Site Menüsü
Üyelik Girişi
Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi1
Bugün Toplam104
Toplam Ziyaret700818

Çanakkale'den Cumhuriyet'e Giden Yol

Önceki yazımızda, 1916 yılına kadar ki gelişmeleri, Mustafa Kemal cephesinden incelemiştik.

 

Bildiğimiz gibi, Mustafa Kemal, Nutuk isimli eserine;

- ‘1919 yılı Mayısının 19. Günü Samsun’a çıktım.

cümlesi ile başlar. O Milli Mücadele ve sonrasını izah etmeye çalışmaktadır. Ancak bu tarihten öncesi hem karşı iddialar için, hem de planlama safhasını görebilmek adına bilinmelidir.

…………….

 

Çanakkale’den İstanbul’a dönen Mustafa Kemal, kısa bir ara Sofya’da bulunur. Ancak Sofya’nın eski tadı kalmamıştır. Her ne kadar 1. Dünya savaşında aynı safta olsak da, Bulgaristan’a Osmanlı toprakları Almanlar tarafından çoktan vaat edilmiştir. Ve artık Bulgarlar ve Türkler arasında Balkan Savaşlarından beri soğukluk hakimdir. Sofya’da iken Edirne’ye tayini çıkar. Edirne’de kısa süre kalır. Ardından Şubat sonlarında  Başkumandanlık vekaletinden ve Genelkurmaydan gelen bir emir, kendisinin XVI. Kolordu karargahı ile beraber Kafkas cephesi adı verilen Diyarbakır taraflarına hareketini bildirilir. Çanakkale kahramanı için savaş boruları yine ötmeye başlamıştır.

O dönemki duygularını şöyle anlatır:

-‘İnsanlık hali, bu naçiz hizmeti ifa etmiş olmaktan (Çanakkale’yi kastediyor) memnun olacaklarını tahmin ettiğim Osmanlı önemli Devlet adamlarını ziyaret ediyordum. İlim, fen, sanat ve olaylar bakımından memleketim için, milletimin konuşulması gereken ölüm kalım meseleleri için düşüncelerim vardı. Başta bulunanlara onları söylemek istiyordum.

Evet, bu yeni beliren adam belli ki başka bir adamdı. Harpten dönen her insanın yaptığı ve yıllar yılı tekrarladığı gibi, yalnız harpten hatıralarını anlatmakla yetinmiyordu. Bu kurmay albayın, memleketinin, milletinin, ilim, fen, sanat ve illa ki idare ve siyaset, yani ölüm kalım meseleleri üzerinde söyleyecek sözleri vardı.







Tabi her ziyareti beklediği gibi geçmemektedir. Kendi anılarında anlattığı bu ziyaretlerden birinde; Hariciye Nazırı Halil Bey’i ziyarete gitmiştir. Halil Bey İttihat ve Terakki’nin önde gelen simalarındandır. Hariciye Nezareti dairesine kararlı adımlarla girer. Muavin Bey onu saygı ile kabul eder. Çanakkale zaferi için de tebriklerini arz eder. Mustafa Kemal memnun olur. Demek işler iyi gitmektedir. Muavin Beye, Nazır Beyi görmek istediğini bildirir. Muavin Bey hemen Nazır Beyin odasına gider ve döner. Bir dakika müsaade rica eder. Çünkü Nazır Bey yalnız değildir.

Bekler. Fakat vakit uzar. İçerdekiler çıkar. Yeni girenler olur. Bekleyiş gittikçe uzamaktadır.

Mustafa Kemal bu bekletilişin, hem kendi üstündeki hayal kırıklığını, hem de Muavin Bey üstünde uyandıracağı garip düşünceleri önlemek için boyuna laf bulur, bahisler açar, hem kendisini hem de karşısındakini oyalamaya çalışır. Fakat anlar ki kendisi unutulmuştur.

-Beyefendi Hazretleri galiba beni unuttular.

Muavin Bey yine koşar. Tekrar haber verir.

-Lütfen bir dakika efendim. Çünkü Nazır Bey beklesin buyurmuşlar.

-Sizin Nazırınız bütün zamanını böyle manasız ziyaretleri kabul etmekle mi geçirir?

Mustafa Kemal’in tabiriyle, ‘terbiyeli, haluk bir zat’ olan Muavin Bey cevap vermez. Nihayet ve çok sonra odacı görünür ve kendisini Nazırın odasına buyur eder. Fakat o, Muavin bey ile ciddi bir konu üzerinde konuşmaktadır.

-Nedir o?

-Nazır Beyefendi hazretleri sizi kabul buyuracaklar.

-Beklesinler!

Nihayet sözünü bitirdiğinde Nazır Beyefendinin muhteşem odasına girdiği zaman, Nazır onu ayakta kabul eder. Sonra Mustafa Kemal’e askerlik durumunun, idare durumunun, umumi durumun pek parlak olduğunu yine parlak bir lisanla anlatır.

Mustafa Kemal nezaketen dinler görünür. Sonra müsaade alınca Hariciye Nazırınınkinden tamamen farklı bir dille konuşur:

-Beyefendi, vaziyet sizin gördüğünüz gibi parlak değildir.

diye başlar ve sözlerini kesin cümlelerle tamamlar.

 Nazır birden ciddi bir vaziyet alır:

-Ne demek istiyorsunuz, anlamıyorum.

- Memleket ve her şey mahvolmak üzeredir. Ama siz hakikatler üzerinde benimle açık konuşmaktan çekiniyorsunuz. Halbuki karşılaştıracağımız fikirler aramızda kalacaktır. Hakikati konuşmaktan korkmayınız. Hakikat sizin konuştuklarınız değil benim konuştuklarımdır.

Nazır davranır:

-Kumandan Bey, biz size hürmet ettik. Çünkü bize dediler ki, Arıburnu ve Anafartalar Kumandanı Mustafa Kemal hizmet etti. Bunun için sizi iyi kabul etmek istemiştik. Fakat bugün bana bahsettiğiniz şeylerin başka manada olduğunu hisseder gibi oluyorum. Ama bunların makam ve muhatabı ben değilim. Ben ordu başkumandanına, erkan-ı harbiyesine, büyük heyet-i vükela ile beraber derin ve sarsılmaz itimat taşıyan bir nazırım. Sizin tereddüt ettiğiniz, sizin vakıf olmadığınız hakikatler bulunabilir. Ama bunları size açıklamakta mazurum. Size yanlış yere geldiğinizi ihtar etmek mecburiyetindeyim. Siz başkumandanlığa, erkan-ı harbiyesine müracaat ediniz. Orada sizi lüzumu ve ihtiyacınız kadar aydınlatacak zatlar vardır.

Mustafa Kemal geri çekilmez. Kendisinin tesadüfen kumandan olmadığını hatırlatır ve sert konuşur:

-Beyefendi, farkında değil misiniz ki bu memlekette artık milli bir erkan-ı harbiye heyeti yoktur. O Alman erkan-ı harbiyesi ki, benim gibi asi bir askeri tardetmek kararına vardı. Beni o heyete mi gönderiyorsunuz?

Mustafa Kemal çıkar. Sonradan haber alır ki, Nazır kendisinden kabinede şikayetçi olmuştur.

Bu anıların anlattığı bir şey var. O da; bu genç subay herhangi bir subay değildir.

…………………………………..

Mustafa Kemal’in Çanakkale’de gösterdiği başarı, onun artık Paşa rütbesine geçmesini gerektirmektedir. Bu konuda İttihat ve Terakki’nin iki etkili ismi; Talat Paşa ve Dr. Nazım aralarında konuşmaktadırlar. O sırada içeriye Enver Paşa gelir. Konuşmanın içeriğini öğrenince şöyle der:

-‘Mustafa Kemal’in Mirlivalığa terfi iradesi cebimdedir. Ama siz onu bilmezsiniz. O hiçbir şeyle memnun olmaz. General olur, korgenerallik ister. Korgeneral olur, orgenerallik ister. Orgeneral olur, müşirlik ister. Müşir yaparsınız bununla da yetinmez, padişahlık ister.’

Enver Paşa ki; genç yaşta Paşa olmuş, bir anda Başkomutanlığa yükselmiş, darbeler yapmış, bununla da yetinmeyip Padişah damadı olmak için çok çabalayıp, en sonunda bunu da başarmış idealist bir insandır. İdealleri çok büyük olan Enver Paşa (Bu konuda Şevket Süreyya Aydemir’in Enver Paşa serisini tekrar tavsiye ederim) aklından geçenleri söyleyivermiştir.

Mustafa Kemal’e Enver Paşa’nın bu sözlerini naklettikleri zaman cevabı şu olmuştur:

-‘Ben Enver’in bu kadar zeki ve ileri görüşlü olduğunu bilmezdim….’

