Site Menüsü
Üyelik Girişi
Anket
Anadolu Halk Hareketi'ni Doğru Buluyor Musunuz?
Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi1
Bugün Toplam30
Toplam Ziyaret590273
Hun İmparatorluğu (M.Ö.500-M.S.500)

(M.Ö. 500- M.S. 500)

Çin Seddini yaptıran, Avrupa’ya bugünkü şeklini veren Hunlar:

 

 

 

 

 

 

ASYA HUN İMPARATORLUĞU VE METE HAN

 

Yazılı Tarih Belgeleri ile kabul gören ilk Türk İmparatorluğudur. Bundan evveli ile ilgili bilgileri vermiştik, şimdi herkesçe kabul gören tarihe adım atıyoruz.

Hunlar, Çin kitaplarında Hiung-nu şeklinde geçer.

Ve Hunların bilinen başlangıcı M.Ö. 318 yılında yapılan Kuzey Şansi savaşı sonrası Hun ve Çinliler arasındaki antlaşmadır. Bu antlaşmada ilk olarak Hun adı geçmektedir. Buradan Asya Hun Devletinin  başlangıcını M.Ö. 500 kabul edebiliriz.

Başkenti Ötüken olan bu Devlet’in bilinen ilk Hükümdarı ise Teoman Yabgu’dur. M.Ö. 220-209 arasında hüküm süren Teoman devrinde Türk boylarından Tunguzlar ve Yüe-çileri hakimiyetine alan Hun Devleti, Çin topraklarına dayanmış ve hatta bir kısmını ele geçirmiştir.

Bu sırada Hun saldırılarından korunmak için Çinliler Çin Seddini yapmaya başlamışlardır. Uzaydan da görünen bu Sed, Türkleri durduramamıştır.

Teoman’dan sonra gelen Mete ise, Asya Hun Devletini İmparatorluğa yükseltmiş ve Orta Asya’daki Türk boylarının tamamını birleştirmiştir. (M.Ö. 209-174)

Mete Han’ın babası ile taht kavgası yaptığı Çin kaynaklarında yazılıdır. Bu sebeple Mete Yabgu ile Oğuz Kağan’ın aynı şahıs olabileceğini söyleyenler vardır. Bana göre bu biraz zor bir ihtimal olmasına rağmen, ihtimal olarak ayrı bir inceleme konusu olacaktır.

Mete Han zamanında  Japon Denizinden Hazar Denizine kadar tüm topraklar Türk hakimiyetine girmiştir. Aynı zamanda Çin’in kuzeyini ele geçiren Mete, Çin’i vergiye bağlamıştır. Mete'nin Çin'i topraklarına bağlamayıp, vergi almak suretiyle yönetmesinin sebebi, Çin yerleşik hayatı ve siyasi etkisinden uzak durma olarak yorumlanır. Bunun yanında Çin'in kalabalık nüfusu altında Hunluk özelliklerini kaybetmek istememiştir. Nitekim ileride bu Çin etkisi yüzünden ilk bölünme yaşanacaktır.

Bu dönemde Çin Seddi geliştirilerek hemen hemen şimdiki halini almıştır.

Uzaydan görünüşü.

 

 

Mete Han zamanında Asya Hun İmparatorluğu en geniş toprak hacmine ulaşmış ve bu dönemdeki askeri ve siyasi teşkilatlanma, sonraki Türk Devletlerine örnek teşkil etmiştir.

Mete Han’ın ölümünden sonra yerine oğlu Kiok Han geçmiştir. (M.Ö. 174-160)

KiOk Han (İki Ok?) zamanında Mete Han’ın sistemi ve toprak bütünlüğü devam etmiştir. Ancak Çin ile siyasi işbirliğini arttırmak isteyen Ki-Ok, Çin Prensesi ile evlenmiş ve tabiri caiz ise ne olduysa ondan sonra olmuştur.

 

Kiok Han’ın ölümünden sonra başa geçen Hükümdarlar, toprak bütünlüğünü koruyamamış, taht kavgaları baş göstermiş ve bunun sonucunda Hun İmparatorluğu Batı ve Doğu olmak üzere ikiye ayrılmıştır. (M.Ö. 48)

Kimileri bunu Çin Prensesinin soyundan gelenler ile Türk Prenseslerin soyundan gelenler arasındaki kavgalara bağlamaktadır

İlk Ayrılış

(M.Ö. 48)

  

Nitekim ilk ayrılış nedeni Çin etkisini kabul eden Ho-Han-Ye ile kardeşi Çiçi Han arasındaki anlaşmazlık sonucu olmuştur. Ho-Han-Ye, ekonomik sıkıntılar sebebiyle Çin ile belirli anlaşmalar yapmak istemiş, Çiçi Han ise bunu ‘Atalarına saygısızlık’ kabul ederek batıya göç etmiş ve Batı Hun Devletini kurmuştur.

Asya Hun İmparatorluğu ilk olarak Doğu Hun Devleti ve Batı Hun Devleti olarak 2 ye ayrılmıştır.

Batı Hun Devleti:

Çiçi Han yönetimindeki boylat ile ayrı bir Devlet oluşturulmuş; ve bu Devlet Aral gölü, Batı Türkistan ve Karadeniz'in kuzeyine kadar olan bölüme egemen olmuştur. Göktürk devletinin kurulmasıyla Avrupa'ya göç ederek Avrupa Hun İmparatorluğu'nun temelini bu boyların oluşturduğu söylenmektedir.

