmanlıların eline geçen bölgeleri almak için tekrar savaş açtı. 1735'te Arpaçay'da yapılan muharebeyi Osmanlılar kaybetti. Gence, Tiflis ve Revan İran'ın eline geçti

 

Rusya ve Avusturya ile Savaşlar

 

Osmanlı Devleti'nin doğuda İran ile mücadelesini fırsat bilen Avusturya ve Rusya da iki cepheden harekete geçmişti. Azak kalesini ele geçiren Ruslar, Osmanlı kuvvetlerinin toparlanmasına meydan vermeden Gözleve, Kılburun ve Urkapı'yı da işgal ettiler. 12 Temmuz 1737'de harekete geçen Avusturya ordusu ise, Bosna, Sırbistan ve Eflak'a girdi. Bu mağlubiyetler üzerine I. Mahmut sadarete getirdiği Muhsinzade Abdullah Paşa'yı Rusya üzerine, Hekimoğlu Ali Paşa'yı da Avusturya üzerine sefere memur etti. Muhsinzade süratli bir hareketle Özi ve Kılburun kalelerini ele geçirirken, Hekimoğlu Ali Paşa ise Banya Luka'yı kuşatan Avusturya kuvvetlerine büyük bir darbe indirdi. Yapılan savaşta Avusturya kuvvetlerinin asker zayiatı 60 bin idi. Hekimoğlu Ali Paşa'nın bu zaferi İstanbul'da büyük bir sevince yol açtı. Avusturya ve Rusya barış istemek zorunda kaldı. Nihayet 18 Eylül 1739'de yapılan Belgrad Antlaşması'yla Avusturya ile Tuna ve Sava nehirleri sınır olarak belirlendi ve 1718 yılında imzalanan Pasarofça Antlaşması ile kaybedilen Kuzey Bosna, Batı Eflak ve Belgrad dahil Kuzey Sırbistan geri alındı. Rusya ise Azak Kalesi'ni ele geçirmekle beraber Azak Denizi'nde donanma bulunduramayacaktı.

Kapitülasyonlar (T.K.)

Osmanlı Devleti Atlas Okyanusu ticareti karşısında gerileyen Akdeniz ticaretini canlı tutmak amacıyla Kanuni Sultan Süleyman devrinde 1536 yılında müttefiki Fransa'ya ticaret ve gümrük kolaylıkları sağlamıştı. Tek taraflı olarak verilen bu ayrıcalıklar süresi bittiğinde uzatılmak suretiyle sürdürülüyordu. Rusya ve Avusturya ile imzalanan Belgrad Anlaşmalarında arabuluculuk ve kolaylaştırıcı rol üstlenen Fransa'ya bu kapitülasyonlar 1740 yılında imzalanan bir anlaşmayla sürekli olarak verildi.

XIX. Yüzyıldan itibaren birçok ülkeye teşmil edilen ve Osmanlı Devleti'nin ekonomisine zarar vermeye başlayan kapitülasyonlar 24 Temmuz 1923 tarihinde Lozan Anlaşması ile kaldırıldı.

İran ile yeniden savaş

Avrupa devletleriyle anlaşmalar sağlayan I. Mahmud, yeniden İran üzerine döndü. Nadir Şah, bu vaziyet karşısında Osmanlılarla baş edemeyeceğini anlayınca, Kasr-ı Şirin Antlaşması maddeleri üzerinden anlaşma teklifinde bulundu ve bu istek kabul edildi (1746).

Islahatlar

I. Mahmut, Lale Devri'nde (1718-1730) büyük bir hız kazanan Osmanlı reform hareketinin Patrona Halil İsyanı ile kesintiye uğradığı bir siyasi ortamda tahta geçti. Amcası III. Ahmed'in başlattığı reform politikasını daha çekingen bir üslupla da olsa sürdürmeye gayret etti. İsyandan sonra duraksayan matbaacılık hamlesinin yeniden canlandırılmasına izin verdi. Başta Ayasofya kütüphanesi olmak üzere kütüphaneler kurdu. Daha sonra Nuruosmaniye Camii adını alan camiin Avrupa mimarisi tarzında inşa edilmesi için Simon Kalfa adlı Ermeni mimarı görevlendirdi ise de, daha sonra gelen tepkiler üzerine bu projeden vazgeçti.

1729 yılında Osmanlı Devleti'nin hizmetine giren Humbaracı Ahmet Paşa'nın öncülüğünde Humbaracı Ocağı büyük bir gelişme sağladı ve gerek Avusturya'ya gerekse Rusya'ya karşı kazanılan başarılarda önemli pay sahibi oldu.