Ancak Enver Paşa ile arasındaki rekabet, tarihi değiştiremeyecektir:

Mustafa Kemal 1 Nisan 1916 yılında Mirlivalığa (Tuğgeneral) terfi eder. O artık Mustafa Kemal Paşadır. Ve daha 35 yaşındadır.

14 Nisan 1916’da Mustafa Kemal Paşa Diyarbakır’da XVI. Kolordu Kumandanı olarak göreve başlar.

……………….

1916 yılı Osmanlı için dönüm noktasıdır.

Enver Paşa’nın büyük rüyaları ve Almanların da tabiri yerindeyse gazıyla; Türk birlikleri bir yandan memleketi savunurken, diğer yandan; Makedonya’da, Romanya’da, Galiçya’da hatta Tirol Alplerinde savaşmaktadır.  Hele Sarıkamış! Tarihi kayıplarla sonuçlanmıştır. Çanakkale ve dahası Filistin, Arabistan, Suriye…..Diğer yandan Padişah ve Halife ‘Cihat’ ilan etmiştir ama bizi belki en çok yoran cepheler Ortadoğu ve Arabistan;  Süveyş cepheleri olmuştur. Hicaz’da ise Şerif Hüseyin, İngilizlerle birlik olup Osmanlı’ya isyan bayrağı açmıştır.

 

 

 

Bu kadar cephe varken Enver Paşa İran’a kuvvetler göndermiş; bu zor şartlarda Orta Asya hayalleri kurmaktadır. Zaten Enver Paşa son nefesini en nihayetinde Orta Asya’da at üstünde savaşırken vermiştir.

…………………………

Dönelim Mustafa Kemal Paşa’ya:

Doğu Anadolu Cephesi ve Madalya :

Daha evvel belirttiğimiz gibi Mustafa Kemal Paşa Doğu Cephesine tayin olunmuş, önce XVI. Kolordu komutanlığına atanmışsa da, daha sonra 2. Ordu Komutan Vekili görevine getirilmiştir. Ruslar bu tarihlerde Kozmo dağı bölgesinden taarruza geçmişler ve Muş ve Bitlis’i ele geçirmişlerdir. Mustafa Kemal komutasındaki 16. Kolordu taarruzlar sonunda Muş ve Bitlis’i düşmandan geri almıştır. Bu başarılardan dolayı; Enver Paşa ile aralarındaki gerginlik had safhaya gelmesine rağmen  ‘Kılıçlı Altın İmtiyaz Madalyası’ ile mükafatlandırılmıştır.

Gerginlik- Suriye Cephesi-İstifa :

Evet Enver Paşa ile gerginlik had safhadadır. Bunun sebebi Hicaz meselesidir. Hicaz Seferi Heyeti için Suriye’ye davet edilen Mustafa Kemal Paşa, cephenin daha gerilerde kurulması gerektiğini, bu kadar cephe varken, hele de Mekke Şerif’i bile isyan etmişken, eldeki yetersiz imkanlarla oralarda savaşmanın yersiz olduğunu her fırsatta belirtmiştir. Hatta bir ara diğer komutanlara bu konuda destek olmaları için ‘gerekirse itaatsizlik’  telgrafları çekince Enver Paşa tarafından uyarılmıştır.

Enver Paşa ile Mustafa Kemal o dönem düşünce bakımından şu noktada ayrılmıştır aslında; Enver Paşa Almanlar yenilmez derken, Mustafa Kemal Almanların yenileceğini düşünmektedir.

1917 Şubat aylarında bu Cephede göreve başlar Mustafa Kemal Paşa. Fakat 5 Mart 1917’de, daha evvel vekaleten görev yaptığı Diyarbakır’daki 2. Ordu Komutanlığına bu sefer asaleten atanır.

Sonra tekrar VII. Ordu komutanlığını üzerine alması için Suriye’ye tayin edilir. Tarih Temmuz 1917’dir.

Mustafa Kemal Paşa VII. Ordu Komutanı olarak Yıldırım Ordular Kumandanlığına bağlanmıştır. Yıldırım Ordular Kumandanı ise yine bir Alman Mareşali Von Falkenhayn’dır. Bu zatın Kurmay Başkanı da yine bir Alman Albay Von Dumez’dir.

 Mustafa Kemal Paşa’nın 2. Tayini sırasında Osmanlı-İngiliz Cephesi Filistin’in Güney sınırında, Sina Çölü kapılarındadır. İşte bu vaziyette General Falkenhayn’ın planı Sina Cephesine bir taarruz tertibi ile İngilizleri Süveyş Kanalı’na doğru sürmektir.

Mustafa Kemal Paşa göreve başladığında, Ordu Komutanı olmasına rağmen emrine sadece 2 tümen verilmesinden dolayı isyan bayrağı açmış, bu mesele Cemal Paşa ve Enver Paşa’nın araya girmesi ile yatıştırılmıştı. Fakat bu sefer Alman General bu kısıtlı birliklerle Sina Çölüne taarruz emri vermiştir. O bölgede ise İngilizlerin tahkimatı muazzamdır. Zaten Mustafa Kemal Paşa, baştan beri geride saf almayı savunmaktadır.

Durumu kabul etmez. Uzun bir mektup/rapor ile Genelkurmay’a başvurur. Durumu özetler ve yanlış kararları anlatır. Hatta bu raporu, o zaman Halep’te ve yine VII. Orduya bağlı 20. Kolordu Komutanı İsmet İnönü ile birlikte yazarlar. Evet uzun yıllar sürecek olan arkadaşlıkları orada başlamıştır.

Sonuçta rapor kabul edilmez ve Mustafa Kemal Paşa istifa eder. İstanbul’a dönecektir. Normalde bu hareket Ordu’dan men edilmeye bile neden olabilir ama aksine Cemal Paşa, İstanbul’a dönecek parası olmayan ve 2 atını satışa çıkarıp alıcı bulamayan Mustafa Kemal Paşa’ya yardım ederek atlarının satılması için tanıdıklarını devreye sokar. Atlar satılır ve Mustafa Kemal Paşa İstanbul’a döner.

……………………

İstanbul’a gelen Mustafa Kemal Paşa Umumi Karargah emrine alınır. Bu arada hastalanır ve kendisine 3 ay izin verilir. Vaziyet böylece kurtarılmış olur. Ordu bu önemli Komutanı kaybetmek istememektedir.

Nitekim Mustafa Kemal Paşa’nın raporu doğru çıkacak, Mustafa Kemal Paşa tekrar Suriye’ye dönecektir. Ancak işte bu arada meşhur gezi olayı gerçekleşir. Veliaht Vahideddin ile birlikte Almanya gezisine katılır. Zaten 3 Eylül 1918 yılında Padişah Fermanı ile Fahri Yaverliğe getirilmiştir. (Belgenin aslı için Şevket Süreyya Aydemir, Enver Paşa, 3. Cilt, s.249)

………………….

Gelişmeler iyi değildir. Cepheler çözülmekte ve Müttefiklerimiz de yenilgilerle sarsılmaktadır. Ordu yorulmuş ve tükenmiştir. Sırf 1917 yılında asker kaçağı sayısı 300.000 kişiyi bulmuştur.

Suriye-Irak- Süveyş-Hicaz Cephelerinde de durum kötüye gider. Mustafa Kemal Paşa İstanbul’da iken Mareşal Von Falkenhayn görevden alınmış ve yerine Liman von Sanders Paşa getirilmiştir. Ama durum fazla değişmemiş, art arda alınan mağlubiyetler ile Cephe gerilemiştir.

Mustafa Kemal Paşa oradan ayrılırken Sina Çölünde olan Cephe, Şeria Vadisinin Kuzeyindedir. Kudüs kaybedilmiştir. 4.,6. Ve 7. Ordular kalıntı halindedir. Şam Ordu merkezidir.

 

 

 

Mustafa Kemal Paşa tekrar Suriye’ye, 7. Ordu Komutanlığına tayin edilir. 7. Ordu bünyesinde İsmet İnönü ve Ali Fuat Cebesoy gibi Kolordu Kumandanları vardır.

18 Ağustos 1918 yılında düşmanın büyük taarruzu başlar.  8. Ordu yenilir ve dağılır.

Mustafa Kemal Komutasındaki 7. Ordu geri çekilir ve Şam’ın Güneyinde Kisve hattında toplanmaya başlar.

Taarruzlar devam eder;  4. Ordu Humus’a, 7. Ordu Halep’e çekilir.

Humus’taki  4. Ordu esir düşer ve lağvedilir.

25 Ekim’de Halep’in Güneyinde savaşlar çetin geçmektedir. Ancak Asi Arap Kuvvetleri de İngilizler tarafındadır ve bu Arap Kuvvetleri Halep’e girer. İngilizler ile anlaşan Araplarla da mücadele edilmektedir.