 

Doğu Hun Devleti

Ho-Han-Ye’nin ölümü sonrası, yine Çin etkisi konusundaki anlaşmazlık sonucu Kuzey Hun ve Güney Hun olarak ikiye ayrılmıştır.

İkinci Ayrılış

(M.S. 49)

Hohanye ve Çiçi zamanında yaşanan ayrılık, M.S. 49 yılında imparator Panu ile yeğeni Pi arasında tekrar cereyan etti. Panu, alışılageldiği gibi imparatorluğu Çin kültürünün etkisi altında yönetiyordu. Yeğeni Pi, bu duruma karşı çıkıyordu. İmparatorluğun eskisi gibi bağımsız ve bölgesinde otorite sahibi büyük bir İmparatorluk haline gelmesi için mücadele etme düşüncesindeydi. Bu ayrılık çatışmaya dönüşerek imparatorluğun ikiye bölünmesiyle sonuçlandı.

Yaşanan mücadele sonrası Pi, askeri gücünü toplayarak imparatorluğun Kuzey bölgesine; Sibirya’nın güneyi ile Moğolistan’ın kuzeyi arasındaki bölgeye çekilerek kendi yönetimini oluşturdu. İmparatorluğun kurulmasıyla birlikte Pi, bölgedeki Hun beyliklerininde desteğiyle bölgesine hükmetmeye başladı. Ancak bulunduğu bölgede Sienpiler, Moğol-Tunguz karışımı topluluklar ile Wuhunlar bulunuyordu.

 

 

 

Pi, kuzeyde bulunan Hun beyliklerininde desteğini alarak bölgesinde söz sahibi olmaya başladı. Kuzey Hunları kısa bir sürede Güney Hunları ve Çin için tehdit haline geldi. M.S. 60 lı yıllara kadar batı bölgesindeki diğer toplulukların ayaklanmalarıyla ve bölgedeki güç dengeleriyle mücadele eden Kuzey Hunları, bu bölgedeki otoritesini kabul ettirerek bölgesinde söz sahibi olmayı başardı. Bölgesindeki sorunları çözen Kuzey Hunları, artık Güney Hunları ve Çinin üzerine yürüyebilecek güce sahip hale geldiler.

Öyle ki, Kuzey Hun İmparatorluğu, artık Güney Hun İmparatorluğundan daha güçlü ve büyük bir imparatorluk haline gelmişti. Çin, Güney Hun İmparatorluğu bölgesinde askeri anlamda rahat hareket edebiliyorlardı. Bu nedenle Güney Hun İmparatorluğu bölgesinde yapılan savaşlarda kaybetse bile toprak kaybetmiyordu. Ancak Kuzey Hunlarının 61-65 yılları arasındaki ilerleyişi Çin sınırlarına kadar ulaştı. Kazandığı savaşlarla da güçlenerek Çin’e meydan okumaya başladı.

Çin, sınır kasabalarıyla ticareti yasaklamış, böylece Kuzey ve Güney hunlarının ekonomik varlığını zayıflatmıştı. Kuzey Hunları, bu dönemde Çin’i serbest ticarete izin vermeye mecbur ettiler. Artık Hunların parlayan güneşi Kuzey Hunlarıydı. Çin ise, Büyük Hun İmparatorluğu zamanında yaşadığı Hun baskısını tekrar yaşıyordu.

Kuzey Hunları, kısa zamanda bölgesinde güçlenerek söz sahibi olmaya başlamıştı. Çin bu durumdan oldukça rahatsızlık duymaya başladı. Kuzey Hunlarının daha fazla güçlenmesi Çin için eski kötü günlerin geri dönmesi anlamına geliyordu. Bu nedenle Çin, hanlığın tüm gücünü Kuzey Hunlarıyla mücadele için seferber etti. Bugün Çin tarihinde bir kahraman olarak adı geçen Pan Çao, bu ünvanını Kuzey Hun İmparatorluğuyla yaptığı uzun mücadele sonucunda elde etti.

Kuzey Hun İmparatorluğu, tüm gücüyle güneyinde bulunan Çin’e karşı mücadele ediyordu. Ancak Kuzey bölgesinde yeni bir gelişme meydana geldi. Bölgede bulunan diğer bir Türk boyu olan Sienpiler güçlenerek kendi egemenlik alanlarını genişletiyorlardı. Sienpi’lerin hakimiyet alanı Çungarya’dan Güney Sibirya’ya kadar uzanıyordu. Kuzey Hun İmparatorluğunun güneyde Çin ile mücadele etmesini fırsat bilerek imparatorluğun kuzey bölgesini baskı altına aldı. Kuzey Hunlarının mücadelesi Kuzeyde Sienpi’lere, güneyde Çin Hanlığına karşı devam etti.

Bu mücadele dönemi 30 yıl kadar sürdü. Ancak hem Sienpi’ler çok güçlenmişti, hem de Çin hanlığı, geçmişten gelen Hun Paranoyası nedeniyle Kuzey Hunlarına karşı seferberlik haliyle mücadele ediyordu. Yapılan savaşlar sonrasında Kuzey Hunları zayıflayarak sahip olduğu kentleri kaybetmeye başladı. 93 yılında Sienpi’ler ilk kez Kuzey Hunlarını mağlup etmiş ve bundan sonra gerileme dönemi başlamıştı. M.S. 156 yılına kadar süren bu ağır savaşlar neticesinde imparatorluk zayıflayarak yıkıldı.

