Site Menüsü
Üyelik Girişi
Anket
Anadolu Halk Hareketi'ni Doğru Buluyor Musunuz?
Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi1
Bugün Toplam56
Toplam Ziyaret603425

Şehzadeliği ve 1918-1919 arası saltanatı ile Sultan Vahideddin ve Resmi Tarih- Gayri Resmi Tarih ikilemi



Bu dönem incelenirken; artık sahnede Mustafa Kemal de var. Mondros ve sonrası, Sultan Vahdeddin’in bir İngiliz gemisi ile yurttan ayrılmasına kadar geçen süreç 3 bölümde incelenecektir.

İlk bölümde Sultan Vahideddin’in şehzadelik yılları ve 19 Mayıs 1919 yılına kadarki dönemi incelenecektir.

Not: Bu yazıya başlamadan, evvela önceki yazılarımızı okumanızı tavsiye ediyoruz. Biz her ne kadar ilk insandan bugüne kadar bir sıralama ile geldikse de; en azından Osmanlı'nın son dönemleri, Abdulhamid Han ve İttihat ve Terakki dönemleri ile ilgili yazılarımızı okumak, bu döneme daha geniş açıdan bakabilmenizi sağlayabilir kanaatindeyiz.

Bknz: 2. Abdulhamid Dönemi (1876-1909)

Bknz: 5. Mehmet (Reşad) - İttihat ve Terakki Dönemi (1909-1918)


 ........................................................................

 

Bu dönem, Osmanlı’nın sonu ve bu son ile ilgili görüş ayrılıkları hususunda artık 'dananın kuyruğunun koptuğu yerdir' denilebilir;

Çünkü bu yazı boyunca hem Resmi Tarih hem de Dünya’da başka hiçbir ülkede olmayan ve kendi tarihini yalanlayan bir Gayri Resmi Tarih göreceğiz.

Ve bu gayri resmi tarih yazarlarına dedikodu ile değil ama mantık ve belgeler ile değineceğiz. Çünkü zaten yeterince ayrışma konumuz yokmuş gibi bir de bu konu, hem de çok ama çok etkili bir durumda karşımızda bugün.

Biz Sultan Vahdettin’i incelerken bunlara da değineceğiz. Zaten değineceğimiz yazarlar bir kesim için çok tanıdık olmakla birlikte, hatta bazıları Akil İnsanlar Heyetindeler.


...............................


Not: Bu ülkede kitap yazmak çok kolay oldu demek yerinde olur. Çünkü okuyanımız zaten olmadığı gibi, az da olsa okuyanımız da okudukları kitapta yazan doğru mudur?, kaynağı kimdir?, tarihler uyuşuyor mu?, belgeleri var mı veya gerçek mi? gibi soruları cevaplama şansını bulamıyorlar maalesef. Bunda hem iş güç yoğunluğu, hem medya etkisi, hem de imkanı olanlarda da yorgunluk, umutsuzluk gibi sebeplerin etkisi büyük. Bunlara zaten değineceğiz.

Ancak bu kısa açıklamayı yapmamızın asıl sebebi; misal öyle yazarlar var ki; bir şey yazmışlar ve yazdıkları abuk sabuk, tarihi belgelerin tamamına aykırı bir cümleye kaynak olarak; atıyorum Ali Can’ı göstermişler. Ali Can’a bakıyorsun; o da işkembeden sallamış. Yazılarımızda göreceğiniz üzere kaynakların kökü 5-6 kişiden oluşan bu 'yazarlar', sürekli birbirlerini kaynak gösteriyor.

Aynı güruh; körler sağırlar misali birbirlerini ağırlayarak koca tarihi yalanlamaya kalkıyorlar. Biz burada genel olarak, olayların birebir şahitlerini kaynak göstermeyi tercih edeceğiz. Lütfen burada yazılanları da araştırın, onların yazdıklarını da.  Ancak böyle gerçeğe ulaşabiliriz. Zaten bunların bir kısmını bu yazıda göreceğiz.

Ve belirtelim ki; bu dönem ve dolayısıyla Sultan Vahideddin ile ilgili bu yazıları hazırlarken; elbette ilgili internet araştırmaları ve diğer kaynakların dışında, en başta:

-Son Osmanlı Sarayında Gördüklerim' Lütfi Simavi

-'Görüp İşittiklerim' Ali fuat Türkgeldi

-'Siyasi Hatıralar' Rauf Orbay

-'Vahideddin, Mustafa Kemal ve Milli Mucadele- Turgut Özakman'

-'Tek Adam' 1. ve 2. Cild ve İkinci Adam 1. Cild -Şevket Süreyya Aydemir'

-'İstiklal Harbimizin Esasları- Kazım Karabekir'

gibi kaynaklardan bolca faydalandık. Keza Nutuk'da dahil ve bu yazıda geçen tüm bilgi veya kaynakları sizin de araştırmanızı rica edelim.

Nitekim her zaman belirttiğimiz üzere; yazılanların aksi bilgiye sahip olanların da; düzeyli bir tartışma ortamı sağlamak adına 'belge ve/veya kaynakları ile' birlikte, yorumlarını rica ederiz.

Artık konumuza dönelim.

………………………………………………………….

 

Ağabeyi Sultan Reşad’ın ölümü üzerine 4 Temmuz 1918 yılında 58 yaşında iken tahta geçen Sultan Vahideddin, bir enkazın üzerine gelmişti denilebilir. Bir önceki yazımızda anlatıldığı üzere, tahta geçtiğinde; mağlup olunmuş bir savaş ve imzalanması gereken bir ateşkes antlaşması vardı.

Nitekim  imzalandı da;

Mondros Ateşkes Antlaşmasının Maddeleri

1- Çanakkale ve İstanbul Boğazlarının açılması, Karadeniz’e serbestçe geçişin temini ve Çanakkale ve Karadeniz istihkamlarının İtilaf Devletleri tarafından işgali sağlanacaktır.

2- Osmanlı sularındaki bütün torpil tarlaları ile torpido ve kovan mevzilerinin yerleri gösterilecek ve bunları taramak ve kaldırmak için yardım edilecektir.

3- Karadeniz’deki torpiller hakkında bilgi verilecektir.

4- İtilaf Devletlerinin bütün esirleri ile Ermeni esirleri kayıtsız şartsız İstanbul’da teslim olunacaktır.

5- Hudutların korunması ve iç asayişin temini dışında, Osmanlı ordusu derhal terhis edilecektir.

6- Osmanlı harp gemileri teslim olup, gösterilecek Osmanlı limanlarında gözaltında bulundurulacaktır.

7- İtilaf Devletleri, güvenliklerini tehdit edecek bir durumun ortaya çıkması halinde herhangi bir stratejik yeri işgal etme hakkına sahip olacaktır.

8- Osmanlı demiryollarından İtilaf Devletleri istifade edecekler ve Osmanlı ticaret gemileri onların hizmetinde bulundurulacaktır.

9- İtilaf Devletleri, Osmanlı tersane ve limanlarındaki vasıtalardan istifade sağlayacaktır.

10-Toros Tünelleri, İtilaf Devletleri tarafından işgal olunacaktır.

11- İran içlerinde ve Kafkasya’da bulunan Osmanlı kuvvetleri, işgal ettikleri yerlerden geri çekilecekler.

12- Hükümet haberleşmesi dışında, telsiz, telgraf ve kabloların denetimi, İtilaf Devletlerine geçecektir.

13- Askeri, ticari ve denizle ilgili madde ve malzemelerin tahribi önlenecektir.

14- İtilaf Devletleri kömür, mazot ve yağ maddelerini Türkiye’den temin edeceklerdir. (Bu maddelerden hiç biri ihraç olunmayacaktır.)

15- Bütün demiryolları, İtilaf Devletlerin zabıtası tarafından kontrol altına alınacaktır.

16- Hicaz, Asir, Yemen, Suriye ve Irak’taki kuvvetler en yakın İtilaf Devletlerinin kumandanlarına teslim olunacaktır.

17- Trablus ve Bingazi’deki Osmanlı subayları en yakın İtalyan garnizonuna teslim olacaktır.

18- Trablus ve Bingazi’de Osmanlı işgali altında bulunan limanlar İtalyanlara teslim olunacaktır.

19- Asker ve sivil Alman ve Avusturya uyruğu, bir ay zarfında Osmanlı topraklarını terk edeceklerdir.

20- Gerek askeri teçhizatın teslimine, gerek Osmanlı Ordusunun terhisine ve gerekse nakil vasıtalarının İtilaf Devletlerine teslimine dair verilecek herhangi bir emir, derhal yerine getirilecektir.

21- İtilaf Devletleri adına bir üye, iaşe nezaretinde çalışacak bu devletlerin ihtiyaçlarını temin edecek ve isteyeceği her bilgi kendisine verilecektir.

22- Osmanlı harp esirleri, İtilaf Devletlerinin nezdinde kalacaktır.

23- Osmanlı Hükümeti, merkezi devletlerle bütün ilişkilerini kesecektir.