Ölümü

Zor bir dönemde padişah olmasına rağmen ülke içinde ve dışında huzuru sağlayan, Osmanlı Devleti'nin gerileme sürecini bir süreliğine de olsa yavaşlatmayı başaran I. Mahmut, 13 Aralık 1754'te hastalığına rağmen çıktığı Cuma namazından dönerken, Demirkapı'da at sırtında vefat etti. Yeni Cami Turhan Valde Sultan Türbesi'nde babası Sultan II. Mustafa'nın yanına gömüldü.

25- 3. Osman ( 1699 – 1757 )

Babası tahttan indirildiği sırada henüz dört yaşındaydı. Babasının ölümünden sonra Edirne'den İstanbul'a getirilen III. Osman, 17. yüzyıldan itibaren uygulanan şehzadelerin sancaklar yerine sarayda yetiştirilmesi gereği Topkapı Sarayı'nda Şehzadegan Dairesi'ne kapatıldı ve burada 51 yıl kapalı kaldı. Yumuşak karakteri olmasına karşın, çabuk kızar ve sinirli hareket ederdi.

Tahta çıktığında , mukataa, tımar ve zeamet sahiplerinden alınan curusiye vergisi ‘hazine dolu olduğu için’  alınmadı ve bu vergi kaldırıldı.(T.K.)

Bu konu önemli, çünkü okuyacağınız üzere; yakın bir tarihte Osmanlı iç borçlanmaya gidecektir.

Şefkat ve merhamet sahibi, özellikle yalanı ve rüşveti sevmeyen bir insandı. Ağabeyi Sultan I. Mahmut'un aksine müziği sevmez ve kadınlara iltifat etmezdi.

Sultan Üçüncü Osman'ın musikiden nefret ettiği için bütün müzisyenleri saraydan uzaklaştırdı. Sarayda dolaşırken cariyelerle karşılaşmak istemediği için ayakkabılarına demir ökçeler taktırmıştı. Ökçelerden çıkan sesi duyan cariyeler padişahın geldiğini öğrenip yoldan çekiliyorlardı. 2 yıl, 10 ay, 18 gün saltanat sürmüş ve bu süre içinde yedi tane veziri azam değiştirmiş, dönemi boyunca içte ve dışta barış ve huzur yaşanmıştır. 30 Ekim 1757 tarihinde şirpençeden  dolayı vefat etmiş ve Yeni Cami Turhan Valide Sultan türbesine defnedilmiştir.

26- 3. Mustafa ( 1717 – 1774 )

Babası Sultan III. Ahmet, annesi Emine Mihr-î-Mâh Sultan'dır. Babasının 1730'da padişahlıktan çekilmesinden sonra yirmi yedi yıl kafes hayatı yaşamıştır. Amcasının oğlu III. Osman'ın ölümü üzerine 1757'de tahta geçmiştir.

Başa geçtikten sonra sadrazam Koca Ragıp Paşa'yı görevde bıraktı. Malî durumu düzeltmek için sarayın giderlerini azalttı ve yolsuzlukların üzerine gitti ancak başarılı olamadı. Orduda topçu sınıfını düzeltmek için Baron de Tott'a "Sürat topçuları" adında askerî bir birlik kurdurdu. Rusların 1770'te Çeşme'de Osmanlı donanmasını yakmaları üzerine yeni bir donanma hazırlanmasına çalıştı.

Bu devirde Osmanlı Devletinde ilk kez iç borçlanmaya gidilmiş, Galata Bankerlerinden borç alınmıştır (Esham Sistemi)

 

 

Saltanatının son dönemine 1768-1774 Osmanlı-Rus Savaşı hâkim oldu. III. Mustafa ordusunun zayıflığını bilmekle beraber II. Katerina döneminde Rusya'nın Lehistan'a yaptığı müdahaleler yüzünden Rusya'ya karşı savaş ilan etti. Savaş sırasında Baltık Denizi'nden yola çıkan Rus Donanması Çeşme'de Osmanlı donanmasını yaktı. III. Mustafa savaşı bitirmek için girişimlerde bulundu ancak başarılı olamadı. Savaş sürerken ve Ruslar ilerliyorken III. Mustafa öldü. Laleli’de kendi yaptırdığı Laleli Külliyesi nin içindeki III. Mustafa Türbesi'nde yatmaktadır.

 

Paylaş |                      Yorum Yaz - Arşiv     
10526 kez okundu

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın


 Kahve Falı Yasağı, Tekke ve Zaviyeler Kanunu İçin Bir Hazırlık mı?

 

 Adnan Menderes Mahkemesini yenileme talebi İskilipli İçin Hazırlık mı?

Döviz Bilgileri
AlışSatış
Dolar5.35745.3789
Euro6.09556.1199
Hava Durumu
Anlık
Yarın
11° 5°