Mustafa Kemal Paşa önce Arap Asileri pazarlıklarla oyalar ve Halep’in Kuzeyinde 26 Ekim’de İngilizlere karşı kesin bir zafer kazanır. Ama artık bir manası kalmamıştır. Çünkü 1. Dünya Savaşı biter.


İstanbul'daki gelişmeler

İttihat ve Terakki Kabinesi 7 Ekim’de Mebusan Meclisi’nde güvensizlik oyu alır. 8 Ekim’de Sadrazam Talat Paşa istifa eder. İttihat ve Terakki dönemi bitmiştir. Ahmet İzzet Paşa Sadrazam olur. Sultan Vahideddin ise Damat Ferit’i Sadrazam yapmak istemektedir. Olayın İstanbul kısmını Sultan Vahideddin 1, 2 ve 3 yazılarımızda incelemiştik. Mondros Mütarekesi imzalanmış ve yenilgi resmileşmiştir.


31 Ekim 1918’de Mondros Mütarekesi imzalanır:

1-5. Madde: Ordunun derhal terhisi

2-6. Madde: Bütün savaş gemilerinin teslim edilmesi

3-7. Madde: Müttefiklerin herhangi bir stratejik noktayı işgale yetkili olması

4-10. Madde: Toros tünellerinin Müttefiklerce işgali,

5-12. Madde: Haberleşmenin denetlenmesi

6-15. Madde: Demiryollarının Müttefiklerce işletilmesi

7-16. Madde: Kilikya’daki (Çukurova) Türk kuvvetlerinin geri çekilmesi.

8-20. Madde: Silah, cephane ve taşıtlar hakkında verilecek emirlere uyulması.

9-24. Madde: Altı Doğu ilinde (İngilizce metinde 6 Ermeni Vilayeti denilmektedir-Erzurum, Van, Harput, Diyarbakır, Bitlis, Sivas) karışıklık çıktığı takdirde, bu illerin işgal edileceği....

...................

Mütareke ile birlikte Yıldırım Ordular Komutanı Liman von Sanders’in, Osmanlı’da görevi bitmiştir. Yıldırım Ordular Grubunda sadece VII. Ordu ve Adana’da bulunan ve bu cephede savaşmayan II. Ordu kalmıştır. Mareşal Liman von Sanders’in görevi bıraktığı bildiri şöyledir:

-‘Yıldırım Ordular Grubunun emir ve kumandasını bugünden itibaren, mefahirle mali ( övünülecek hareketlerle dolu) birçok muharebelerde temayüz etmiş ( üstün vasıf göstermiş) bulunan Mustafa Kemal Paşa Hazretlerine bırakıyorum.’

Halbuki Mustafa Kemal Paşa asıl mücadelesine daha başlamamıştır bile…..

 

 

Mütareke Dönemi:








Mutareke imzalanmış, yenilgi resmileşmiştir.

 

Fakat o sırada hala yenilgiyi düşünmeyen birisi vardır. Henüz Adana’da Yıldırım Ordular Komutanı iken Ali Fuat Cebesoy’a şöyle demiştir:

-‘Zat-ı Şahane kendi tahtını düşünecektir. Artık bundan sonra Milletin, kendi haklarını kendisinin araması ve müdafaa etmesi, bizlerin de ona bu yolu göstermemiz ve ordu ile yardım etmemiz lazımdır.’ (Ali Fuat Cebesoy’un Hatıraları, c.I, s.31)

Bu sözler yeni başlayan bir yolculuğun ilk işaretidir. Nitekim Mütarekenin kendisine tebliğine şu şekilde cevap verir:

-Doğrudan doğruya emrin altında bulunan iki ordunun, arzu ettiğim tarzda takviyeli halinde, bütün felaketlere rağmen, Türk’ün sesini işittirebileceğim kanaatindeyim. Bu yolda işe başladım.’ (Genelkurmay Başkanlığı Harp Dairesi, Türk İstiklal Harbi, c.I, s.50)

Koca Osmanlı yenilmiş, Almanlar ve Müttefiklerimiz yenilmiş ama bu adam henüz yenilmemiştir.

………………

Mustafa Kemal Paşa İstanbul’a gelir. Tarih 13 Kasım 1918’dir. Artık Boğaz’da düşman gemileri vardır. Sultan Vahideddin -2 yazımızda değinilen ve  Vahidettin’in gelen heyete pencereden gösterip:

-“Hoca! Hoca! Dikkatli olun! Bu adamlar, her istediklerini yaparlar!”

dediği muazzam filoya bu sefer Mustafa Kemal Paşa bakmaktadır.

Ama o yaveri Cevat Abbas’a şöyle der:

-‘Geldikleri gibi giderler!

…………………………………

Kazım Karabekir Paşa Meselesi







Artık Milli Mücadele devresine giriyoruz ve bir konuya yeri gelmişken değinmek gerekiyor. Şahsım adına Kazım Karabekir Paşa’ya sonsuz hürmet ve saygı duyduğumu belirtmek isterim. Zaten tarihi bilenin başka şansı da yoktur. Paşa’nın her insan gibi hataları olsa da, çoğumuz ona çok şey borçluyuz. Müthiş yetenekli ve kabiliyetli bir insan olan Kazım Karabekir Paşa’nın Milli Mücadele’de rolü çok büyük. Bence başta da belirttiğim gibi Mustafa Kemal Atatürk’ten sonra 2. Adam Kazım Karabekir Paşa’dır.

Kazım Karabekir Paşa’nın Milliyetçi ve Cumhuriyetçi yanı tartışılmaya açık değildir. Kurduğu Partinin adında bile Cumhuriyet vardır. Bunları o devirlerde göreceğiz. Ancak her iki dost, ya da beraber yola çıkan 2 dava arkadaşı gibi, Mustafa Kemal Paşa’yı eleştirmiş ve kendi hakkının adil olarak teslim edilmemesinin verdiği hayal kırıklığı ile yazılar kaleme almıştır.

Peki haksız mıydı?

Çoğu konuda haksız değildi. Bunu baştan belirtmek gerekiyor sanırım. Misal Milli Mücadele sonrası Meclis’te hakkıyla yer bulamaması içime sinmemiştir hiçbir zaman. Ancak anılarını ona sempati duyarak okumama rağmen şunu da söylemeliyim ki; pek söz dinleyen bir insan olmaması Mustafa Kemal için de düşündürücü olmuştur kanısındayım. Şu an yaşasa tartışmasız Lider olabilecek bir yetenek için en büyük handikap Mustafa Kemal ile aynı devirde yaşaması olmuştur. Nitekim kendisi de anılarında Milli Mücadeleyi planladığından bahsederken bile, Mustafa Kemal’i lider olarak düşündüğünü belirtir.  Zaten o en kritik anda Mustafa Kemal Paşa’nın emrine girmiştir.
İleride değineceğiz ama bu konuyu doğru anlatmak için şu anıyı baştan paylaşmak gerekiyor.

Tarihi Değiştiren Cümle: Emrinizdeyim Paşam!

Atatürk hakkında tutuklama emri çıktığında Erzurum'da bir konakta Rauf Orbay ile birlikte oturmakta olan Atatürk'e "Kazım Karabekir geliyor." derler. Mustafa Kemal sessizlik içindedir. Kazım Karabekir sivil Mustafa Kemal'in karşısına gelir ve "Emrinizdeyim Paşam!" der. İşte o an Türk'ün de Mustafa Kemal Paşa’nın da yüzü gülmüştür denilebilir. Sırf bu hareketi ile bile Kazım Karabekir Paşa Milli Mücadelenin 2. Adamıdır.

Ancak hatıralarında gördüğüm kayda değer bir hata; Milli Mücadele fikrini ilk kendisinin ortaya çıkardığı hususundadır.

Milli Mücadelenin tohumlarının atıldığını söylediği görüşmeyi şu şekilde anlatır Karabekir Paşa;

……….

-‘Özetlemem gerekirse, Mustafa Kemal Paşa ile Trabzon'a hareket etmeden bir gün önce (11 Nisan 1919) son kez görüşmüştüm. Kendisi şu esas fikirlerimi kabul etmişti.

1-Ben Erzurum Doğu illeri temsilcilerinden oluşan bir kongre toplayarak gerektiğinde bütün ülkenin veya yalnız Doğu’nun istilasına karşı geçici bir hükümet çekirdeği hazırlayacağım. ‘Siyasi Plan’ın esası budur.

2-Mustafa Kemal Paşa Konya’daki, ben de Doğu’daki Ordu Müfettişliği’ne tayin edileceğiz.

3-Bir tehlike doğması halinde geçici bir hükümet kurulacaktı. Mustafa Kemal Paşa ‘Anadolu Komutanı’ adını alacak, aynı zamanda Batı cephesi komutanlığını da üstlenecek, ben de Doğu cephesi komutanlığını üzerime alacaktım. ‘Askeri Plan’ın esası da böyle idi.