24- Altı vilayet adı verilen yerlerde bir kargaşalık olursa, vilayetlerin herhangi bir kısmının işgali hakkını İtilaf Devletleri haiz bulunacaktır.

25- Müttefiklerle Osmanlı Devleti arasındaki savaş, 1918 yılı Ekim ayının 31 günü mahalli saat ile öğle zamanı sona erecektir.

……………………………………………………………….

Yukarıdaki maddelerden de anlaşılacağı üzere Osmanlı Devleti artık fiilen sona ermişti.

Ve hatta bu şartlar yerine geldikten sonra dahi, müttefikler daha fazlasını istediler. Göreceğiz.

..........................................

Baştan da söylediğimiz gibi, Sultan Vahideddin zor bir dönemde tahta çıktı.

 

Saray’ın o dönem Baş Katibi Ali Fuat Türkgeldi’nin ‘Görüp İşittiklerim’ isimli kitabında yazdığına göre;

-‘Eğer akilane, bigarezhane ve bitarafane idareyi umur edecek bir halefim olsaydı, ömrümün devri ahırında bu bar-ı azimi (büyük yükü), vallahi, billahi, tallahi kabul etmezdim.’

diyen Sultan Vahideddin, kendisinin zor durumunu da itiraf etmektedir. Bu itirafta da görüldüğü üzere, esasında bazı yazarların kendisini sırf Mustafa Kemal’i kötülemek için göklere çıkartma çabası olmasa; kötü bir adamdı veya vatan hainiydi diyen de çıkmaz herhalde.




 

Biz ellbette Sultan Vahideddin'in şahsiyeti hakkındaki özetimizi yazı sonuna bırakacağız.

Ancak yeri gelmişken; Vahdettin Han’ın bizce en büyük hatalarından birisi; bir yandan çok eleştirdiği bir yandan da vazgeçemediği Damat Ferit tercihleri olmuştur.

Sultan Vehideddin'in padişahlık günlerine geçmeden evvel, daha eskilere, yani şehzadelik dönemlerine bir göz atalım ve Damat Ferit konusuna değinelim.

 

İttihat ve Terakki karşıtlığı ve Hürriyet ve İtilaf sempatisi:

İttihat ve Terakki Partisine muhalif olarak kurulan Hürriyet ve İtilaf partisinden kısaca söz etmiştik. Mensupları arasında Ali Kemal, Rıza Tevfik, Dr. Rıza Nur, Şeyhülislam M. Sabri, Damat Ferit gibi isimler vardı. Her ne kadar İttihat ve Terakki’yi eleştirsek de, bu Hürriyet ve İtilaf partisinin misal Arnavutluk isyanına destek olması gibi karışık işlerini mazur görmeyi gerektirmez herhalde.

Zira bu partinin kurucularından ve eski İttihatçı Dr. Rıza Nur’un, Arnavutluk isyanındaki rolünü kendi anılarında açıkça itirafına göz atalım;

-Yakovalı Rıza Bey Sinop’ta sürgündü. Onunla İttihatçılar aleyhine anlaştık. Kaçıracağım, gidecek, Arnavutluk’ta isyan yapacak….Gidip katıldı. İttihatçılar hükümetini devirdik. Arnavutları isyana teşvik ettiğimi ben kendi elimle yazdım. Bu kusur değil, iftiharım sebebidir. (s.374, 378)

 

Yine Sultan Vahdettin’in Baş Mabeyncisi Lütfi Simavi, partinin liderlerinden Sadık Bey hakkında şu bilgiyi veriyor:

-Yunan idaresine geçen Selanik’e giderek, oradan Rus İmparatoru’na bir telgraf çekmiş, İttihat ve Terakki iktidarının Osmanlı’yı mahvettiğinden söz ederek, bu işe el koymasını! İstemişti.(s. 197) (Mektubun tam metni için ise bkz: Ali Birinci: Hürriyet ve İtilaf Fırkası..s.217)

 

Görüldüğü üzere İttihat ve Terakki’yi eleştirmek başka, ülke bağımsızlığına el atmak ve bölünmeye götürmek başkadır. Damat Ferit’in bir dönem başkanı olduğu bu partinin kurtuluş savaşındaki konumunu, bir de sıkı Vahideddin taraftarı olan yazarlardan dinleyelim:

-Hürriyet ve İtilafçılar, düşmanlarımızla aynı seviye ve hizada görünmekten bile çekinmemişlerdir. İttihatçıların kendilerine zulmettiğini iddia eden Ermenilerle birlikte hareket edip onlara katıldıkları gibi, meclisin İttihatçılar tarafından seçilmiş olması sebebiyle dağıtılmasını isteyen İngilizlerle de aynı şekilde düşünüyorlardı. İngiliz emelleriyle inanılmayacak uygunluğa bakınız: İstanbul’un işgali karşısında Hürriyet ve İtilaf Partisi sevincini gizlemiyor, tek üzüntüsünün böyle bir önlemin bu denli geciktirilmesinden doğduğunu açıklıyordu. (V. Vakkasoğlu. Son Bozgun, 1.C..,s.96)

Görüldüğü üzere, Vahideddin taraftarları bile bu partinin gerçek yüzünü saklamıyor. Zaten bu parti üyelerinin, misal Ali Kemal gibi yazarlarına değineceğiz. İngilizlere karşı gelmenin delilik olacağını yazarak, milli mücadeleye sonuna kadar karşı çıkan bu Ali Kemal, cezasını halkın elinde linç edilerek ödeyecektir zaten. Bunları göreceğiz.

Ama Şehzade döneminde Vahidettin’in bu partiye yakınlığı ile ilgili bir notu, yine Baş Mabeyncisi Lütfi Simavi’den dinleyelim:

-(Şehzade Vahidettin’e) Damat Ferit Paşa’nın Sadık Bey ile birlikte kurmuş olduğu partiye kendisinin onursal başkan olduğu hakkında ortada bazı söylentilerin dolaştığını duyduğumu, hanedan üyelerinin hiçbir partiye mensup olamayacaklarını ileri sürerek bu söylentileri yalanlamakta olduğumu söyledim. Doğrusunu söylemek gerekirse bu söylentiler pek de temelsiz değildi. Vahidettin Efendi, adı geçen partiye onursal başkan olmasa bile, ona karşı bir sempati besliyordu. Ben bu tutumun doğru olmadığını kendisine ancak böyle dolaylı bir yolla anlatabilirdim………İleride padişah olduktan sonra bu partiye olan bağlılığını açığa vuracak, mütareke yıllarında Damat Ferit’i arka arkaya sadrazamlığa getirerek, hem devletin, hem kendisinin felaketini hazırlayacaktı. (s. 265)

 

Damat Ferit Meselesi

Velhasıl Vahdettin’in 5 kez sadrazam yaptığı Damat Ferit’e, bahsi gelmişken göz atabiliriz sanırım:

 

 

A. Reşit (Rey) Bey (Damat Ferit’in Dahiliye Nazırı):

-''6. Mehmet (Vahidettin), güvenilir ancak 2 kişi bulabilmişti. Bunlardan birincisi eniştesi Ferit Paşa, (İkincisi dünürü Tevfik Paşa’dır). Ferit Paşa, Abdulmecit’in damadı olduğu için Sultan Aziz koluna, özellikle Veliaht Abdulmecit’e uzak; İttihatçıların da, Hürriyet ve İtilaf Partisi yandaşı olduğu için dışladığı bir adam. Bugünü ve geleceği  Vahidettin’in varlığına bağlı; öyleyse kendisine ihanet etmesi düşünülemez. Bu görüşle Damat Ferit Paşa’ya sarılarak İttihat hükümetinin düşmesine kadar eniştesi ile aile muhabbeti yapmış, ondan sonra da kendisini Sadrazamlığa getirmiştir……Hali, hareketi cali (yapmacık), düşüncesi kısa, bilgisi daha kısa idi. En büyük marifeti de gösterişi idi. Bütün hali ve hareketleri incelenirse cahilliğine ek olarak teleyyün-ül dimaği  ile malul (beyni sulanmış) olduğuna hükmetmek zaruri idi.'' (Son Sadrazamlar’dan alıntı, s. 2037, 2079)

(Rıza Tevfik de yukarıdaki bu görüşleri doğrulayan açıklamalar yapmıştır. Birçok görüş var, hepsini yazamıyorum ama isteyen olursa mevcuttur)

Vahidettin’in diğer güvendiği insan, yani Tevfik Paşa(Okday, Son Sadrazam ve Padişah’ın dünürü) ne diyor:

-Kabineyi kurmak için uğraşırken, Ayan’da (senatoda) arkadaşımız olan Ferit Paşa’ya, ‘Siz de bir nezaret (nazırlık/bakanlık) kabul etseniz’ dedim. ‘Aman efendim, ben (önemli bir) işte bulunmadım, bir koca nezareti nasıl idare ederim’ dedi. ‘Danıştay başkanlığını alınız, orası nezaretler gibi değildir’ dedim. ‘Danıştay’ı hiç idare edemem, çünkü oraya başkanlık edecek kimse, devletin kanun ve düzenini bilmelidir, ben bilmiyorum, rica ederim ısrar buyurmayın’ dedi. (Son Sadrazamlar, s. 2037; İ.M. Kemal İnan eki :’Sonra daha kolaymış gibi, Sadrazamlığı kabul etti’ )


.........................