Kuzey Hunlarının, kültür ve savaşçı özellikleri sebebiyle ilk Asya Hun İmparatorluğunun devamını temsil ettiği söylenir.

Kuzey Hunların nereye gittiği konusunda çeşitli iddialar mevcuttur. Batıya göçüp Batı Hun Devleti ile birleştikleri, Ak Hun İmparatorluğunu kurdukları söylenmektedir.

Bu konuda başka bir tezi ayrıca yazacağım. Bu Kuzey Hunlarını unutmayalım arkadaşlar. Önemli.

 

Güney Hun Devleti

Kuzey Hun Devleti yıkılana kadar, Çin kültürü etkisi ile varlıklarını sürdürdüler. Kuzey Hun İmparatorluğunun yıkılmasıyla bölgede bulunan ve önceki Hun İmparatorluklarının devamı niteliğini taşıyan tek Hun imparatorluğu durumundaydı. Ancak Çin, Güney Hunlarının yönetimini tamamen inisiyatifi altına almaya başlamıştı.

177 yılına dek Hunlar kendi İmparatorlarını seçiyorlardı. Bu imparatorlar Çin hanlığında yetiştiriliyor olsa da tercih Hunlara bırakılıyordu. Ancak 177 yılında Çin, Güney Hun imparatorluğunun Yabgusunu kendisi atama kararı aldı. Bu karar Hunlar arasında infiale neden oldu. Öyle ki Hun kabileleri, Çinin atadığı imparatoru kabul etmeyerek öldürdü. Bu olaydan sonra Hunlarda iç karışıklıklar baş göstermeye başladı. İmparatorluk başsız kalmıştı. Seçilen imparatorlar ise Çinin siyasi varlığı nedeniyle söz sahibi olamıyordu. Bu süreç 216 yılına kadar devam etti.

AVRUPA HUN İMPARATORLUĞU VE ATİLLA

(M.S. 350-469)

Avrupa Hun İmparatorluğu, Orta Asya’dan Batıya doğru göç ederek Hazar bölgesinde toplanan Hun kütlelerinin bölgede çoğalmasıyla ortaya çıkan, varolduğu kısa dönemde Tarihe silinmeyecek izler bırakmış ve diğer büyük Türk imparatorluklarının temelini oluşturmuş önemli bir devlet olmuştur.


Avrupa Hunlarının tarih sahnesine çıkışları, dünya literatüründe farklı bir öneme daha sahiptir. Avrupa Hunları, Hazar denizinden Avrupa’ya doğru ilerlemeden önce, Avrupadaki demografik yapı bugünküne göre çok daha belirsizdi. Avrupa kıtası Roma İmparatorluğundan ve İmparatorluğa dahil olmayan Barbar kavimlerden oluşuyordu. Bu barbar kavimler bir imparatorluk seviyesine ulaşmamış, ancak bulundukları topraklarıda Roma’nın yönetimine bırakmamışlardır. Yaşayış şekilleri ve kültürel değerlerinin çok zayıf olması nedeniyle bu topluluklardan Barbar kavimler olarak bahsedilir. Bu barbar kavimler, bugün Avrupa kıtasında bulunan ülkelerin atalarıdırlar. Hunların Avrupa’ya ilerlemeleriyle bölgedeki demografik yapı önemli ölçüde etkilendi. Hunlardan önce Kafkaslara kadar uzanan bu barbar kavimler, Hunların Tuna nehrini aşarak Avrupa’yı otoritesi altına almaya başlamasıyla Avrupa’nın içlerine doğru ilerleyerek Roma ile karşı karşıya gelmiştir. Bu barbar kavimlerin Roma üzerindeki baskıları sonucunda Roma ikiye bölünmüş, varoluş mücadelesine giren barbar kavimler, zamanla kendi yönetimlerini oluşturmuştur. Tarih, bu dönemi Kavimler Göçü olarak kaydetmiştir. Bu süreç, Hunların Avrupa’ya girmesi ile başlar, Avrupa Hun İmparatorluğu’nun yıkılmasıyla neticelenir. Günümüz dünyasındaki medeni Avrupa ülkeleri, bugünkü varlıklarını Avrupa Hunlarına borçludurlar diyebiliriz.


Avrupa Hunlarının Tarih Sahnesine Çıkışı (M.S.-352)

Önce Doğu ve Batı, daha sonrada Kuzey ve Güney olarak ikiye bölünen Büyük Hun İmparatorluğunun Orta Asyada varlığını yitirmeye başlamasıyla batıya doğru göç eden Hun toplulukları Hazar gölü çevresinde yoğunlaşmıştı. M.Ö. 36 yılında başlayıp, M.S. 300 lü yıllara kadar devam eden bu göç hareketiyle Bu bölgede yaklaşık 300 yıl boyunca yaşayan Hun toplulukları, zamanla bölgeye hakim bir güç haline geldi. Büyük Hun İmparatorluğu döneminde devletçilik vasfı kazanan Hun Türkleri, bu vasıflarını bulundukları bölgeye de taşıyarak zamanla güçlerini birleştirerek yeni bir imparatorluk kurmaya doğru ilerlediler.