Mustafa Kemal Paşa’nın Şişli’deki evinde yaptığımız baş başa görüşmede belirlediğimiz bu askeri ve siyasi planlar, tarafımdan teklif olunmuş ve aramızda kararlaştırılmıştır.

12 Nisan Cumartesi günü Kızkulesi açıklarından hareket eden Gülcemal Vapuruyla İstanbul’dan ayrılırken kafamda bu planlar vardı ve içim ümit doluydu.

Milli Mücadelenin tohumları atılmıştı. Şimdi onun uygulamasına geçilmekteydi.

………..

Evet Kazım Karabekir Paşa Milli Mücadeleyi Mustafa Kemal Paşa ile ilk planlayanlardan birisidir. Yalnız bir gerçek var ki; bu planlama safhasında bulunan sadece kendisi değildir. Kazım Karabekir Paşa’nın hatıraları boyunca ima ettiği Mustafa Kemal Paşa’ya Milli Mücadele fikrini kendisinin verdiği ve bir nevi ilk tohumu 11 Nisan 1919 yılında kendisinin attığı yolundadır. Peki doğru mu?

Halbuki biz Ali Fuat Cebesoy’un hatıralarında, yukarıda da belirttiğimiz cümle gibi, Milli Mücadeleyi planlamaya başlayan bir Mustafa Kemal görüyoruz ki; yıl daha 1918. Keza Ali Fuat Cebesoy’da Milli Mücadeleye katkıları sebebiyle büyük bir minneti hak etmektedir. Hatıralarında Mustafa Kemal’i işaret eder. Daha 1918 yılında Mustafa Kemal Paşa’nın Şişli’deki evinde, Konya’ya tayini çıkana kadar Milli Mücadele ile ilgili toplantılar yaparlar. Konya’ya ise Şubat 1919’da gider. Yani Kazım Karabekir Paşa’nın ‘Milli Mücadelenin tohumları atılmıştı’ dediği 12 Nisan 1919’dan çok önce çalışmalar zaten başlamıştır.

Şubat 1919 tarihinden önce, 1918 yılından başlayarak süregelen toplantılarda; Ali Fuat Cebesoy ile Mustafa Kemal Paşa arasında alınan kararlar ise şunlardır:

-Askerin Terhisini derhal durdurmak

-Silah, cephane ve teçhizatı düşmana vermemek,

-Genç, muktedir kumandanları kıtaları başında bulundurmak. Anadolu’ya göndermek,

-Milli mukavemete taraftar idare amirlerini yerlerinde bırakmak,

-Vilayetlerde particilik adı altında yapılan kardeş kavgasına engel olmak,

-Halkın maneviyatını yükseltmek.

Yalnız Ali Fuat Cebesoy’un tabiriyle, bu kararların uygulaması için;

-‘Bütün bu işlerin başarılabilmesi için Mustafa Kemal Paşa’nın Harbiye Nezaretini Deruhte etmesi pek münasip olurdu.

İşte bu nokta denemeye değer olabilirdi. Çünkü o dönem Kabinede Mustafa Kemal Paşa’nın yakından tanıdığı Rauf Bey, Fethi Bey gibi isimler vardı. Keza Fethi Bey’in kabineye Mustafa Kemal Paşa’nın teklifi ile alındığı kabul edilir. Olsaydı ne olurdu? Milli Mücadele daha mı rahat olurdu? Bunlar farazi denklemler çıkarmaktan öteye geçmez. Sonuçta bu yolları denerken karşısına bir başka fırsat çıkmıştı: Ordu Müfettişliği….

O da Anadolu’ya geçti ve sonrası herkes tarafından biliniyor kanaatindeyim.

Burada şunu da hatırlatmak gerekir ki; Kazım Karabekir Paşa da tıpkı Mustafa Kemal Paşa gibi hiç yenilgiyi kabullenmemiş yiğit bir komutandır. Keza İsmet İnönü ile de bir görüşmesi var ki; İsmet İnönü pes etmişken o asla pes etmeyeceğini ve sonuna kadar savaşacağını söylemektedir. Bu bakımdan ele alındığında Kazım Karabekir Paşa Türk Milleti için 2. bir şans olmuştur. Ancak tarihin böyle cilveleri vardır maalesef. İlla 2 kişi sivrilirse aralarında bir itilaf olur. Ama genel itilaf Cumhuriyet sonrasına dairdir. Bu konuları diğer yazımızda göreceğiz.

Milli Mücadele döneminde birlikte hareket eden bu 2 büyük insan arasında, sonradan yazdıkları hatıralarda da çok fazla çelişki yoktur. Kritik birkaç husus vardır ki; ‘Mustafa Kemal Paşa şunu yapmasaydı zaman kazanırdı bence’ gibi cümleler içermektedir Karabekir Paşa’nın anıları. Bunlarda bir fikir belirtmektir altı üstü. Sonuçta eleştiri yapan da Kazım Karabekir’dir. Kabul edilebilir. Hatta bazıları bence de doğrudur.

Ancak bugünlerde bu durum abartılmış, hatta abartmanın da ötesinde süslene püslene bambaşka boyutlar kazandırılmıştır. Sonuçta fikir ayrılıkları ve haksızlıklar olsa da bu iki insan hiçbir zaman kanlı bıçaklı düşman olmamışlardır. Misal Kazım Karabekir anılarında Saltanatın kaldırılmasını ve Cumhuriyeti hararetle savunur. Tek itirazı Hilafetin Osmanlı Hanedanın da kalması konusundadır. Bu konu da tartışılır tabi ki; tartışacağız da. Ama bunlar birer karardır nihayetinde. Bu tarz meselelerde bana sorsalar misal; Mustafa Kemal Paşa’dan sonra Ülkenin başına Kazım Karabekir gelmeliydi diyebilirim. Ancak bunlar şu an için tarihi değiştiremeyeceğimize göre farazi yaklaşımlardan veya temennilerden öteye gitmez.

Biz bu Kazım Karabekir Paşa konusuna ileride ve diğer yazımızda da değineceğiz.

Bu konuda şimdilik son olarak Kazım Karabekir’in kızı Timsal Karabekir’e kulak verelim.

10 Kasım 2008’de Abbas Güçlü ile Genç Bakış Programına katılan Timsal Karabekir, Kazım Karabekir ve Atatürk arasında yaşananları anlattı. Daha sonra yine değineceğimiz bu programda, konuya bakış açımız için önemli olan şu anıyı da aktardı:

 

Babamı Atatürk'le görüştürmediler:

-‘Dolmabahçe Dil Kurultayı'nda Atatürk diyor ki "Bana Kazım'ı getirin, barışmak istiyorum." Ama nedense birileri araya girip etten duvar örüyor ve babam Atatürk'le görüşemiyor. 

Daha sonra komaya girmeden Atatürk tekrar "Getirin Kazım'ı helalleşmek istiyorum." diyor. Ama babama haber vermiyorlar. 


Ablalarım o zaman babama "Gider miydin baba?" diye sorduklarında babam "Tabii giderdim, çünkü o Mustafa Kemal'di." diyor. 

Biz aile olarak asla Mustafa Kemal'e kırgın değiliz, olamayız. O yüce insan Türkiye Cumhuriyeti'ni kurdu.’’




........................................................................................

 

Bu noktada tarihe ve şahitlere baktığımızda bilmemiz gereken şu ki; Kazım Karabekir Paşa, en muhalif olduğu günlerde bile Mustafa Kemal Paşa çağırsa giderdi.

Yani birilerinin ısrarla oluşturmaya çalıştığı bir kanlı-bıçaklı durumu hiç olmadı. Mustafa Kemal Atatürk ile dostlarının arasının açılması hususunu inceleyeceğiz ancak şunu belirtmek gerekiyor ki; bu mesele de kabahatin büyüğü ne Mustafa Kemal’de, ne de misal Kazım Paşa gibi dostlarında. O dönem Atatürk’ün etrafına sokulan birkaç isim var ki; birçok işte karışıklığa bunlar sebep olmuşlar. Bu mevzuyu ayrıca yazacağız. Keza Kazım Paşa mevzusuna da daha yer yer değineceğiz. Biz bu noktada Mustafa Kemal Paşa’ya dönelim.

……………………………

 

Samsun’a Çıkış

Mustafa Kemal Paşa’nın doğum günüm dediği tarih: 19 Mayıs 1919. Sultan Vahideddin yazılarımızda da değindiğimiz üzere, hem o dönem çıkan isyanların önüne geçmek hem de Orduyu antlaşma koşullarına göre tanzim etmek (terhisler, orduların kolorduya dönmesi v.b.) için 9. Ordu Müfettişliği görevine Mustafa Kemal Paşa’yı seçmişlerdi. Bu seçimde hem Mustafa Kemal’i İstanbul’dan uzaklaştırmak, hem de İttihat karşıtlığı gibi faktörler belirleyici olmuştur. Çünkü hem Müttefikler hem de İstanbul, Anadolu’daki hareketlenmelerin altında İttihatçıların olduğunu düşünmekteydi.