İ.M. Kemal İnal 1916'da Şura-yı Devlet azalığına getirilen, Osmanlı Devleti’ne 33 yıl boyunca çeşitli görevlerde hizmet eden tarihçidir. Tam adıyla İbnülemin Mahmut Kemal İnal, II. Abdülhamit devrinde Yıldız Sarayı arşivinde görev yapmış ve Cumhuriyet devrinde ise arşivin tasnif edilerek Başbakanlığa devredilmesine başkanlık etmişti. Şimdi onun görüşlerine göz atalım:

-Ferit Paşa 1853 doğumludur. Vahidettin’in ablası Mediha Sultan’ın ikinci kocasıdır. Damat olunca Londra Elçiliğini istedi. Tayin edilmeyince Abdulhamid Han’a gücendi. İttihat ve Terakki Derneğine yaranmak ve bu yolla büyük bir makam yakalamak için derneğin meddahı kesildi. İltifat görmeyince bu sefer ona da düşman oldu. Hürriyet ve İtilaf Partisi’nin kuruluş çalışmalarına katıldı. Alafrangalıkta frenkleri de geçmişti. Pek uzun olan tırnaklarından herkes iğrenirdi. Son Sadrazam Tevfik Paşa Ferit’ten ‘yalancı’ diye söz ederdi. Vahidettin’de eskiden ‘melun’ derdi, sonra devleti teslim etti. (Son Sadrazamlar, s 2029, 2094)

Saray Baş Katibi Ali Fuat Türkgeldi:

-Ferit Paşa, mütelevvin-ül mizaç (değişken mizaçlı), bukalemun meşrep bir adam olup, bugün ak dediğine yarın kara der ve esas fikrinin ne olduğu bilinmezdi. (Görüp İşittiklerim.s.214)

..............................

Dr. Rıza Nur:

-Ferit Paşa, Türk tarihinin, Osmanlı kısmının en uğursuz, en hain bir siması olmuştur.

Lütfi Simavi:

-Vaktiyle ‘kız kardeşini bu adama vermekle budalalık ettiğini’ yakınlarına söylediğini duyduğum Padişah, sonraları nedense fikrini değiştirmişti. (s.425)

Ali Fuat Türkgeldi:

-Vahidettin’in yakın adamı Refik Bey’den işittiğime göre Padişah şehzadeliğinde ‘Dünyada 3 melun var. Biri bizim hemşire (Mediha), biri kocası Ferit, biri de oğlu (Mediha’nın ilk eşinden) Sami’ dermiş.(s.273)

İ.M. Kemal İnal:

-Böyle bir adamdan devlete ve millete hizmet bekleyenler de, her kim olursa olsun, irfan ve iz’anda onun gibi olduklarını kanıtlarlar. ( s. 2051)

Hüseyin Kazım Kadri:

-….Vahidettin’in ona olan sevgi ve güveninin azalmaması, açıklanması kabil olmayan bir haldir.(s.283)

İ. Hakkı (Okday)

-Kayınpederim Sultan Vahideddin’in Ferit Paşa hakkındaki anlaşılmaz bağlılığını, aklı başında vükelası da, bizler gibi yakınları da, hatta bendeganının ve yaverlerinin büyük bir çoğunluğu da hiçbir vakit anlayamamışlardır. Şu kadar ki, benim gibi Padişahın damadı sıfatıyla pek yakınında bulunanlar, bir şeyden şüpheleniyorduk: Mesela Damat Ferit Paşa, Padişahı şuna kesin olarak inandırmıştı ki; İstanbul’u işgalleri altında bulunduran düşmanlar ancak kendisi iş başında bulunduğu müddetçe yumuşak davranacaklardır……(s.328)

Bu konuda Vahideddinci yazarlar bile hem fikirdir aslında, ama Vahidettin’e toz kondurmadan;

İ.Hami Danışmend:

 -Osmanlı yıkılışının en mühim sebeplerinden olan yoz ve çürümüş devşirme ruhunu her manasıyla sürdüren bu vatansız ve imansız balkan serserisinin, nasıl olupta Sultan Vahidüddin’e o kadar sokulup etkilemiş olduğuna hayret etmemek ve bu hali, Sultan Vahidüddin’in zekasıyla bağdaştırmak kabil değildir.(Osm. T. Kronolojisi. C.4 s.441-443)

Nihal Atsız:

-Damat Ferit Paşayı birkaç defa sadrazamlığa getirmiştir. Bunu anlamak güçtür.(Türk ülküsü.s.86)

Mustafa Müftüoğlu:

-Sultan Vahideddin’in Damat Ferit serserisine niçin devlet idaresini teslim ettiği karanlıktır……Sultan Vahideddin’in, Damat Ferit serserisinin kaçtığını duyduğunda söylediği söz, şu olmuştur: ‘Çapkın, hem devleti bu hale koydu, hem gitti….’ (Yalan Söyleyen Tarih Utansın.1.C. s.210. Aynı gün Ş. Naili Paşa komutasındaki Türk birlikleri de, halkın çoşkun gösterileri arasında, İstanbul’a giriyorlardı (Jeschke, kronoloji 2,s.42) 

Damat Ferit konusuna şimdilik yeterince değindik sanırız.


Yine ileride Sultan Vahideddin’in tahta çıkmasından sonra, Damat Ferit’in İngilizler ile yazışmalarına, hem de İngiliz belgelerinden göz atacağız. Kurtuluş savaşı veren bir milletin sadrazamının İngilizlere neler yazdığını görünce; onu daha iyi tanıyacağız

Şimdi Vahidettin meselesine geçmeden önce, yazılarımız boyunca ve özellikle Gazi Mustafa Kemal hakkındaki yazdıklarının yanlışlarını açıklayacağımız Kadir Mısıroğlu’na kulak verelim. Damat Ferit’i savunmaya uğraşan! 1-2 yazarın durumunu görmek adına bu linki izlemekte fayda var.

Kendisine Damat Ferit hain miydi diye soruyorlar. 'Haşa!' diyerek konuya giriyor.

Sonra gerçi evliya değildir falan derken, Ferit’in öğlenleri beyaz şarap içmesinden bahsediyor…

Sonra birden sarığını kafasına giymesinden bahsediyor…ve sanki az önce öğle vakti şarap içtiğini söylememiş gibi 'edebe bak!' diyor…

Muhteşem Yüzyıl’a giriyor, kendini kaybediyor ve bir daha çıkamıyor.


http://www.youtube.com/watch?v=YkvP1y0aS2w

Çıkamıyor, çünkü takıntılı bir şekilde derdi Mustafa Kemal......

Öğle yemeğinde şarap içenlere bir şekilde 'edebe bak' diyebilen bu aynı şahıslar; akşam yemeğinde rakı içti diye Mustafa Kemal'e söylediklerini bırakmıyorlar halbuki.

Yine Kadir Mısıroğlu gibi; gününümüzün yalan tarihcilerinden Mustafa Armağan'ın da Damat Ferit hakkındaki yalan bilgilerinden birine, şu linkte cevap verilmiştir.

http://www.youtube.com/watch?v=xnTrmv6r7TQ

Günümüzde bu yukarıdaki isimler gibi; tarih bölümünde bile okumamış insanlar; belgelerle dolu resmi tarihi; medya desteği ile yalanlayabiliyorlar.


Bu gerçekleri daha detaylı göreceğiz.

............................................

Gelelim diğer meseleye;

 

Vahidettin’in Şehzade iken  Mustafa Kemal ile tanışıklığı:

Bu tanışıklık Almanya gezisi ile başlıyor. Bu gezi 15 Aralık 1917’de başlamış ve 4 Ocak 1918’de sona ermiştir. Bu gezide Veliaht Vahideddin’e Çanakkale savaşı ile ünlenen Mustafa Kemal Ordu temsilcisi olarak refakat etmiştir. Diğer refakatçi de askeri danışman sıfatıyla Albay Naci(İldeniz) Bey’dir.

 

Şimdi bu konuda Kadir Mısıroğlu’nun yazılarına geçmeden evvel; mantığınıza sığınarak bir detayı açıklamak istiyorum. Bu gezide Mustafa Kemal ve Vahideddin arasındaki konuşmaları kaleme alan Mustafa Kemal’in kendisidir. Başka da yazan yoktur. Zaten bu konuşmalar ikisi arasında yalnızlarken geçmiştir. Vahideddin’de bahsetmediğine göre, başka öğrenilecek birisi de yoktur. Ancak göreceğiniz gibi Mısıroğlu bu konuşmaları yabancı kaynaklardan aldığını söyler. İşin ilginç yanı kaynak diye bahsettiği H.C. Amstrong ve Dagobert von Mikusch’un kitaplarıdır. İyide orada olmayan bu adamlar nerden duymuş. E tabi ki; o kitaplardaki kaynak Mustafa Kemal’dir.