Günümüz literatüründe Avrupa Hun İmparatorluğunun kuruluşu 374 olarak geçer. Bu bilgiye Avrupa kaynaklarından ulaşıyoruz. Oysaki bu kaynaklar 374 yılında, Hunların Gotları yenilgiye uğratmasından bahseder. Zamanla yapılan araştırmalar Avrupa Hunlarının ilk hakanının “Kama Tarkan” olduğunu ortaya çıkartmıştır.

Tarkan, bölgedeki Hun topluluklarını yönetimi altında toplayarak 352 yılında Avrupa Hun İmparatorluğunu fiilen kurdu ve yönetimi 370 yılına kadar elinde bulundurarak Hazar ve çevresinde önemli bir güç haline gelerek, hakimiyet alanını batıya doğru ilerletti. Geçen 18 yıl, Hazar bölgesinde yaşayan Hun Türklerinin teşkilatlanmasını ve Devlet düzenine geçmesini sağladı.


Balamir Dönemi (370-378)

Balamir, Kama Tarkan’ın ölümüyle yönetime geçti. (Kama Tarkan’ın oğlu olduğu kesin değildir) Yönetime geçmesiyle Batıya doğru ilerlemeye başladı ve bölgede bulunan Alan ülkesini ele geçirdi. Bu dönemde bölgede, imparatorluk niteliği taşımayan ancak kalabalık ve güçlü barbar kavimler bulunuyordu. Bugünkü pek çok Avrupa ülkesinin atası ola bu barbar kavimler zaman zaman Roma imparatorluklarının sınırlarını zorlayarak bölgedeki varlıklarını devam ettiriyorlardı. Balamir, İdil nehrini geçerek bu bölgede bulunan Gotlara baskı kurmaya başladı. Gotlarla İlk savaş 375 yılında gerçekleşti. Savaşı kazanan Balamir, Gotların Avrupa’nın içlerine, Roma’ya doğru ilerlemelerini sağladı. Kavimler Göçü olarak tarihe geçen süreç bu savaşla başlamıştır. Balamir döneminde Hunlar, hakimiyet alanlarını genişleterek Avrupa’ya doğru ilerlediler.

374 yılında Balamir komutasında İdil Nehri kıyılarında görünmüşler, Karadeniz'in kuzeyindeki düzlüklerde yaşayan Ostrogotlar'ı ve Vizigotlar'ı yenilgiye uğratmışlardır. 375 yılında Ostrogotlar ve Vizigotlar, Hunlar'ın saldırılarından dolayı batıya doğru yönelmişlerdir. Böylece Kavimler Göçü başlamıştır.




Alipbi Dönemi (378-390)

Avrupalıların “Baltazar” ünvanı verdiği Alipbi, Balamir’in ölümünden sonra yönetime geçti. Alipbi’nin yönetimiyle Hunlar Balkanlara doğru ilerleyerek hakimiyet alanını giderek genişletmeye başladı. Aynı yıl Tuna nehrini geçerek Trakyaya kadar ilerledi. Bu ilerleyişinde Romadan herhangi bir direniş görmedi. Hunların ilerlemesiyle zor durumda kalan barbar kavimler, Hunlarla mücadele etmek yerine Romanın üzerine gitmeyi yeğlediler. İlerleyen yıllarda da Roma, barbar kavimlerin saldırılarıyla uğraşırken Hunlar bölgedeki hakimiyetlerini güçlendirdiler.

Roma İmparatoru I. Theodosius'un 17 Ocak 395 tarihinde ölmesi üzerine Hunlar tekrar harekete geçmişlerdir. 395 yılında Hun orduları Balkanlar üzerinden Trakya'ya akın yapmışlardır. Yine aynı yıl Kafkasya'dan gelen Hunlar, bugün Lübnan'da bulunan Sur şehrinde, Şanlıurfa'da ve Antakya'da bir süre kalmışlar sonra tekrar Karadeniz'in kuzeyindeki topraklara dönmüşlerdir. Bu olay ile Türkler ilk defa Anadolu'ya gelmişlerdir.

Uldız Han (Yıldız)  Dönemi

390 yılında Alypbi'den sonra başa geçen Uldız Han zamanında Hunlar; Karpat Dağları'nı aşarak bugünkü Macaristan'ın bulunduğu bölgeye girmişlerdir. Hun İmparatorluğu'nun dış siyaseti Uldız zamanında belirlenmiştir. Buna göre, Doğu Roma İmparatorluğu baskıda tutulacak, barbar kavimlere karşı Batı Roma İmparatorluğu ile iyi ilişkiler içinde bulunulacaktı. Bunun nedeni Batı Roma İmparatorluğu'nun düşmanı olan barbar kavimler aynı zamanda Hunların da düşmanıdır. Bu nedenle Hunlar, Batı Roma İmparatorluğu ile iyi ilişkiler içinde bulunmayı seçmişleridir.

Uldız'ın Tuna boylarına kadar ilerlemesi ile barbar kavimler, Batı Roma İmparatorluğu topraklarına girmeye başlamıştır. Batı Roma İmparatorluğu, sınırlarını aşan kavimleri durdurmakta güçlük çekince Uldız'dan yardım istemiştir. Uldız Han yardım isteği üzerine 406 yılında Radagais idaresindeki barbar kavimleri, bu günkü Floransa'nın güneyinde yenilgiye uğratmış, Ağustos 406 tarihinde Radagais idam edilmiştir. Uldız bir yandan Batı Roma İmparatorluğu'nu kurtarırken diğer yandan barbar kavimleri Galya'ya göçe zorlayıp, Hunlara batıda hareket serbestliği sağlamıştır.