Mustafa Kemal Paşa için ise bu bir fırsattı. Zaten hem Ali Fuat Cebesoy, hem Kazım Karabekir gibi arkadaşları ile konuşmalarında ve planlarında Anadolu’ya geçmek seçeneği vardı. Bir dönem hükümete girerek silahların ve teçhizatın tesliminden tutun da, birliklerin organizasyonu gibi önemli işleri kendi elinde bulundurmak ve bu suretle Milli Mücadeleyi hızlandırmak peşinde koşan Mustafa Kemal Paşa için diğer seçenek adına bir fırsat doğmuştu.

Ve 19 Mayıs 1919’da Samsun’a çıktı.







Bu konuda klasik Mustafa Kemal’i Samsun’a Vahideddin gönderdi sloganına da tekrar değinelim. Evet Mustafa Kemal Paşa’yı Samsun’a Padişah ve Hükümet gönderdi. Ama ne için? İşte yukarıda saydığımız nedenlerle, yani Milli Mücadeleyi desteklemek bir yana, o bölgedeki mücadeleleri engellemek ve ordunun tasnifi için.

İşin komik yanı Mustafa Kemal’i Samsun’a İstanbul’un gönderdiği saklanıyor diye yazanlar var. Halbuki ilkokul kitaplarında bile Ordu Müfettişliğine tayin edildiği yazıyor. Bu konuda detayları Sultan Vahideddin yazımızda vermiştik.

Mustafa Kemal’in Samsun’dan başlayarak, Havza, Amasya,Tokat, Sivas üzerinden Erzurum’a uzanan yolculuğu, Kongreler, güvenilir isimlerle telgraflaşmak suretiyle Milli Mücadele’ye zemin hazırlama çabaları ile geçmiştir. Bu süreçler hemen herkesin malumu olduğundan, biz sadece özetlemekle yetineceğiz.

 

Samsun’dan Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin kuruluşuna giden yol

Mustafa Kemal Samsun’dadır. Yanında; 3. Kolordu Kumandanlığı için Albay Refet (Bele), Ordu Kurmay Başkanı Albay Kazım (Dirlik), Yardımcısı Yarbay Mehmet Arif, Şube Müdürü Binbaşı Hüsrev (Gerede), Topçu Kumandanı Binbaşı Kemal, Ordu Sağlık Bakanı Albay İbrahim Tali (Öngören), Yardımcısı Dr. Binbaşı Refik (Saydam), Başyaver Yüzbaşı Cevat (Abbas), Kurmay Mülhakı Yüzbaşı Mümtaz, Yüzbaşı İsmail Hakkı, Emir Subayı Yüzbaşı Ali Şevket, Karargah Komutanı Yüzbaşı Mustafa, Kurmay Başkanlığı Yaveri Üsteğmen Hayati, İaşe Subayı Üsteğmen Abdullah, Refet Beyin Yaveri Üsteğmen Hikmet, Mustafa Kemal’in Yaveri Teğmen Muzaffer, Şifre Katibi Faik, Şifre Mülhakı Memduh vardı.

Anadolu’ya ayak bastığını en güvendiği arkadaşlarına Samsun’dan duyurdu. İlk olarak 15. Kolordu Komutanı Kazım Karabekir Paşa’ya 21 Mayıs 1919’da, daha sonra 20. Kolordu Komutanı Ali Fuat Paşaya 23 Mayıs 1919’da Samsun’a geldiğini ve bilgilendirilmesini rica eden telgrafları çeker. 3. Kolordu Komutanı Albay Refet Beyi Samsun Canik Mutasarrıflığına atar.

25 Mayıs’ta Samsun’dan Havza’ya geçer.

Havza’da Milli Mücadele saflarına geçen Sıtkı Hoca halka vaazında şöyle der:

-‘Yangın saçaklığı sardı. Yanıyoruz! Tek çaremiz silaha sarılmaktır. Derhal silahlarınızı temizleyin!

Din adamlarımız da ayağa kalkıyorlardı. Milli Ruh uyanıyordu.



.......................


8 Haziran’da Mustafa Kemal’in faaliyetlerini haber alan İstanbul ona şu tebligatı yapar:

-‘Maiyeti alilerindeki istimbotlardan biri ile buraya teşrifiniz rica olunur.’

Gitmez ve ipler gerilmeye başlar. Trakya’da 1. Kolordu Komutanı Cafer Tayyar Beye ve Konya’da Ordu Müfettişi Mersinli Cemal Paşa’ya da telgraflar çekerek irtibata başlar.

12 Haziran 1919’da Amasya’ya gelir ve kendisini karşılayan halka verdiği ilk nutukta halkı Milli Mücadele’ye davet eder. Yemin edelim dediğinde halk galeyana gelir.

Amasya’nın ünlü Din adamlarından Abdurrahman Kamil Efendi, Sultan Bayezit Camiinde şöyle konuşur:

-‘Ey ahali! Milletin istiklali tehlikeye düşmüştür. Bu felaketten kurtulmak için icabederse, vatanın son ferdine kadar ölmeyi göze almak lazımdır. Artık Padişah olsuni ünvanı ne olursa olsun, onun bir hikmeti kalmamıştır. Yegane kurtuluş çaresi, halkın hakimiyeti doğrudan doğruya ele almasıdır.

Amasya’da Amasya Mukarreratı (kararları) alınır. Bu kararlarla esas maddeler belirlenir:

Milletin istiklalini, gene milletin azim ve kararı kurtaracaktır. Anadolu’da bir Milli heyetin vücuda getirilmesi lazımdır.’

6 Madde’den oluşan bu kararlarla Sivas Kongresi kararı alınmış olmaktadır. Bu kararlara eski Nazır Rauf Bey,  Ali Fuat Paşa, Refet Bey gibi şahsiyetler imza atarak, Kazım Karabekir Paşa, Cemal Paşa gibi isimler de telgraf yoluyla destek olmuşlardır. Artık kongre hazırlıkları başlar. Telgraflaşmalar genişler.

26 Haziran’da Amasya’dan Sivas istikametine hareket edilir. Ancak artık yol karanlıktır. Çünkü Amasya kararlarından sonra İstanbul ile ipler iyice kopmuştur. Daha evvelki yazımızda belirttiğimiz gibi 25 Haziran 1919 günü Dahiliye Nazırı Ali Kemal, Mustafa Kemal Paşa’nın Ordu Müfettişliği görevinden azledildiğini bütün vilayetlere bildirir. Artık Mustafa Kemal Paşa Ordu Müfettişi değildir. Artık diken üstünde ve kuşkuludur. Her an her şey olabilir bir vaziyette yollardadır.

Mustafa Kemal Sivas’a yaklaşırken tezgahlar düzenlenmiştir bile. Elazığ valisi Ali Galip (Bu adamın karışık işlerine değineceğiz.) Sivas’a gelmiş ve Mustafa Kemal’i tevkif için kulis yapmaktadır. Bu esnada Mustafa Kemal Sivas yakınlarında Nümune Ziraat Çiftliğinden Sivas valisine telgraf çeker ve gelmek üzere olduğunu bildirir.

Bu telgraf eline geçtiğinde Sivas valisi Reşit Paşa, o an yanında olan Ali Galip’e telgrafı uzatır ve:

-‘İşte geliyor. Buyur tevkif et!’ der.

Ali Galip sararır. ‘Efendim, ben tevkif ederim dediysem, kendi vilayetimde olursa tevkif ederim dedim. Yani malumaniniz…

Reşit Paşa doğru cümleyi kurar:

-‘Madem ki tevkif edemiyoruz, öyleyse buyurun karşılamaya çıkalım.’

Gerçekten de Reşit Paşa karşılar Mustafa Kemal’i. Ali Galip kaybolur. Sivas’ta önceden yapılan çalışmalar ile halk bu gelişten haberlidir. Muazzam bir kalabalık karşılar Mustafa Kemal’i.

Bu esnada Dahiliye Nazırı Ali Kemal beyannamelerine devam eder. Buna karşılık 20. Kolordu Komutanı Ali Fuat Paşa ilk askeri isyanı başlatır ve tüm ordu birliklerine, Ali Kemal’in düşman ile işbirliğine girdiğini açıkça yazar. Bu bir ilktir.








Ali Fuat Paşa kendi kararıyla yaptığı bu eylem ile İstanbul’a karşı ilk askeri darbeyi vurur. Ali Kemal istifa etmek zorunda kalır.

......................