Ama, Mısıroğlu böyle yapmakla, tembel okuyucusunu, çeviride değişiklikler yaparak veya zaten aslında yuvarlanmış cümleleri kullanarak kandırmıştır. İyi de zaten kaynak sadece Mustafa Kemal’in kendi yazdıkları. Türkçe bilmiyor mu Mısıroğlu da, kaynağın çevirisinden çeviri yapmaya çalışıyor. İşte çevir kazı yanmasın durumu. İnsanlar böyle basit oyunlarla yanlış yönlendiriliyorlar arkadaşlar.

Gelelim Kadir Mısıroğlu’nun notlarına. Önce onun yazdıklarını, sonra cümlelerin asıllarını verelim ve görelim: ifadeler nasıl çeviriliyor:

-Buna dair birkaç yabancı gözlemimden söz edelim. (Hilafet s.143) ?!?!?

diye söz başlayan Mısıroğlu devam ediyor:

-Veliaht Vahideddin Efendinin zeka ve dirayetinden takdirle bahseden Mustafa Kemal……(Kaynak: Armstrong s.93 imiş!) (Hilafet, s.143)

Aslı:

-‘Düşümdüm ki bu zat akıllı olmalıdır.’ (Atatürk’ün hatıraları, s.29)

Mısıroğlu’ndan:

-Dostlukları o kadar ilerlemiş ki, bir gün Berlin’de Adlon otelinde M. Kemal, Veliahta, ‘Sizden sarahatle (açıkça) bir şey söyleme musadesi isteyeceğim. …..(Kaynak Amstrong imiş.) (Hilafet.s.144)

Aslı:

-Gazeteciler çekildikten sonra, salonda ikimiz kaldık. Bana sordu : ‘Ne yapmalıyım?’. Şu yolda cevap verdiğimi hatırlarım:…. (Atatürk’ün hatıraları, s.54)

Mısıroğlu’ndan:

-Seyahatleri sırasında bir gün de Naci Paşa, M. Kemal Paşaya Veliaht hakkındaki fikrini sormuştu. M. Kemal Paşa şöyle cevap verdi: Daima göz önünde bulundurmak ve ona sadakatle hizmet şartıyla, bu adam ile iş görülebilir. ( Kaynak Dagobert imiş.) (Hilafet s. 144)

Aslı:

-Bende hasıl olan kanaat şu idi ki bu adamla, kendisini tenvir etmek (aydınlatmak) ve kendisine, yakından ve samimi muzaheret (yardım) etmek şartıyla, bazı işler yapmak mümkündür. Bu görüşümü gerek Naci Paşaya, gerek öteki zatlara söyledim. (Atatürk’ün hatıraları, s.41)

Aradaki ince farklara dikkat edelim….Bu arada Mısıroğlu tarihi biraz daha karıştırıp olmayan insanları da olaya dahil edebilmiştir.

-Veliaht Vahideddin Efendi, bu seyahat esnasında, beraberindeki damadı şehzade Ömer Faruk Efendi’ye….(Hilafet s.45)

Aslında bu gezi tarihini yazmıştık: 15.12.1917-4.01.1918. Oysa Abdulmecit’in oğlu olan Ömer Faruk Efendi (Daha sonra anılarına da değineceğiz) Vahideddin’in kızı Sabiha Sultan ile 29.04.1919’da evlenmiştir. Ve o seyahatte bulunmamıştır.(G.Jeschke, TSK Kronolojisi 1,s.10 (Bu kaynağa değineceğiz). Ayrıca İ. Hakkı Okday’ın anılarında evlilik ve detayları mevcut.(s.366-372)

 

Şimdi konusu gelmişken bu Gayri Resmi Tarih mevzusuna bir girelim.

 

 

Resmi Tarih Yalan mı?, Gerçek aslında Gayri Resmi Tarih yazıcılarının yazdıkları mı?

Aşağıdaki yazarlara inanan bir çok insanımız var. Umarız okurlar ve burada beraber tartışırız. Çünkü bu tartışmaların sonunda, en doğruya ulaşmak mümkün olacaktır. Biz bildiğimiz kadarı ile, iyi niyetli bir çok  insana aslında neyin empoze edilmeye çalışıldığını ve amacın ne olduğunu; özellikle 'Türk Milleti-1-' yazımızda anlatmaya başladık. Daha da anlatacağız..

 

Önce nedir bu tarihimize isyan ona bakalım.

(M. Montecuccoli'in '' Demek ki yalnız Türkleri degil, onların tarihini de yenmek lazım'' cümlesini hatırlatıyoruz)

............................

Mustafa Kemal Atatürk ile ilgili yazılarımızda, detaylarına ineceğimiz bu gayri resmi tarih yazarlarının bazılarını tanıyalım ve iddialarına göz atalım.

-Mustafa Kemal İngiliz Ajanıdır.

-Mustafa Kemal’in Çanakkale’deki rolü çok küçüktür.

-Yunanlılar Mustafa Kemal’in tavsiyesi üzerine İzmir’e çıkmışlardır.

-Mustafa Kemal’i milli mücadeleye gönderen Sultan Vahideddin’dir ve Ali Kemal gibiler aslında hain değildi.

gibi ve daha bir çok tuhaf iddia var. Bu konuda birbirlerini kaynak göstererek yazılan yüzlerce kitap yayınlanıyor. Kimi bir takım güçlere hizmet ediyor, kimi dikkat çekmek istiyor, kimileri de en iyi tahminle saflar. Özellikle Gazi Mustafa Kemal ile ilgili yazılarımızda, komedi sahnesine dönen bu yazılara eğileceğiz. Ama bu Resmi Tarihin yalan olması nereden çıktı:

-‘’….Hakikate kıyılmış ve Kurtuluş Savaşının gerçek yüzünü örten şal………..Yarım asırdan beri devam eden pespaye yalanlar……’’ Kadir Mısıroğlu ( Sarıklı Mucahitler, Lozan Hezimet mi Zafer mi)

-‘’….doğruların yanlış, yanlışların doğru olarak gösterilmeye çalışıldığı ve bütün bunların da her türlü dayatmalarla millete zorla öğretildiği ‘yalan söyleyen tarih’….’’ H.Hüseyin Ceylan (Büyük Oyun)

-‘’….Tarihi hadiseler tersyüz edilmiş, kahramanlar ve hainler yer değiştirmiştir….’’ Vehbi Vakkasoğlu (Son Bozgun)

-‘’Yakın tarih tahrif edilmiş….’’ Fikret Başkaya, s.25

-‘’….resmi tarihe inanmıyoruz…’’ Hüseyin Yılmaz (İnkilap Kurbanları)

-‘’Resmi tarih doğruları yeni nesilden saklıyor…’’ Gayri Resmi Tarih Ansiklopedisi

-‘’Resmi tarihin aldatıcı masalları…’’ Abdurrahman Dilipak-  Akil Adam!

-‘’Gerçek tarihle ilgisi olmayan neşriyat….’’ Mustafa Müftüoğlu (Yalan söyleyen Tarih Utansın)

-‘’Resmi Tarih masallları…’’ Nokta Dergisi

-‘’Türkiye’de tarih…inanılması çok zor bir masal niteliğindedir.’’ Yalçın Küçük (Aksiyon Dergisi)

-‘’Resmi tarih tezi, Türkiye’de yalanlarla dolu bir şekilde ele alınmış…’’ Mehmet Altan

Bu isimlere İ.H. Danişmend en eskilerinden biri olarak ve hatta birçoğunun kaynak kişisi olarak katılıyor. Yine Fatih Çekirge, T.Mümtaz Göztepe, Emine Şenliklioğlu gibi türlü isimler katılmakta. Hepsine bu bir kaç yazımızda değineceğiz ve bu yazarların yanlışlarını göstereceğiz.

Bu insanlara göre resmi tarih adıyla anlatılanları, kiralık kalemler yazmış!

-‘’Hakikate saygısız birçok dalkavuk…’’ K.Mısıroğlu

-‘’Kiralık kalemler..’’ K. Mısıroğlu

-‘’Tarih yalancıları..’’ V. Vakkasoğlu

 
Yani bu 5-10 kişi; koca tarihi yalanlıyorlar. Tabi bunlara verilen maddi desteklerle misal M. Armağan gibi yeni ekolleri de bu şahısları kaynak göstererek işlerini yapıyorlar. 

Bütün Dünya ve Türk tarihi ve 'değiştirilemez' tüm kaynaklar yanlış; bu 10 kişi doğru.

Koca kurtuluş savaşının tüm komutanları: 'Kazım Karabekir'ler, Ali Fuat Cebesoy'lar, Fevzi Çakmak'lar, olayın birebir şahitleri yanlış biliyor....

Yabancı kaynaklar dahi; aynı bilgiye sahip tarihimiz konusunda. Belgeler, yaşananlar ortada çünkü; ama birilerinde organize bir yalanlama çabası.

............................................................