Uldız, Doğu Roma'yı baskı altına almak amacıyla 409 yılında Tuna Nehri'ni geçmiştir. Kendisi ile barış görüşmeleri için gönderilen Doğu Roma İmparatorluğu elçisine

Güneşin battığı yere kadar her yeri zaptedebilirim !

 

diyerek meydan okumuştur. Uldız Han'ın 412 yılında ölümünden sonra yerine Oktar (Karaton) geçmiştir. Oktar 422 yılına kadar hükümdarlık yapmıştır.

Oktar'dan sonra 422 yılında devletin başına Rua geçmiştir. Attila'nın babası olan Muncuk ise 408 yılında ölmüştür. Rua, 422 yılında Doğu Roma İmparatorluğu'nun, Hun ordusunu isyana kışkırtmak ve bağlı kavimleri Hunlar'dan ayırmak amacıyla Hun topraklarına gönderdiği casusları ileri sürerek Balkan seferine çıkmıştır. Direniş göstermeyen Doğu Roma İmparatorluğu, vergi ödemek zorunda bırakılmıştır.

Doğu Roma İmparatoru II. Theodosius, Batı Roma İmparatorluğu'ndaki karışıklıklardan yararlanarak İtalya'ya ordu ve donanma göndermiştir. Batı Roma İmparatorluğu Rua'dan yardım istemiştir. Rua bölgeye asker gönderince II. Theodosius, Hunlar ile savaşmayı kabul etmeyerek geri çekilmiştir. Doğu Roma İmparatorluğu, Hunların baskılarına karşı Hun idaresinde yaşayan kabileleri kışkırtmaya devam etmiştir. Bunun üzerine Rua, Doğu Romalı tüccarların Hun İmparatorluğu'nda ticaret yapmalarını ve ücretli asker toplamalarını yasaklamıştır. Yine bu dönemde 433 yılında Viyana Roma tarafından Hunlara teslim edilmiştir. Rua, Doğu Roma İmparatorluğu'na sığınan Hun kaçaklarının geri verilmesi ile uğraştığı sırada, 434 yılında ölmüştür.

Atilla Dönemi ve Roma'yı vergiye bağlayan İmparatorluk

Rua'nın ölümü üzerine Atilla  Hun İmparatorluğu'nun başına geçmiştir. Atilla, babası Muncuk'un ölümünden sonra amcası Rua'nın yanında yetişmiş, birlikte savaşlara katılmış, devlet yönetimini ve Hun siyasetini öğrenerek tecrübe kazanmıştır. Atilla idaresi sırasında Hun İmparatorluğu ile Doğu Roma İmparatorluğu arasında Hun kaçaklarıyla ilgili görüşme yapılmaktaydı.

Atila Hun elçisi Esla ile birlikte dönen II. Theodosius'un görevlendirmiş oldukları Roma konsülü Plintha ve Dionysius'u Tuna ve Morava nehirlerinin birleştiği yerdeki Margos (bugünkü Požarevac, Sırbistan)'da karşıladı. Görüşmenin at sırtında yapılmasını isteyen Atila’ya karşı Roma elçileri de altta kalmamak için bu teklifi kabul etmiştir. Priscus'un yazdıklarına göre; at sırtında uzun süre oturmamış ve hiç müzakere yapmamış olan Roma elçilerinin zor halleri, Atilla için eğlence ve alay konusu olmuştur. Yapılan görüşme sonucunda Doğu Roma İmparatorluğu ile Hun İmparatorluğu arasında yapılan Margos Antlaşması imzalanmıştır. Antlaşmanın başlıca maddeleri şunlardır;

1-Doğu Roma İmparatorluğu, Hunlara ödemekte olduğu vergiyi iki katına çıkaracak (350 pound altından 700 pound altına).

2-Doğu Roma İmparatorluğu, Hunlara bağlı ve onlara düşman kavimlerle antlaşma yapmayacak, ticari ilişkiler sınır kasabalarında devam edecek.

3-Doğu Roma İmparatorluğu, elindeki Hun esirleri iade edecek.

4-Doğu Roma İmparatorluğu, kaçak adam başına 8 Solidus altın ödeyecek.

İskitya Seferi :

Atilla Margos antlaşmasıyla; Hun İmparatorluğunun doğu bölgesine yapılacak sefer sırasında Bizans'dan gelebilecek tehditleri tümüyle ortadan kaldırmıştır. II. Theodosius ise bu antlaşmadan sonra, Sasani Şah'ı V. Behram ile aralarında geçmekte olan Ermenistan meselesine yoğunlaşmıştır. Hun kaçaklar geri alınarak bir kısmı idam edilmiş, Bizans'dan gelen altınlarla da İskitya Seferi için hazırlıklar tamamlanmıştır. 435 yılında Atilla Hun ordularının başına geçerek doğuda Volga boylarındaki Bizans'ın teşvikiyle isyan etmiş olan Akatlar’ın üzerine yürümüştür. Elde ettikleri galibiyetten sonra Attila, oğlu Ellak'ı Akatların başına şef tayin etmiştir. Hun orduları Orta Asya'ya kadar geldikten sonra, dönüş yaparak Kara Deniz'in kuzeyindeki ovalar üzerinden Baltık sahillerine inmiş ve buradaki Sorog’ları mağlup etmiştir. Bu güç gösterisiyle İmparatorluğunun her yerinde düzen ve istikrarı sağladıktan sonra Atilla ordularıyla İmparatorluk merkezine geri dönmüştür. 435-440 yılları arasında geçen bu kontrol ve teşkilatlandırma seferinden sonra Hun İmparatorluğu en geniş sınırlarına ulaşmıştır.