Sivas’tan Erzurum’a 3 Temmuz 1919 günü varılır. Mustafa Kemal için zor bir gece yaşanır burada:

8/9 Temmuz gecesi Yıldız Sarayı ile Mustafa Kemal arasında telgraflaşma başlar. Önce Yıldız başlatır konuşmayı ve Padişah’ın selamını ve hatta gözlerinden öptüğünü söyler. Konuşma Mustafa Kemal’in İstanbul’a dönmesini isteyerek devam eder ve olumlu yanıt alınmaz ise Askerlikten çıkarılacağı bellidir artık. Önce Müfettişlik görevinden alınmıştır ve şimdi ise hayatı boyunca tek sevdiği meslek olan askerlikten atılması söz konusudur. O geri adım atmaz ve Paşa olmaktansa Vatan için mücadele etmeyi seçer. Ve saat 22.50’de Askerlikten atıldığı mesajı gelir. Mustafa Kemal Paşa İstanbul’a göre artık sadece Mustafa Kemal’dir.

Bu telgraflaşma esnasında yanında Rauf Bey vardır. Telkine çalışır ama Mustafa Kemal tedirgindir. Artık rütbesi yoktur. Halk onu dinleyecek midir?

Nitekim 9 Temmuz günü ilk darbe gelir. Kurmay Başkanı Kazım Bey odasına gelir.

-‘’Paşam, siz askerlikten istifa ettiniz. Benim bundan sonra emrinizde bu vazifeye devam imkanım kalmadı. Evrakı kime teslim edeyim?

Mustafa Kemal mırıldanır. Moralsizdir. Ancak pes etmez. 19 Temmuz 1919 günü ‘Vilayat-ı Şarkiye Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti’ toplanmış ve ilk kararlarını almıştır. Başkanlığa Mustafa Kemal, 2. Başkanlığa Rauf Bey getirilir. Ancak hala tedirginlik devam etmektedir. Çünkü Mustafa Kemal artık Paşa değildir.

İşte daha evvel değindiğimiz o tarihi sahnelerden birisi de burada gerçekleşir. Mustafa Kemal’in yaveri Cevat Abbas hışımla içeri girer:

-‘Kumandan Paşa geliyor. Arkasında bir bölük süvari askeri var!

Mustafa Kemal ayağa kalkar, kapıya doğru döner ve bekler. Soru işaretleri vardır çünkü Padişah Fermanı verilmiştir. Hem Padişah hem de Halife’nin emrini dinlememek o zamana göre az bir ihtimaldir.

Kazım Karabekir Paşa içeri girer. Yanında subayları vardır. Yüzünde herhangi bir ifade sezilmez. Gelir, normal bir gün gibi Mustafa Kemal’e asker selamı verir:

-‘Emrinizdeyiz Paşam! Ben, subaylarım, erlerim, Kolordum, hepimiz emrinizdeyiz!

der. Mustafa Kemal, bu cesur, dürüst, vefakar arkadaşını kucaklar, öper.

23 Temmuz günü Erzurum Kongresi toplanır.





Başkanlığa Mustafa Kemal Paşa getirilir. Şimdi burada 2 ciddi iddiaya değineceğiz. Çünkü iddialar Kazım Karabekir’den.

1- Mustafa Kemal’in Başkanlığa seçilmesi konusunda kendi arkadaşları arasında bile muhalefet olmuştur. Misal Rauf Bey, Hüsrev Bey gibi. Bu konuda Kazım Karabekir, Mustafa Kemal’e destek verdiğini, bazı insanları ikna ettiğini yazmaktadır. Bu konu doğrudur.

2-Ancak Kazım Karabekir Paşa, Mustafa Kemal’in Kongreye önce askeri kıyafetle geldiğini, ancak bir Trabzon delegelerinden birinin itirazı üzerine çıkarak sivil kıyafet giyip tekrar geldiğini söylemektedir. Öncelikle bu olayı  Kazım Karabekir Paşa kendisi görmemiştir. Çünkü kendisi Kongreye katılmamıştır. Ona bu olayı anlatan ise bir Trabzon mebusudur ki; sonradan onun da bir anlaşmazlık yüzünden kongreye katılmadığını Şevket Süreyya Aydemir yazmıştır. Ayrıca bu konuda misal kongrede bulunan Cevat Dursunoğlu anılarında Mustafa Kemal Paşa’nın kongrenin başından sonuna kadar hep sivil giyindiğini anlatır. Hatta Mustafa Kemal’in kongrede giyebileceği bir sivil elbisesi olmadığı için, Erzurum Valisi Münir Bey’den alınan elbiseleri, Münir Bey’den kendilerinin aldığını yazmaktadır. Bu konuda Kazım Karabekir’in yalan söylemeyeceğini düşünüyorum elbette ama sanırım kendisine olay yanlış aktarılmıştır.

Konumuza dönersek; sonuçta Erzurum Kongresi toplanmış, Başkanlığa Mustafa Kemal Paşa’yı seçmiş ve kararlarını almıştır:

1- Milli sınırlar içinde vatan bölünmez, parçalanmaz bir bütündür.

2- Osmanlı hükümetinin dağılması halinde ve her türlü yabancı işgal ve müdahalelere karşı, millet, kendini birlik halinde savunacaktır.

3- Merkezi hükümet (yani İstanbul hükümeti) vatanın, istiklalin muhafazasını sağlayamadığı takdirde, bu maksadı sağlamak için, geçici bir hükümet kurulacaktır.

4- Milli kuvvetleri amil ve milli iradeyi hakim kılmak esastır.

5- Hristiyan unsurlara, siyasi hakimiyetimizi ve içtimai muvazenemizi bozacak imtiyazlar verilemez.

6- Manda ve himaye kabul olunmaz.

7- Milli meclisin derhal toplanması ve hükümet icraatının murakabesinin sağlanmasına çalışılacaktır.

 

Artık durum beyan edilmiş, yol açılmıştır. Sırada Sivas Kongresi vardır.

Sivas Kongresi de benzer havada gelişir. Milli İrade oluşmuş, Milli Birlik kurulmuş ve Lideri belirmiştir. İzmir-          Yunanlıların işgalindeyken, Şanlıurfa, Maraş…..  işgal edilmişken, İstanbul’da İngilizler hakimiyet kurmuşken, bir yandan önemli bir kesim Manda veya Himaye taleplerini yoğunlaştırırken (Bu konuda bir yazı yazacağımızı belirtelim)  Sivas Kongresi Beyannamesi açıklanır:

-‘30 Ekim 1918 tarihinde ve mütareke imzalandığı sıradaki sınırlar dahilinde kalıp, ezici bir İslam ekseriyetini barındıran topraklar içindeki Osmanlı toprakları hiçbir suretle bölünmez bir bütün teşkil eder.

Osmanlı topluluğunun bütünlüğü, Milli İstiklalin sağlanması, saltanat ve hilafet makamının dokunulmazlığı için Kuva-yı Milliye’yi amil ve milli iradeyi hakim kılmak esası kesindir.

Vatanın neresinde olursa olsun bir işgale ve Rumluk, Ermenilik teşkili gibi teşebbüslere birlik halinde savunmak ve dayatmak esası meşrudur.

Azınlıkların hak müsavatı kabul ve siyasi hakimiyetle içtimai muvazeneyi bozacak esaslar reddedilir.

Hükümet bir dış baskı karşısında mülkün herhangi bir parçasını terk zorunda kalırsa buna karşı bütün tedbirler alınır ve kararlar verilebilir.

İstiklal ve milliyet esasına riayet gösteren dış iktisadi ve teknik yardımlar kabul edilir.

Merkezi Hükümet, milli iradeye tabi olmalıdır. Milli Meclis toplanmalıdır.

Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti kurulmuştur. Cemiyetin bir temsil heyeti vücuda getirilmiştir.

....

Sivas’ın özelliği artık sadece Doğu illeri değil tüm Anadolu temsil edilmeye başlanmıştır. Tabi biz Anadolu derken Rumeli’yi de hiç tereddütsüz kastediyoruz.




….

Nutuk eserinde Mustafa Kemal, Sivas Kongresindeki bir madde yüzünden haksız yere eleştirildiğinden bahseder ve cevaplarını verir. 7. Maddenin mandacılıkla alakası olmadığını savunmak zorunda kalmıştır hatta. Bu madde ‘İstiklal ve milliyet esasına riayet gösteren dış iktisadi ve teknik yardımlar kabul edilir.’ maddesidir. Zira Kazım Karabekir’de o dönem için Mustafa Kemal’in mandacı düşüncelerle irtibata geçtiğinden şikayet eder kitaplarında. Bu manda iddialarına en detaylı cevap için: Nutuk, İtalik Y. 2011 Basım, s.98 incelenmelidir. Biz burada özetle geçersek, Mustafa Kemal’in de dikkat çektiği nokta maddenin başıdır: ‘İstiklal ve Milliyet esasına riayet gösteren’ yani bugünkü anlatımla bağımsızlığımıza saygı gösteren ülkeler ile ticari ve teknik ilişkiler kurmanın doğallığını uzun uzun izah eder. Cumhuriyet döneminde İsveç ve Belçika ile yapılan demiryolu yapımındaki teknik-ticari destekleri örnek gösterir. Zaten Mustafa Kemal bu uğurda rütbesini sökmüşken, onun böyle düşündüğünü sanmak sanırım biraz da ayna psikolojisidir.