Ayrıca bilindiği üzere bütün devletler Uluslararası antlaşmalar gereği belirli bir süre sonra tüm belge arşivlerini (yazışmalar, antlaşmalar vesaire) açmak zorundalar. Misal 1939 yılına kadar ki İngiliz belgeleri 1944 yılından başlamak üzere, 1967 yılında tamamen açılmıştır.

Hatta bu İngiliz belgelerini ilk olarak 1957 yılında Alman Prof. Dr. Jaeschke yayınlamaya başlamıştır. En son ‘Türk Kurtuluş Savaşı Kronolojisi’ adı altında, bizimle ilgili bölümleri ayırarak 1970 yılında yayınlamıştır.

Yine; Salahi R. Sonyel bu belgeleri 1969 yılında ‘İngiliz Belgeleri Işığında M.Kemal ve Milli Mukavemet’’ adıyla yayınlamıştır.

Yine Celal Bayar 1968 yılında ‘Ben de yazdım’ kitabında ve Taner Baytok 1970 yılında bu belgeleri yayınladılar. 1972 yılında Bilal N. Şimşir aynı belgeleri detaylı olarak yayınladı.

Yani; yabancı belgelerde de göreceğiz ki; kimin kiminle yazıştığı belli ve olaylar da elbette net. Ama yüzlerce Profesör, Ordinaryüs Profesör ve değiştirilemez binlerce belge, kitap, kaynak yanlış diyebiliyorlar. Kimler mi? 'Tarih Bölümü' bile okumamış 5-10 kişi. 


...................................

Yukarıda onlarcasını saydığımız isimlerin yanında, o dönemlere ait hem İngiliz arşivi, hem Yunan hem de Fransız arşivleri açıktır. Ve bizim Resmi tarihimizle aynen tutmaktadır. Tutmasa idi, muhakkak bu resmi kurumlarca dile getirilirdi. Zaten devletlerin uydurma lüksü yoktur arkadaşlar. Uyduranları göreceğiz.

Ama biz Türklere güvenmeyen türkler için, bu yazımızda yabancı kaynaklara ve İngiliz belgelerine de başvuracağız. Hatta bu belgeleri Türkler yanlış çevirmiştir diyen türkler olur diye İngiliz belgeleri ile ilgili Jaeschke’nin kitabından da faydalanacağız.

 

Sultan Vahideddin’in Tahta çıkışı:

1918 yazında tahta çıktığında elbette büyük sorunla karşı karşıya idi: en önemlisi, bir felakete dönüşen I. Dünya Savaşı'nı en az hasarla sona erdirmekti. 

Sultan Vahideddin şöyle diyor:

"Ben bu makam için hazırlanmadım. Çocukluğumdan beri vücutça rahatsız olduğumdan layikiyle tahsil edemedim. Yaşım kemale erdi, dünyada bir emelim kalmadı. Biraderle hangimizin evvel gideceğimiz malum olmadığından bu makamı bekleyişte değildim. Fakat takdiri ilahi böyle teveccüh etti, bu ağır vazifeyi deruhde eyledim. Şaşmış bir haldeyim, bana dua ediniz."  Şeyhülislam Musa Kazım Efendi (S.Sadrazamlar 4.C. s 2095)

 

8 Ekim 1918'de savaşın kaybedileceğinin anlaşılması üzerine Talat Paşa başkanlığındaki İttihat ve Terakki kabinesi istifa etti. Yerine Ahmet İzzet Paşa başkanlığında bir kabine kuruldu ve bu kabine savaşı bitiren Mondros Mütarekesi'ni 30 Ekim 1918'de imzaladı. İzzet Paşa'nın "artçı" kabinesinin de sadece 25 gün süren iktidardan sonra istifası üzerine Padişah diplomat Ahmet Tevfik Paşa'yı 13 Kasım 1918'de sadrazamlığa getirdi.

Tevfik Paşa kabinesinin 3 Mart 1919’da istifası üzerine Sadrazamlığa Damat Ferit Paşa getirildi. Sultan Vahideddin’in Damat Ferit’i önceden beri istediği, hatta Mondros Ateşkesine onun başkanlık etmesini istediği bilinmektedir. Bu konuda tüm kesimler aynı fikirde diyebiliriz.

-Sultan Vahideddin bu görüşmeleri yürütmeye Damat Ferit Paşa’yı memur etmek istiyordu. K.Mısıroğlu (Lozan. 1.C. s.179)

Ve Damat Ferit Sadrazam olmuştu. Bundan sonra beklenmeyen gelişmeler olmaya başladı. 15 Mayıs 1919'da Yunanistan Krallığı tarafından İzmir işgal edildi.  I. Dünya Savaşı'nda Yunan Krallığı ile Osmanlı İmparatorluğu arasında herhangi bir askeri çatışma yaşanmaması sebebiyle işgal, İtilaf Devletleri arasında da tartışma konusu olmuştur. İşgale izin veren İtilaf Devletleri'nin ana amacı İtalyanların Anadolu'daki toprak kazançlarını dengelemektir. 

İzmir'in işgali düşüncesi 1919'un Şubat ortalarında Yunanistan başbakanı Venizelos'un önerisiyle, İngiltere başbakanı Lloyd George tarafından ortaya atıldı. ABD başkanı Wilson bu öneriye önce kesinlikle karşı çıktı, ancak 25 Mart dolayında daha esnek bir tavrı benimsedi. 7 Mayıs'ta İngiltere, ABD ve Fransa, Yunan donanmasının İzmir'e gönderilmesinde hemfikir oldular. Karar 15 Mayıs'ta uygulandı.

 

 

Yunan işgali, Türk barış antlaşmasının imzalanmasına kadar sürecek bir güvenlik tedbiri olarak sunulmuştur. (I. Dünya Savaşı sonunda imzalanan Mondros Ateşkes Antlaşması'na göre, barış imzalanıncaya kadar İtilaf Devletleri'ne gerekli gördükleri limanları ve stratejik noktaları işgal etme yetkisi verilmişti.) 

10 Ağustos 1920'de imzalanan Sevr Antlaşması uyarınca İzmir ve Ayvalık beş yıl süreyle Yunan işgali altında Osmanlı egemenliğinde kalacak, bu sürenin sonunda hangi devlete katılacaklarına ilişkin plebisit (halkoylaması) yapılacaktı.

Türk ve dünya kamuoyu işgali, Türk ulusuna yönelik bir hakaret ve nihai Yunan ilhakına yönelik bir adım olarak değerlendirmiştir.

İzmir'in Yunanlılarca işgali fikri Batı dünyasında birçok siyasetçi ve asker tarafından şiddetle eleştirildi. Barış Konferansındaki ABD delegasyonunun resmi raporuna göre,

...ekonomik açıdan bakıldığında Küçük Asya'nın batısındaki kıyı şehirlerinin İç Anadolu'dan ayrılması insafsızca bir darbe olacak ve Türk İmparatorluğu kendisini denize bağlayan doğal çıkışlardan kopacaktır.

Winston Churchill sonradan İzmir'in işgalini şöyle değerlendirmiştir:

"Wilson, Lloyd George, Clemenceau ve Venizelos gibi aklını, ihtiyatını ve tecrübesini yaşam karşısında sınamış seçkin devlet adamlarının Paris'te nasıl olup da böylesine acele ve ölümcül bir adım atabildiklerini halen anlayabilmiş değilim.

…..

İşin ilginç yanı;

15 Mayıs 1919 sabahı İtilaf Devletleri donanmasının koruması altında Yunan askerleri İzmir rıhtımına çıktılar. İzmir ve çevresindeki birliklerin başında bulunan Ali Nadir Paşa, Yunan askerlerine karşı koyulmaması ve silahları İtilaf Devletleri askerlerine teslim edilmesi için emir verdi.

Bu arada Türk Kurtuluş Savaşı'nı başlatan ilk kurşun İzmir’de sıkıldı. Yunan askerleri bu olaya karşılık çevreye yaylım ateşi başlattılar. Askeri kışlada bulunan silahsız Türk  askerlerini hedef alan yaylım ateşi, Türk askerlerinin teslim olmasına rağmen devam etti. Türk subayları ve askerleri dipçiklenerek ve süngülenerek öldürüldü.

 

Zito Venizelos (Yaşasın Venizelos) diye bağırmayan Türk subayları süngüleniyordu. Ali Nadir Paşa ise Yunan askerleri tarafından tekmeleniyordu. Türk sivillere  karşı öldürme, yağma ve tecavüz olayları başladı. İşgalin ilk günü İzmir'de 400 Türk öldürüldü. 

15-16 Mayıs arası  çevredeki köylerde ve kazalarda yaşanan olaylar ile 5.000 kadar Türk öldürüldü. 

19 Mayıs 1919 tarihli New York Times gazetesi, işgalin ilk günü 800 Türk'ün ve 100 Yunanın öldüğünü yazdı. 15 Mayıs günü sonunda toplam 20.000 Yunan askeri İzmir ve etrafındaki bölgeye çıkarılmıştı.