Tabi bu alana, okuyacağımız üzere fethedilen ama topraklara katılmayıp vergi alınan Roma, İtalya v.b. topraklar dahil değildir. Aşağıda okuyacağımız üzere Antakya'ya kadar gidilmiş, Urfa ve yöresi ve daha fazla yerler aslında fethedilmiştir. Ancak buralar vergi almak haydı ile boşaltılmıştır.

1. Balkan Seferi

441 yılına gelindiğinde Doğu ve Batı Roma İmparatorluğu tekrar barbar istilalarına mağruz kalmıştır. Vandallar, Geiserich idaresi altında Batı Roma İmparatorluğunun Afrika eyaletlerini istila ederek Kartaca'yı ele geçirmiştir. Doğu Roma İmparatorluğu ise Sasanilerin Ermenistan'ı istilası, Anadolu’da ise Tzanilerin isyanlarıyla zor zamanlar geçirmektedir. Bizans'ın içinde bulunduğu durumun farkında olan Atilla, Bizans ile aralarındaki antlaşma şartlarının değiştirilmesine karar vermiştir. Hun İmparatorluğuna ödenen haracın arttırılması için diplomatik müzakerelere gerek duyulmadığı, II. Theodosius'un karşı koyamayacağı bir saldırı sonucunda daha fazla ganimet elde edecekleri kararına varılmıştır. Saldırı gerekçesi olarak ise Doğu Roma İmparatorluğunun Margos Antlaşması'na uymaması ve Margos Piskopozunun Hun mezarlarını talan etmesi gösterilmiştir.

Hun orduları Atilla önderliğinde, Tuna nehrini geçerek Viminacium (bugünkü Kostolac) şehrini yerle bir etmiştir. Margus kalesi önlerine gelindiğinde ise, Piskopos teslim olarak canının bağışlanması karşılığında, orduyu kaleye gizlice sokacağının teminatını verir. Attila bu öneriyi kabul ederek Margus kalesini fetheder. II. Theodosius Hunlarla olan antlaşmaya sağdık kalacağı sözünü vermiş, bu istila karşısında Sasani Şah'ı II. Yezdigirt ile antlaşma imzalayıp, Vandalların istilasına karşı deniz yoluyla Batı Roma İmparatorluğuna yardım amaçlı gönderdiği filoyu geri çağırtmıştır. Bu sefer sonucunda Doğu Roma İmparatorluğunun Hun ordularına karşı koyamayacağı anlaşılmıştır.

2. Balkan Seferi

443 yılına gelindiğinde Atilla ordusunu yeni kuşatma araçlarıyla (koçbaşları, mancınıklar) donatarak Balkanların tamamına hakim olabilmek için orduyu dağıtmıştır. Naissus (Nis), Serdica (Sofya), Philippopolis (Filibe) ve Arcadiopolis (Lüleburgaz) şehirlerini sırayla ele geçirmiştir.

Bizans İmparatorluğunu kesin olarak itaati altına alabilmek için 446 yılında ordularını tekrar harekete geçiren Atilla, Dacia Ripensis bölgesindeki (bugünkü Plevne) Utus Savaşında Arnegisclus komutasındaki Bizans ordularını imha etmiştir. Bu galibiyetten sonra ordusunun bir bölümünü Yunanistan'a gönderen Attila, ana orduyla birlikte Constantinopolis'e hareket etmiştir. Termopylae'ye kadar birçok yeri tahrip eden Hunlar, geri dönerek Büyükçekmece’ye kadar gelen ana Hun ordusuna katılmıştır.

Yenilgiyi kabul eden II. Theodosius, Attila ile yeni bir antlaşma yapmak için konsül Anatolius'u Hun ordugahına göndermiştir. 447 yılında Hun İmparatorluğu ile Bizans İmparatorluğu arasında yapılan Anotolyos Antlaşmasıyla;

1-Doğu Roma İmparatorluğu, yıllık ödediği vergiyi 3 katına çıkartacak (700 pound altından 2.100 pound altına).

2-Doğu Roma İmparatorluğu, bir defaya mahsus savaş tazminati ödeyecek (6.000 pound altın)

3-Doğu Roma İmparatorluğu, Tuna nehrinin güneyinde asker bulundurmayacak.

4-Doğu Roma İmparatorluğu, elindeki Hun esirleri iade edecek.

5-Doğu Roma İmparatorluğu, kaçak adam başına 12 Solidus altın ödeyecek.

Priscus'un yazdıklarına göre; Hunlara ödenmek zorunda kalınan olağanüstü vergiler yüzünden, birçok asilzade varlıklarını kaybetmiş, halk isyan etmiş ve iktisadi düşüş başlamıştır.