Yalnız gerçekten de gerek Kara Vasıf, gerek Halide Edip Adıvar gibi isimlerin o dönemki mandacılık eğilimlerini yine Mustafa Kemal, telgraflarıyla açıklamıştır. Dönemin şartları için ibret verici misallerdir. Mandacılığı önerenlere o dönem verdiği kendi cevapları da Nutuk eserinde yazılıdır. O dönem Mustafa Kemal’in de bu görüşe yaklaştığını sanan 2 arkadaşına, kendisi belgeler  ve  çok net örneklerle cevap vermiştir. Zaten bu gereksiz iddiaları buraya yazma sebebimiz iddia sahiplerine saygımızdandır.

Ancak tekrar hatırlatmakta fayda var herkes için; Rauf Bey o dönemki madde üzerindeki bu eleştirisine rağmen Mustafa Kemal’in emrinden ayrılmamıştır. Kazım Karabekir de keza.

Esasında bu konuda yeri gelmişken belirtmem lazımdır ki; tarihte kendisini bu kadar uzun, isimleri açık açık vererek, eleştirerek ifade eden (Nutuk’u Mecliste toplamda 36 saat 33 dakikada okumuştur.) ve bunu yazan bir başka Devlet Adamı sanırım yoktur.

Zaten bir çok küskünlük bundan sonra olmuştur. O dönem ki sendromu da buna vermek gerekir. Bu konulara değineceğiz.

……………….

Artık istikamet bellidir. Ankara.

Tabii bir bu süreçte Anadolu’da neler olduğunu, İstanbul’un ve Müttefiklerin tavrını Vahideddin 1,2 ve 3 yazılarımızda özetle belirtmiştik. Bu sebeple bu olaylar karşısında kim nasıl tepkiler verdi herkesin malumudur diye düşünerek olaya Mustafa Kemal cephesinden bakmaya çalışıyoruz.

Anadolu kanlar içinde, İstanbul esir olmuş, halk onlarca savaştan yorgun, bitkin, fakir. Nüfusun neredeyse onda biri savaşlarla kaybolmuş ve Osmanlı’nın son dönemi sosyo-ekonomik koşulları malum. Bir çiftçinin Atatürk’e dediği gibi, halk ailesinden muhakkak birilerini kaybetmiş artık, hatta bazıları evin tüm erkeklerini . Ve geriye kalanların derdi tarlasında çoluğunu çocuğunu doyurmakken bir taraftan her yana düşmanlar dolmuş, işgaller ve eziyetler. Padişah ise fazla konuşmuyor. Zaten İstanbul’da İngiliz devriyeleri geziyor. Ve hatta birkaç ülkenin daha birlikleri. O zamanı ve koşulları bizim burada özetlememiz mümkün değil.













 





 

İşte o günlerde bir şey oldu. Tarih 23 Nisan 1920. Halkın artık bağımsızlık diye bağıran bir meclisi vardı. Lideri ise Gazi Mustafa Kemal Paşa idi.






Meclis sevinç gösterileri ile kuruldu. Ve bu arada bir yandan da savaş için hazırlıklar vardı. Gazi Mustafa Kemal Paşa bir yandan hiç görülmedik Demokrasiyi, Meclisi, Kanunları organize ederken, bir yandan savaş için tahkimatlar, tayinler ve planlar ile meşguldü.

Kurtuluş Savaşı başlıyor.

Büyük Millet Meclisi çok sıkıntılı koşullar içinde açıldı. İzmir’i işgal eden Yunanlılar, istila alanlarını hızla genişletmişlerdi. Dünya Savaşına girmemiş ve müttefiklerden silah desteği alan Yunan ordusu Aydın, Salihli, Akhisar, Ayvalık çizgisini işgal etmişti.

Güney’de Çukurova’dan başka, Urfa, Antep ve bir aralık Maraş mücadele sahalarıydı. Halk kendi imkanları ile çeteleşiyor ve düşmanlarla savaşıyordu. Hatay irademiz dışında kalmıştı. Kars yaylası Ermenilerin elindeydi. Ankara’nın elinde sayılan fakir toprakların nufüsu da 4,5 milyon kardardı.

İstanbul’da ise  Sadrazamlığa 4. Kez Damat Ferit  gelmişti. Milli Mücadele aleyhine fetvalar, kışkırtmalar bir iç isyanı amaçlıyordu.

Tüm detaylarını Vahideddin 1,2 ve 3 yazılarımızda gördüğümüz, İstanbul'un Milli Mücadele karşıtlığını bir kaç cümle ile hatırlayalım:
....................

Yunan orduları ilerlerken bir gazeteci, D. Ferit'in yeni Adliye Nazırı Ali Rüştü Efendi'ye şu soruyu soruyor: 'Hükümet Yunan Ordusu tarafından yapılan harekatı protesto etmek niyetinde midir?'

Ali Rüştü şöyle cevap verir:
-'Hükümetimiz, M. Kemal taraftarlarını resmen mahkum etmiş ve hilafet ile Vatana hain olduklarını ilan eylemiştir. Binaenaleyh vazifesi (Yunan ordularını kastediyor), asilere layık olduğu cezayı vermektir.' (Peyam-ı Sabah gazetesi, 12 Temmuz 1920, KS. Günlüğü, 3.C., s.124, F.R. Atay, Eski Saat, s.91)

İşbirlikçi Basın ise, halka Milli Mücadele'yi kötülemektedir:

-'Kuva-yı Milliye ancak çetecilik yapar, vurur, kırar, geçirir.' (Ali Kemal, Peyam-ı Sabah, 2 Mart 1920)

-'Hükümet, Kuva-yı Milliye adı altında sığınan bu haydutların kafasına bir yumruk indiremiyor.' (R.C. Ulunay, Alemdar, 16 Mart 1920) (Bugün İstanbul'un Müttefiklerce işgal edildiği gündür!) fakat siyasi deliler arasında. Anadolu direnişi bir blöftür.' 

-'M. Kemal tarihe şüphesiz nam bırakacak, fakat siyasi deliler arasında. Anadolu direnişi bir blöftür.' (Filozof R. Tevfik, Alemdar, 11 Temmuz 1920)

-'Kuva-yı Milliye adı altında meydana atılmış soyguncularda bir varlık hissedenlere diyorum ki: Millici ve çeteci, soyguncu ve yağmacı demektir.' (Şahap Azmi, Ferda Gazetesi, 20 Aralık 1920)

Keza fetvaları ve hükümet beyannamelerini Sultan Vahideddin yazılarımızda gördük.

........................................

İstanbul'un bu tavrına karşı, ancak 115 mebusla açılabilen Millet Meclisi, her gün yeni katılımlarla kuvvetlenmekle birlikte, bu teşebbüs içinde; görüş, karar ve fikir birliğini kurmak kolay olmuyordu. Halk daha önce hiç Padişahsız bir çözüm bilmiyordu. Her kafadan ayrı ses.

Tek ortak nokta Kuva-yı Milliye ruhuydu. Bir taraftan ise iç isyanlarla (Anzavur vesaire konularına Vahideddin yazılarımızda değinmiştik) bir taraftan ise Düzenli bir Ordu halindeki Yunanlılarla  mücadele için, bir ordu tesis etmek için çabalanıyordu. Bu süreçte İstanbul Mustafa Kemal Paşa’yı idama mahkum etmişti.

Mustafa Kemal ise bir ümit Hilafet'e sarıldı. Vahideddin'den umut kesilince Veliaht Abdulmecid'e haber göndermiştir. Ama İstanbul tahtının yanındadır. Mustafa Kemal ise rütbelerinden vazgeçmiştir.

........

Padişah fermanı ve fetvalar ile kafası karışan halk arasında, Milli Mücadele’ye karşı iç isyanlar konusu ayrı bir yazı ile incelenecektir. Ancak bu iç isyanlar Milli Mücadeleyi sekteye uğratmıştır.


Artık Bir Meclis vardır. Sıra 'Düzenli Ordu'dadır.

İlk Millet Meclisinin genel yapısı şöyle idi:

115 Memur, emekli

61 Sarıklı Hoca

51 Kumandan-Subay

46 Çiftçi

37 Tüccar

29 Avukat

15 Doktor

10 Aşiret Reisi, Ağa

8 Tarikat Şeyhi

6 Gazeteci

2 Mühendis

Bir fikir birliği oluşmadığınından, yönetme ve yürütme hususunda bir kargaşa da vardı. Rusya Kominist, Avrupa ise Emperyalist idi.