16 Mayıs sabahı İzmir'in işgalini duyan 800 kadar yerli Rum, Türk köylerine saldırmaya başladı. Savunmasız insanlar öldürüldü ve malları yağmalanmaya başlandı. Urla'daki Türk mahalleleri Rumlar tarafından kuşatılmaya başlandı. Bunun üzerine 56. Tümene bağlı 173. Alay  Komutanı Yarbay Kâzım Bey yanında bulunan 18 er ve birkaç jandarma ile kasabayı savunmaya başladı. İlk Rum saldırısı püskürtüldü. Aynı gün bu olayı öğrenen kasabadaki Türk halkı, Urla'daki askeri silâh deposunda bulunan 120 silâhı ve cephaneyi alarak, 120 kişilik bir milis kuvveti meydana getirmiş, böylece Batı Anadolu’da ilk Kuvayi Milliye birliği doğmuştur. Bunu çevrede hızla başka milis kuvvetlerinin kuruluşu izlemiştir.

Peki bu sırada İstanbul ne yapıyordu:

Dahiliye nazırı Ali Kemal (Göreceğiz bu adamı bol bol), Yunanlılarla çatışmaya başlamış olan Milli kuvvetlerin bastırılıp dağıtılması için genelge yayınlar. (Jecshke TSK Kronolojisi. 1. S.43)

Damat Ferit hükümeti tavrını açıklar :’Her ne ad ile olursa olsun, hususi bir takım teşkilat kurulmasına ve halktan bu yolda mali ve bedeni isteklerde bulunulmasına, askeri ve mülki makamlarca asla meydan verilmemesi ve müteşebbisleri hakkında takibat-ı şedide icrası….’ S.Akşin, İstanbul Hükümetlerii s.388 ve kararın orduya tamimi: 8.7.1919, HTVD, sayı 2, belge no.34)

Tabi bu sıralarda, yani işgalden 4 gün sonra 19 Mayıs 1919 yılında Mustafa Kemal Samsun’a çıkmış, daha sonra Erzurum Kongresini düzenlemiş ve Mudafaa-yı Hukuk cemiyeti kurulmuştu. Beyannameler bu cemiyetleri de içeriyor ve telgraf görüşmeleri yasaklanıyordu.

Konusu geçmişken, Gayri Resmi Tarih yazarlarının en büyük iddialarından birisi şu:

 

-Mustafa Kemal’i Samsuna Kurtuluş Savaşını başlatmak için Sultan Vahideddin gönderdi!

Öncelikle şurası doğru ki; Mustafa Kemal’i Samsun’a gönderme kararında Sultan Vahdeddin var. Zaten bu İlkokul kitaplarımızda bile yazıyor. Ama ne için?

-''......Bu sırada kendisine Samsun'da 9. Ordu Müfettişliği teklif ettiler. Bu vazifeyi hemen kabul etti......Yunanlılar İzmir'e asker çıkardıktan 4 gün sonra, M. Kemal de 19 Mayıs 1919'da Samsun'a çıktı..'' (M. Arkın-O. Yalçın, Yeni Tarih, İlk Okul 5, s.117, Bir Y., İstanbul, 1957 )

Zaten gönderilme amacını detaylı inceleyeceğiz. Ama Milli Mücadele için gönderildi dediklerinde iş karışıyor...

İşin ilginç yanı Sultan Vahideddin yurtdışında iken anılarını yazmıştır ve nedense! kendi anılarında; hem de Mustafa Kemal tarafından saltanatının yıkılmasına ve yurt dışına sığınmasına rağmen, bundan hiç bahsetmiyor. Hatta ileride vereceğimiz anılarında çok farklı şeyler söylüyor. Çok ilginç değil mi?

Biz gelelim meseleye:

Bu iddianın ilk kaynağı Mevlanzade Rıfat. İddiaya gelmeden evvel biraz  M. Rıfat'ı tanıyalım;

Sultan Vahideddin'in ülkeyi terketmesinden sonra yerleştiği San Remo'da  yanına giden enteresan insanlar olmuştur (O günleri irdeleyeceğiz). Bunlardan biri olan M. Rıfat, San Remo'ya ilk defa 'Yunanistan'da 1922'de iktidarı ele geçirmiş olan' hükümetin reisi General Plastiras'ın temsilcisi olduğunu söyleyen bir Yunanlı albayla birlikte gelir. 'Ankara'ya karşı bir antlaşma yapmak istediklerini' söylerler.  Sultan Vahdettin M. Rıfat'a para da verecektir. (T. Mümtaz Göztepe. V.G. Cehenneminde, s.159.) (Bakın Resmi Tarih yalan diyenler bile kendi aralarında nasıl çelişiyor? Çelişilir çünkü bir yanından tutsan bir yanı kopar bu yalanların. Kendi kötüledikleri şahsı; göreceğiz kaynak kabul ediyorlar sonradan)

M. Rıfat'ın ikinci gelişini T.M. Göztepe şöyle anlatıyor: ''Bu sefer bambaşka bir şahsiyet olarak gelmişti.  O artık bir Kürt ihtilalcisi idi.....Yanında Edirne'nin Yunan işgali sırasında Edirne Mebusu sıfatıyla Yunan Mebusan Meclisine İltihak eden Neyir  isimli bir vatansızı getirmişti.''

.........................................

Daha sonra M. Rıfat bütün ayrılıkçı Kürt hareketlerinde yeralan bir politikacı-yazardır. (Uğur Mumcu, Kürt-İslam ayaklanması, s.11,16,59,184,186)

24.10.1921 günlü İngiliz istihbarat raporunda da, Mevlanzade Rıfat için şöyle diyor; '' Mevlanzade Rıfat ve öteki Kürt önderlerinin, kendilerine mali yardım yapılırsa, Yunan davasını desteklemeyi kabullendikleri biliniyor.'' (S.R.Sonyel, İngiliz İstihbarat Servisi, s.216)

Daha sonra da göreceğimiz bu M. Rıfat'ın ilk kaynaklarından olan bu iddiaya inananların, kaynakları araştırmalarını tekrar hatırlatırım. Peki sonuçta nedir bu M. Rıfat'ın ortaya attığı iddia ona gelelim;

-‘’6. Mehmet Vahideddin Han, Anadolu’da milli bir kuvvet hazırlamayı düşünmüş ve bu kuvveti meydana getirebilmek için yakınında bulunanların telkini ile yaverlerinden Mustafa Kemal Paşayı geniş bir yetki ve özel bir talimatla galip devletlerin bilgisi dışında, gizlice Anadolu’ya göndermiştir.’’ (Mevlanzade Rıfat. Türkiye İnkilabının İç Yüzü, s.209)

 

Sultan Vahideddin’in  Mustafa Kemal’i ne maksatla gönderdiğini göreceğiz ama bu iddiaların içindeki diğer hatalara da değinelim önce.

Doğrusu:

-İngiliz Yüksek Komiserliği Baş tercümanı Ryan, anılarında Damat Ferit’in bu atamayı kendisine bildirdiğini açıklamıştır.(The Last Of Dragon, s.131’den aktaran Ş.Turan, Türk Devrim tarihi, 1.C. s.156)

-Zaten Mustafa Kemal de anılarında geminin kontrolden geçtiğini yazıyor. (Atatürk’ün hatıraları. S. 125)

Yine Fevzi Çakmak'ın yazdıklarına ileride değineceğimiz üzere, bu konudan müffetiklerin haberi var.

Yani ortada bir ‘gizlice’ durumu yok.

Bu iddiayı Mevlanzade’den alan ve yaymaya çalışanlar; konuyu süsleyelim derken iyice karıştırmaya başlıyorlar tabi:

-‘’…..’Sevres sulh projesi’ teklifini alınca, buna karşı ilk tedbirleri düşünüp planlayan, bunun için Mustafa Kemal Paşayı olağan üstü yetkilerle donatıp Anadolu’ya gönderen Sultan Vahideddin’dir.’’ (K. Mısıroğlu, Sarıklı Mücahitler, s.33)

 

 

Doğrusu:

-Mustafa Kemal İstanbul’dan 16 Mayıs 1919 yılında ayrılmıştır. ‘Sevres sulh projesi’ ise Osmanlı hükümetinin temsilcisi Tevfik Paşaya, tam 360 gün sonra, 11 Mayıs 1920’de, Paris’te teslim edilmiştir. Tarihlere bakın! Vahideddin geleceği görebiliyormuş meğer.

Hani araştıran yok nasıl olsa. Yalnız Mısıroğlu tarihlerdeki tutarsızlığı farketmiş olacak ki, diğer kitabında değiştiriyor senaryoyu:

-‘’Yunanlıların İzmir’e müttefiklerin izniyle bir çıkarma yapacakları hakkında söylentiler duyulmaya başlanmıştı. Sultan Vahideddin ufukta beliren korkutucu tehlikelere karşı…’’ (K. Mısıroğlu, Osmanoğullarının Dramı. S. 79)

Doğru düzgün araştırmadan kitap yazıyorlar, sonra da başka kitapta başka şeyler...

….