Batı Roma (Galya) Seferi 

Roma İmparatoru'nun kızıyla evlenen Atilla, çeyiz olarak imparatorluk topraklarının yarısını isteyince, bunu kabul etmeyen Batı Roma'nın üzerine yürüdü. Katalon Ovası'nda Atilla, 100 bini Hun geri kalanı da Germen ve Slav kavimlerinden oluşan 200 bin kişilik bir ordu ile iken Roma ordusu da aynı bölgeye 200 bin kişilik ordu ile gelmişti. Hun düşmanı olan kavimlerin hepsi Aetiüs ordusunun safında birleşmişlerdi. 20 Haziran 451 günü dünyanın iki yarısı birbiri üzerine yüklendi. Savaş 24 saat sürdü ve iki taraf da çok büyük büyük kayıplar verdi. Fakat akşam olduğunda dağılan Roma ordusu oldu. Roma'yı destekleyen Batı Got ordusu da kralları savaşta ölünce çekilmek zorunda kaldı. Atilla Roma'nın asker deposu sayılan Galya'yı işgal etmiş, zamanın bilinen dünyasına yenilmezliğini kabul ettirmişti.

İtalya Seferi (452)

450 yılında başlayan Galya seferi Katalon savaşıyla kapanmıştır. Constantinopolis'de tutsak olan III. Valentinianus'un kızkardeşi Honoria, Atilla'ya kendisini kurtarması için bir mektup ve kendisiyle evlenmesi için bir yüzük yollamıştır. İlk başta bunun bir aldatmaca olduğunu düşünen Atilla, temkinli davranarak Ravenna'ya bir elçi heyeti gönderir. Honoria'nın serbest bırakılıp haklarının tanınmasını, aksi taktirde olayların daha kötü boyutlara ulaşacağının mesajını verir. III. Valentinianus, Atilla'nın bu isteğini reddederek elçileri geri gönderir, Honoria'yı da Roma'ya getirterek üst düzey bir valiyle evlendirir. İsteğinin reddedildiğini öğrenen Atila, 451 yılında ordularını tekrar toplayarak İtalya aleyhinde harekata başlamıştır. Katalon savaşında kesin bi zafer elde edemeyip saray entrikaları yüzünden Ravenna'da kalmak mecburiyetinde olan Flavius Aetius, vakit ve imkan bulup Hun İmparatoru'nun harekatıyla meşgul olamamamıştır. Bu sebeple Attila, İtalya yolunu bir kale-şehir olan Aquilia'nın surları altına kadar kolayca katetmiştir.

Bu şehir, Batı Roma İmparatorluğu'nun doğu sınırlarını savunmaya yarayan bir mevkiideydi. Şehir çok sağlamlaştırılmış, muhafızları Gotlardan oluşturulmuş tecrübeli askerlerdi ve komutanları ise Got Prens Antala idi. Hunlar tarafından kuşatılan şehir yaklaşık 3 ay boyunca direndi ve hiçbir zaman teslim olmayacakmış izlenimi doğurdu. Bu biçim uzun bir kuşatmaya fazla rastlamayan, Aquilia çevresindeki yerleşim yerlerini yağma etmiş olan Hun ordusu, yiyecek sıkıntısı yüzünden zor zamanlar geçiriyordu ve memnuniyetsizliklerini açıkça belirtmeye başladılar. Atilla bu durumun yakın zamanda daha da sakıncalı bir duruma dönüşebileceğini düşünüyor, böyle kalabalık ve kuvvetli bir kaleyi gerisinde bırakıp ilerlemeyi de uygun bulmuyordu. Geri çekilmeyi de İmparatorluğu'nun karşısında, kendisinin aciz ve beceriksiz görülmesini kabul edememiştir. Böyle bir durum ve tereddüt içinde olan ve ne karar alacağını bilmeyen Atilla, Jordanes'in naklettiğine göre; bu sırada bir leylek sürüsünün Aquilia'yı bırakıp gitmekte olduğunu görür. Atilla, askerlerini cesaretlendirmek için bu olaydan yararlanmayı fırsat bilerek askerlerine hitap eder

"Üstün bir önsezişle yaratılmış olan bu kuş sürüsü, şehrin kendilerine güvenlik sağlamadığına kanaat getirerek yuvasını bırakıp gitmektedir. Bu kaleyi savunanların artık şehri savunacak kuvvetten ve imkandan mahrum olduğunun kesin bir işaretidir. Demek oluyor ki, düşmanlarımız artık kuşatmamıza uzun zaman dayanamayacaktır." demiştir.

Attila'nın bu sözleri askerleri üzerinde büyük bir etki yaratmıştır ve Hun askerleri, koçbaşları ve mancınıklarla artan bir heyecan ve şiddetle saldırıya geçmiştir. Surlarda açtıkları gedikten şehrin içine giren ordu, şehri ele geçirmiştir.

Böylelikle Batı Roma İmparatorluğu'nun en meşhur ve korunaklı şehirlerinden birisi olan haritadan silindiği gibi, İmparatorluğu doğu sınırında koruyan kapı da ortadan kalkmıştır.

Aquilia şehri düştükten sonra Attila ordusu ile birlikte İtalya'ya girmiş ve sıra ile Altinum, Padova, Vicenza, Verona, Brixia ve Bergamo gibi şehirleri harabeye çevirmiştir. Yalnızca Pavia ve Milan şehirleri razılıkla boyun eğip, değerli hediyeler karşılığında insanları ve evleri her türlü zarar ve ziyandan kurtulmuştur. Bu davranıştan anlaşılacağı üzere Hunların kendilerine yalnız başeğmeyenlere acımasız oldukları doğrulanmıştır.

Hunların yaptıkları tahribat, verdikleri zarar karşısında bütün İtalya'yı dehşet ve korku kaplamıştır.