Hatta Kominist Partileri kuran oldu Millet Meclisinde. Tabi o zaman Cumhuriyet henüz yok. Sadece bir Meclis var ve henüz mebusları genelde Milli Mücadele konusu meşgul ediyor.

Kimisi Rusya’dan destek almayı, kimisi Amerikan Mandalığının kabülünü istiyordu. Türlü fikirler havada uçuşuyordu. Bu meseleler de ayrı bir yazı ile incelenecektir.

...............................

Velhasıl bu sorunların yanında Mustafa Kemal Paşa düzenli ordu işi ile ilgilenir. Yunanlıların karşısına çıkılacaktır. Tabi neyle?

Osmanlı İmparatorluğundan kalan ordu gücü 44.138 kişi idi. Bunun da 10.000 kadarı işgal bölgesinde olduğundan Milli hareketin kontrolü altında değildi.

Aynı zamanda her biri kendi yöresinde sivrileşen ve toplamı 15.000 kadar hesaplanan Kuva-yı Milliye Çetelerini bir araya getirmek ve onları düzenli bir ordu mensubu haline sokmak için; Komuta Kademesi anlayışı gibi çabalar meyvelerini vermeye başlıyordu.

Bu sırada Düşman Kuvveti ise şöyle idi:

225.000 kişilik Yunan ordusu dışında,

-İngiliz İşgal Kuvvetleri:

31.000 piyade, 112 top, 160 makineli tüfek.

-Fransız İşgal Kuvvetleri:

33.000 piyade, 55 top, 91 makinalı tüfek, 39 uçak, 25 tank, 12 zırhlı otomobil.

-İtalyan Kuvvetleri:

5000 piyade

-Ermeni Kuvvetleri:

Kars Yaylasında toplanan 16.000 Ermeni kuvveti vardı. Bu güçlerin yenilmesi ve hatta Batum’a kadar kaçması, Batum’un alınması gibi konular ‘Kazım Karabekir’ yazımızda incelenecektir.

Karadeniz’de Rum çeteleri ile mücadeleler kanlı geçmiştir.

Keza Fransızlarla ve İngilizlerle çarpışmalar da olmuştur. Maraş, Urfa, Antep savaşları 2 yıl sürmüş, taraflar ciddi kayıplar vermiş ancak Sakarya Zaferi ile Antlaşma sağlanmıştır.

Ancak asıl düşman Yunan ordusudur. Tam olarak 224.623 kişi ile Anadolu’ya çıkmışlardır.(Korgeneral Dusmanis, Küçük Asya Harbinin İç Yüzü, 2.C., s.283-289)

Önce İzmir, sonra Akhisar çizgisine gelen Yunan ordusu, bu hatta bekleyerek hazırlıklarını tamamladı.

Daha sonra iyice içlere girerek önce Nazilli’yi ve Alaşehir’i ele geçirdiler. Milli çeteler savaşıyor ama tam olarak durduramıyordu. Yunan Ordusu 30 Haziran 1920’de Balıkesir’e girdi. Bandırma ve en sonunda Bursa işgal edildi.

Düşman bu hatta duraklayarak tekrar hazırlıklara başladı.

1. İnönü ve 2. İnönü muharebeleri her ne kadar başarısı irdelemeye açık olsa bile, tekrar ayaklanan bir halkın, kadınlarla yaşlılarla kağnılarla bir ordu kurabileceğini düşmana ve Müttefiklere göstermişti.

Anadolu’da Müttefiklerin de desteği ile ve hatta Şeyhülislam ve İstanbul desteği ile sadece milli çetelere hazırlıklı olan Yunanlılar için de bir duraksama yaşanmıştı.

Ancak Meclis memnun değildi. Sakarya gerilerine çekinilmesi memnuniyetsizlik ortamı oluşturmuştu. Meclisin belirli bir kısmı, Milli Ordu’nun başında Mustafa Kemal Paşa’yı görmek istiyordu. Yunanlılar Ankara’ya yaklaşmıştı.

Detaylarına sonra değineceğimiz ve türlü iç çatışmalarla geçen (Pontus meselesi, Çerkez Ethem meselesi v.s.) bu safhalardan sonra Mustafa Kemal Paşa Başkumandan yetkisini aldı ve cepheye geldi.

 

Sakarya Meydan Muharebesi



Sakarya Muharebesi  100 km lik bir cephe ve 20 km lik bir derinliğe sahipti. Top sesleri Ankara’dan duyuluyordu.  Mustafa Kemal Paşa’nın;

-‘Hattı müdafaa yoktur. Sathı müdafaa vardır’ cümlesi ile hatırlanan bu muharebe sonunda Yunan Ordusu Eskişehir-Afyon hattına çekilerek artık saldıran taraf olmaktan çıktılar ve savunmaya geçtiler.



Meclis’te ise her türlü ses vardı. Mustafa Kemal bir cepheye bir Meclis’e koşuyordu. Kimi çıkıyor ‘daha ne bekliyoruz, hemen tekrar saldıralım’ diyordu. Kimi çıkıp ‘Bir kere galip gelmişken hemen antlaşma yapalım, Müttefiklerden koparacağımızı koparalım’ diyordu. Biri Rusya biri Amerika diyordu…

Mustafa Kemal ise hem bu insanları bir arada tutarak yeni bir devletin temelleri atıyor, diğer yandan da Dumlupınar’a gizlilik içinde hazırlanıyordu. Çünkü etrafta casuslar kaynıyordu. Bunlara da değineceğiz. Zaten savaşın başladığını Meclis bile aynı gün duydu.

Dumlupınar ve Zafer

Bir taarruz Türk Ordusu için kolay değildi. Araçsız, yolsuz, silahsız. Ama öyle bir mücadele vardı ki kağnılarla, kadınlarla, yaşlılarla, herkesin katıldığı büyük mücadele.





Muntazam  ve gizli yürütülebilen bir hazırlıktan sonra 186.000 lik bir Türk Ordusu çıkmıştı yokluktan. Ahmet Akar gibi isimsiz bir çok kahramanın akıl ve azmiyle ve politika hamleleri ile 90.000 tüfeğimiz olmuştu.

Yunanlılar ise kayıplardan sonra bu savaştan evvel 190.000 mevcudu ve 130.000 tüfeği vardı.

Savaştan önce ‘Çalıkuşu’ romanı

Büyük taarruz sırasında Başkumandanlık karargahında vazifeli olan Binbaşı Mahmut Bey (Soydan, Daha sonra Siirt Mebusu) o günlere ait notlarını günü gününe tutmuş ve bunların bir kısmını yayınlamıştır. Bazı örnekler:

21 Ağustos 1922

-‘Saat on buçukta Konya’dan hareket. Akşehir’e Muvasalat. Akşehir’de pek hummalı bir faaliyet var. Cephe karargahından çıkarken Paşa dedi ki; tam vaktinde gelmişiz. En kati kararın verilmesi icabeden bir zaman.’





21 Ağustos 1922

-‘Bugün Akşehir’deyiz. Akşamki toplantı, taarruz gününün tayini ile neticelendi. Muzakere sırasında müşkülat çıkaranlara kısaca ve sert bir cevap verdi: ‘Harekete inancı olmayanlar istifa etsin..Ben bütün mesuliyeti üzerime alıyorum…’……Düşmanda da bir hassasiyet var. İki gündür Paşa, Çalıkuşu romanını okuyor. Öyle beğendi ve sevdi ki!...’


Evet Mustafa Kemal Paşa, başka bir paşaydı. Onun yaptıklarının yanında, söyleyecekleri de vardı.

Dumlupınar'a gelince; bu büyük savaşı anlatmaya gerek yok sanırım. Dumlupınar’ı bilmeyenimiz yoktur.











-‘M. Kemal ve onun etrafındaki subaylar, Türkiye’nin son kalesini savunmak ve yenilmez bir istek ve irade ile memleketlerini kurtarmak istemişler ve muvaffak olmuşlardı…Yunan iradesi, Kemal’in daha üstün iradesi önünde baş eğmişti.’ (General Stratigos, s.31)


Ve zaferle biten bu büyük taarruzdan sonra Ordu İzmir’e vardı. Kendini kurtarabilen Yunanlılar gemilerle, kayıklarla kaçıyorlardı. Artık Anadolu’da bir Millet Meclisi ve muzaffer bir Türk Ordu’su vardı.







Sıra İstanbul’a ve Cumhuriyete gelmişti. Artık İzmir’de kalalım ve bir sonraki yazımızda Cumhuriyet’e giden yolu ve Türkiye Cumhuriyetini inceleyelim.

 



8931 kez okundu

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın


 Kahve Falı Yasağı, Tekke ve Zaviyeler Kanunu İçin Bir Hazırlık mı?

 

 Adnan Menderes Mahkemesini yenileme talebi İskilipli İçin Hazırlık mı?

Döviz Bilgileri
AlışSatış
Dolar7.80257.8338
Euro9.12179.1583
Hava Durumu