Bunlara cevabını vereceğiz ama önce şu tayin olayının aslı nedir bi hatırlayalım:

O sıralarda, orduyu mütareke koşullarına göre yeniden düzenlemek için çalışmalar yapılmaktadır. (Mondros s.255-263) Osmanlı Genelkurmayı, Ordu komutanlıkları kaldırıldığı için doğrudan genelkurmaya bağlı durumda kalan 9. Kolorduyu , kurulacak üç ordu müfettişliği emrinde toplamayı kararlaştırır.İlk olarak 2. Ordu komutanlığının adı, 28.12.1918’de ‘Yıldırım Kıtaları Müfettişliğine çevrilir ve 2 Şubat 1919’da da Cemal Paşa (Mersinli) bu müfettişliğe atanır. Doğu bölgesi için göreve Mustafa Kemal Paşa seçilir.

Burada duralım. Mustafa Kemal Paşa nasıl seçildi ve bu görevin içeriği neydi? Olayın belgelerine geçmeden evvel iddialara göz atalım. Sahnede yine tanıdık isimler ve birbirlerini kaynak gösterip durmuşlar.

-‘’ M.Kemal Paşayı bu harekete memur eden insan, Sultan Vahideddin’dir…..Bu durum bir türlü yazılamıyordu….’’ (K. Mısıroğlu, Sarıklı Mücahitler, s.48)

-‘’ Padişah….bu plan gereğince, M. Kemal’i, iç asayişin düzeltilmesi gibi göstermelik bir amaçla, ordu müfettişi sıfatıyla göndermeye karar verdi.’’ (K. Mısıroğlu, Hilafet s.154)

-‘’Vahideddin’in, M. Kemal’i Anadolu’ya gönderen ve üstün yetkiler vererek işini kolaylaştıran, hatta ifa ettiği vazifeyi sağlayan insan olduğunu, vicdan rahatı içinde şahadet edebiliriz.(V. Vakkasoğlu, Son Bozgun, 1.C. s.147)

-‘’ Mustafa Kemal Paşaya güvenerek…Anadolu’nun kurtuluşu için Samsun’a gönderme fikri tamamen Halife-Sultan Vahideddin’e aittir.’’ (H.H. Ceylan. Büyük Oyun 1.C. s.24)

Mısıroğlu ve onu takip edenlerin tanık ve kaynaklarına bir göz atalım:

1- Radi Azmi Yeğen (T.K.)

R.A. Yeğen’in Sabahattin Selek’e verdiği bilgiye göre, San Remo’da, Sabık Sultan kendisine demiş ki; ‘’  Samsun’a bir müfettiş gönderileceğini öğrenince, yaveranımdan erkan-ı harp mirlivası M. Kemal Paşa’yı namzedler meyanında nazar-ı itibara alınız diye ikaz eyledim.’’ (S. Belek, Anadolu İhtilali. s.212)

Bu ifade Sultan Vahideddin’in amacını açıklamıyor. Zaten bu ifadenin o amaçla açıklanmasının; hem Vahideddin’in kendi ifadeleri hem de diğer yazarların ifadeleri ile tutmadığını göreceğiz. Bu göreve Mustafa Kemal uygun görülmüştür evet, ama görev neydi onu zaten göreceğiz. Sırf bu anlatımdan Sultan Vahideddin’in amacı çıkmıyor.

 

2- Emekli Deniz Albayı Yavuz Senemoğlu;

Şimdi Emekli Deniz Albayı Yavuz Senemoğlu’nun, nedense Fıtnat Çakmak öldükten sonra Tercüman Gazetesine ondan dinlediğini söyleyerek yazdığı yazıyı verelim;

Şimdi bu iddianın ispatını Fevzi (Çakmak) Paşa’dan dinleyelim. Fevzi Paşa, yakın tarihimizin en büyük sırrı diye neşredilen bu ifşayı, refikası (eşi) Fitnat hanıma, şöyle açıklamıştır:

    “Fitnat, demiş Mareşal. Öyle bir şey biliyorum ki, ortaya çıkıp söylememe bugüne kadarki tutumumuz ve davranışlarımız müsait değil. Mecburum, bu sırrı kendimle beraber mezara götürmeye.”

     Ve işte Mareşalin senelerce sakladığı büyük sırrı ki, Sultan Vahideddin’in vatansever bir insan olduğunu ve kurtuluşu Anadolu’da gördüğünü izaha hâcet bırakmayacak derecede apacık göstermektedir.

     Dinleyelim Fevzi Paşa’yı:

    “Mütareke senesinde, bir Cuma Selâmlığı’ndan sonra Sultan Vahideddin beni huzuruna kabul etti:

    “ ‘Paşa, dedi. Durumu görüyorsunuz. Bu işler ancak Anadolu’da teşkilâtlanarak kurtarılabilir. Bana Anadolu’da teşkilât kuracak, memleketi şu karanlık durumdan kurtarabilecek Paşaların bir listesini yapıp getirin.’

    “Ertesi Cuma, yine Selâmlıktan sonra huzuruna girip hazırladığım listeyi verdim. Dikkatle okuduktan sonra, bir müddet sustu. Sonra yarı kapalı gözleriyle ağır ağır, tane tane konuşmaya başladı:

    “ ‘Paşa, Mustafa Kemal Paşa hırsız mıdır?’

    “ ’Hâşâ Padişahım!’

    “ ‘Bir namussuzluğu, ahlâksızlığı var mıdır?’

    “ ‘Hâşâ Padişahım!’

    “ ‘Beceriksiz ve kabiliyetsiz midir?’

    “ ‘Hayır Efendimiz. O hepimizden bilgili, kabiliyetli ve dinamiktir.’

    “ ‘O hâlde bu listeye niçin onun adını yazmadınız?’

    “  Hiç düşünmeden cevap verdim:

    “ ‘Padişahım, Mustafa Kemal Paşa yenilik, bilhassa öteden beri Cumhuriyet taraftarıdır.’

    “  Padişah elindeki kâğıdı atar gibi masanın üzerine bıraktı. Ayağa kalkıp pencereye döndü. Limanda demirli İtilâf Devletleri (aralarında Osmanlı Devleti aleyhinde anlaşmış bulunan İngiliz, Fransız, İtalyan ve Yunan) gemilerini göstererek:

    “ ‘Paşa, Paşa! Bu gemileri görmek kanıma dokunuyor. Bu memleket kurtulsun da isterse Cumhuriyet olsun. Kendine selâmla birlikte tebliğ ediniz. Haftaya Cuma günü Mustafa Kemal Paşa’yı göreceğim.’ “ (Tercüman Gazetesi, 10 Nisan 1976’dan naklen: Vehbi Vakkasoğlu, Bozgun, İstanbul - 1977, s. 166-167)

 

Anı gayet detaylı ve dolayısıyla gerçekçi duruyor. Yalnız Fevzi Paşa ‘bu anı benimle mezara gidecek’ diyerek başlıyor anlatmaya ve olay gazeteciye gidiyor. Ama işin daha garip yanı bu anının hemen hemen aynısı başka bir yerde geçiyor. Ama detayları farklı….

Bakın Necip Fazıl Kısakürek ‘Vahidüddin’ isimli kitabında ne yazıyor;

-‘’ Bizzat Mareşalden dinlediğim hayati bir noktayı açıklayayım; ‘’ Vahidüddin benden genç kumandanların listesini istedi….Yazıp verdim. Her kumandanın karakterini de isminin yanına not ettim. Listenin başında da Mustafa Kemal vardı.’’ Mareşal Mustafa Kemal’in özelliklerini şöyle yazmış; fevkalade becerikli, kabiliyetli, hamleci, teşebbüs ruhuna malik fakat son derece ihtiraslı ve yüksek emelli bir insan….’’ ( Necip Fazıl Kısakürek. Vahidüddin. S. 145)

 

Şimdi hangisi doğru? Birinde Vakkasoğlu’nun kaynak diye yazdığı anı ve o anıda listede Mustafa Kemal yok. Sultan’da bu duruma isyan ediyor falan. Diğerinde N.F. Kısakürek birebir duyduğunu söylüyor ve Mustafa Kemal liste başı……Neye inanacağını şaşırır insan, gerçekleri görmez ise….




.............................................

 

 

3- Çankaya köşkünde garson olarak çalışan Cemal Granda

Evet koca tarihi yalanlamak için yeterli kaynaklar bu isimler maalesef. Ama biz yine de ciddiye almaya çalışalım.