Orjinali ''mamma mia,vengono i turchi!'' anlamı ‘Anne Türkler geliyor’’ olan ünlü İtalyan sözü, bu dönemle başlamıştır.

 

Flavius Aetius, İmparatorluğu yıkılmanın eşiğinden kurtarması için toplayabileceği bir ordu ile birlikte defalarca çağırılmıştır. Fakat savaş yorgunu ordusunda çok az asker kalmış olan Aetius, zafer ihtimali görmediğinden, Hunlarla savaşı kabul etmemiştir. Bizans İmparatoru Markianos'dan da yardım talep edilmiştir. Fakat ne onun ne de Aetius'un askerlerini toplayıp yardıma gelebilmesi uzun bir zaman gerektirmektedir. Galya'ya yerleşmiş olan barbar kabileler de, Attila'dan çekindiklerinden federe sıfatıyla Roma İmparatorluğunu savunmak için asker göndermeyi reddetmiştir. Durum ümitsizdir ve İmparator III. Valentinianus Ravenna'dan Roma'ya kaçmış olmasına rağmen orada da kendini güvende hissetmemektedir. Bu şartlar altında İmparatorluğun kurtulmasını sağlamak için danışamanlarından bazıları İmparator'a, bir elçi heyetinin hazırlanıp çok değerli ganimetlerle birlikte Atilla'ya gönderilmesini tavsiye etmiştir. Bu sayede övgü dolu sözler ve ganimetlerle birlikte Hun Hakanı'nın yatıştırılıp, İtalya'yı istila etmekten vazgeçirilmesi kararlaştırılmıştır. Bu plan bir bakıma savaşma yanlısı olanlarca sakıncalı görünse bile; Milan ve Pavia da başeğerek ve ezikliği kabul ederek kurtulmuştu.

Attila önderliğindeki Hunlar İtalya'yı ele geçirirken. V. Checa'nın bir resminden.

 

Roma elçiliğine; konsül ve en gözde senatörlerden biri olan Avienus, konsül ve vali Basileus ve Papa I. Leo seçilmiştir. Roma elçi heyeti Attila'yı Acroventus Mamboleius (bugünkü Peschiera del Garda) denilen yerde bulmuştur. Hun ordusu, Mincio Irmağı kenarında ihtiyar papayı parlak dini elbise giymiş ve silahsız görünce şaşırmıştır. Piskopoz ve Aziz III. Sixtus'un halefi, Gök Tanrısı adına Atilla'dan, Roma'yı bağışlayıp, cemaatini barış içinde bırakmasını talep etmiştir. Aralarında geçen diyalog sırasında Atilla, Papa'ya su sözleri söylemiştir:

Siz şaşırmışsınız. Tanrı'nın oğlu mu olur? O tektir.

 

 

 

 

Papanın kullanmış olduğu hitap ve İmparator III. Valentinianus'un hediye olarak gönderdiği paha biçilemeyecek değerde ganimetler, Atilla'nın İtalya'yı işgal etmekten vazgeçirten sebepler olmuştur. Daha sonra Attila'nın, bu ganimetlerin bir kısmını Hun himayesindeki evlenen genç kızlara çeyiz olarak hediye verdiğine dair belgeler vardır. Bazı kaynaklar ise bu seferin o sırada İtalya'yı kırmakta olan veba salgını nedeniyle yarım kaldığını öne sürer.

Kuzay İtalya'dan topladıkları ganimet ve Roma'dan gönderilen altınlar, sefer sırasında orduda patlak veren ufak çaplı memnuniyetsizliğin karşılığı olmuştur. İtalya bu seferde kurtulmuştu; fakat Hun ordusu sapasağlamdı, yeni bir saldırı ve istila tehlikesi şimdiye kadar olduğu gibi bundan sonrada dehşet ve ihtişamını koruyordu.

Atilla İtalya'yı bırakıp gitmeden önce, Honoria kendisine gönderilmez ve düğün hediyesi olarak yaklaşık 500.000 Solidus altın verilmezse, İtalya'ya tekrar döneceğini, bu sefer daha acımasız davranacağı tehtidinde bulundu. İsteği yerine getirilen Attila, payitahtına dönüşü sırasında, Constantinopolis'e gönderdiği elçiler aracılığıyla, Bizans'dan II. Theodosius zamanından kendisine borçlu kaldıkları haracı göndermelerini istemiştir. İmparator Markianos tekrar kuşatılma tehlikesiyle yüzyüze olduğunu bildiği için elçileri yüklü miktarda altınla Hun İmparatorluğu'nun merkezine göndermiştir.

Yıkılışı

Ve Attila 452 yılında 60 yaşında iken şüpheli bir şekilde Öldü. Yerine sırasıyla oğulları İlek, Dengizik ve İrnek, Hun Hakanı oldular. Bu sonuncular önceki Hun hakanları gibi başarılı olamadı. 470 yılında Batı Hun İmparatorluğu artık dağılmıştı.

 

Paylaş |                      Yorum Yaz - Arşiv      42623 kez okundu

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın


 Kahve Falı Yasağı, Tekke ve Zaviyeler Kanunu İçin Bir Hazırlık mı?

 

 Adnan Menderes Mahkemesini yenileme talebi İskilipli İçin Hazırlık mı?

Döviz Bilgileri
AlışSatış
Dolar4.83314.8525
Euro5.66745.6901
Hava Durumu
Anlık
Yarın
25° 31° 24°