Bu tanığı Necip Fazıl Kısakürek öne sürüyor. Tanığın imzalı ifadesini kitabına koymuş. Aynen şöyle;

-1928-1929 seneleriydi. Kazım Karabekir Paşa bazı neşriyat yapıyor ve bunlarda İstiklal Mücadelesinin sadece kendisi ve Mustafa Kemal tarafından kazanılmış olduğunu iddia ederek, başka kimseye hisse vermiyordu. Atatürk bu iddialara fevkalade öfkeleniyordu. Bir gün huzurunda Umumi Katip Tevfik (Bıyıklıoğlu) Bey bulunurken, kahve götürmek vesilesiyle oturdukları salona girdiğim zaman şu sahneye şahit oldum. Atatürk Tevfik Beye diyordu ki;

  ‘Bunlar ne gülünç iddialardır! Vatanı Kazım Karabekir Paşa ile ben kurtarmışım? Hiç böyle şey olur mu? Böyle iddia sahiplerini akıl doktorlarına muayene ettirmek lazım. Koca bir vatan, nasıl olur da sadece 2 kişi tarafından kurtarılabilir? İşin hakikatini istersen, beni bu işe memur ederek Anadolu’ya Vahideddin gönderdi. Beni bulup gönderdiğine göre, asıl kurtarıcının Vahideddin olması lazım gelir’

Allah’ın bildiği bu hakikati, tarihe ve Türk milli vicdanına arz etmeyi mukaddes bir vazife bilirim. Bu mevzudaki bütün iddialarınız aynen doğrudur. 12. Ağustos 1967 İmza: Cemal ( Vahidüddin, s.205….Ve onu kaynak alan GRYT Ansiklopedisi, 1.C, s.170)

Öncelikle, bu 'Türk milli vicdanına arz ederim' lafı Necip Fazıl Kısakürek’in kendisinin sık kullandığı bir ifade. (Vahidüddin. S.150) Anıları süslemiş olabilir ama tarihleri düzeltemediği kesin. Çünkü evvela Kazım Karabekir’in tartışmaya yol açan o mektupları 1928-1929’da değil, 1933’te Milliyet gazetesinde çıkan bir dizi yazı dolayısıyla yayınlanmıştır. O tarihte Umumi Katip'te H. Rıza Soyak’tır. Cemal Granda tarihi, tanıkları yanlış hatırlıyor ama 40 yıl önceki cümlelerden emin.

Gazi'nin yukarıdaki ifadesinin Kazım Paşa kısmı bir çok kaynakta var. Bunları Gazi Mustafa Kemal Atatürk yazılarımızda göreceğiz. Ama '-İşin hakikatini istersen...' ile başlayan kısmı ve sonrası; sadece bu anıda...Zaten o cümledeki ironiyi görmemek de ayrı bir konu. Bu garsonun ifadesini doğru kabul etsek bile, ortada bir espri var. Garson anlamamış olabilir.

İşin bir diğer ilginç yanı: Başka bir 'gayri resmici' yazar, C. Granda’nın bu anısını farklı yönden farklı tarihlere saptırarak kullanıyor mesela;

-‘’ Paşa, yanındaki silah arkadaşlarının beceriksizliklerine çok kızmıştı. İşte o kızgın anın birinde haykırdı: ‘ Beni, Milli Mücadeleyi başlatmak üzere bunca Paşa arasından seçip Anadolu’ya, vatanı kurtarmak adına gönderen Sultan Vahdettin’dir. Eğer bu vatanı kurtaran birini aramak gerekirse, Vahdettin’i göstermek gerekir!’’ ( H.H. Ceylan. Büyük Oyun. 1.C. s.47)

H.H. Ceylan bununla da yetinmiyor ve diyor ki;

-‘’ C. Granda, ‘Atatürk, Ordu müfettişliğinin İngilizleri kandırmak adına bir bahane, asıl hedefin ise vatanı kurtarmak olduğunu’ yine Atatürk’ün diliyle o meşhur Çankaya sofralarından nakleder.’’ (s.47-48)

C. Granda’nın tüm ifadeleri Necip Fazıl’ın kitabındadır ama böyle bir şey yok. Başka anısı da yok. Nasıl bir yalan bu ve bir garson üzerinden nasıl bir yalan tarih uyduruluyor. Bu alternatif tarih düzmecesine medya gücüyle nasıl inandırılıyor insanlarımız?

Çaresini bulacağız.

………………………………………………

 

Bu ve benzeri birkaç örnek daha ama hepsine değinemeyeceğiz. Konuyu bitiremeyiz bu şekilde çünkü. Ama diğer kaynaklardan herhangi biri aklına takılan arkadaşlar buraya yazsınlar. Cevap verebileceğimizi umuyorum.

……

Şimdi gelelim bu görevin asıl amacına:

 

1- İngilizler, 11 Kasım 1918 günü, ‘’Türkiye ile Rusya arasında, harpten önce ki hudut ötesinde bulunan bütün Türk birliklerinin 1878 sınırına geri çekilmesini kararlaştırır. ( Mondros, s.230)

 

2- General Walker’in 8 Ocak 1919 tarihli yazısı:

- Üç sancak, 25 Ocak gününe kadar boşaltılmış olacaktır.

- Kars ve Ardahan sancaklarındaki onüç bin Osmanlı askerinin bir aylık yiyeceği olan 400 ton yiyecekten fazlası, mahallinde bırakılcaktır.

- 12 Ocak 1919  günü, birkaç İngiliz subayı ile 200 kişilik bir İngiliz müfrezesi ve bir Ermeni hükümeti heyeti, Kars’a gelecektir. Hükümet idaresi bu Ermeni heyetine teslim olunacaktır.

- Kars şehri telsiz telgraf istasyonu ve merkezlerini İngilizler işgal edecektir.

- Demiryolları, 15 Ocak günü Ermenilere teslim olunacaktır. (Türk İstiklal Harbi. Adese, 1.C, .s.164)

Ermeni saldırılarına karşı korunmak için Türkler milli şüralar ve milis kuvvetleri kurmuşlardır. Bunların en önemlisi Kars’ta kurulan Güneybatı Kafkas Cumhuriyeti’dir. (1 Ocak 1919, Mondros, s.241)

Y. Komiser Calthorpe bu durumu ‘’Ermenistan hakkındaki karara karşı koymak için İttihatçıların organize ettiğini düşünmektedir. ( Jeschke, İng. Belgeleri, s. 106)

Bu konuda Lord Curson diyor ki;  ‘’ Bogos Nubar Paşa ile Mr. Ahoroniyan’ı azarladım. Türkleri öldürmek için verdiğimiz silahları, Azerbeycanlılara karşı kullanmalarının aptallığını anlattım. ( E. Ulubelen, İngiliz Gizli Belgelerinde Türkiye, s.242) İngilizler Ermenilere 25.000 silah vermişler. (s.243)

Türk ordusunun çekilmesiyle İngilizler 12. Nisan 1919 günü Kars’a girecek, Kars şüra hükümetinin üyeleri tutuklanarak Malta’ya gönderecek ve yönetimi Ermenilere bırakacaklardır. ( Mondros . s.242)

 

 

3- İngiliz Y. Komiser yardımcısı Amiral Webb, 13 Şubat 1919’da, İngiliz Dışişleri Bakanlığına şöyle yazar : ‘’Normal şartlara dönüş, bütün bölgenin tamamen silahtan tecrit edilmesi ile mümküdür…’’ (Jesckhe, İng. Belgeleri, s. 103) (S. Akşin, İstanbul Hükümetleri, s.242)

Bu sırada Harbiye Nazırı Ömer Yaver Paşa’nın ‘’ İngilizlerin şikayetine vesile vermemesi’’ hakkındaki emrine, 9. Ordu komutanı Yakup Şevki Paşa şu cevabı gönderir:

-İngilizlerin her dediğine itaat edilecekse, bu üsulün hem sonu, hem de faydası yoktur. Bununla hiçbir tehlike kaldırılamaz……’’ (TİH. 1.C. s.169)

 

4- İngilizler, kış ortasında 1914 sınırı gerisine çekilmek zorunda bırakılan 9. Türk ordusunda, terhis ve fazla silahların teslim edilmesi işlerinin hızlı gitmediğinden şikayet ederler. İngiltere Karadeniz Kuvvetleri Komutanı General Milne, 17 Şubat 1919’da ‘ 9. Ordu Komutanı Y. Şevki Paşanın Ordu komutanlığından uzaklaştırılmasını ve yerine, verilecek emirleri uygulayacak birinin atanmasını’ ister.( Jeschke, İng. Belgeleri, s.102) (Mondros, s.244)

 

5-İngiliz komiseri Amiral Calthorpe, 21 Nisan 1919’da, Osmanlı Hariciye Nazırlığına bir nota verir ( S. Akşin, İstanbul Hükümetleri, s.243)

Notanın içeriği şöyledir:

a- Erzurum, Erzincan, Bayburt ve Sivas kesimlerinde, askeri durumun iyi olmadığı,

b- Çeşitli kaynaklardan öğrenildiğine göre, bu kesimlerde, baştan başa şüraların kurulduğu,

c- Şüraların, ordunun denetimi altında asker topladığını..

e- Şüraların asker toplamalarının engellenmesi için derhal talimat verilmesine….(Jeschke, İng. Belgeleri, s.104)

 

 

6- Ayrıca 25 Nisan günü Damat Ferit, Y. Kom. Amiral Webb’e ‘’Hükümetin, halkın silahtan tecridi faaliyetine girişmeye karar verdiğini’’ açıklar ve bu konuda İngilizlerin de yardımcı olmasını ister. (Hükümet karararı: 28.04.1919, S. Akşin, İstanbul Hükümetleri, s. 285)

Saray Baş Katibi Ali Fuat Türkgeldi anılarında diyor ki;

-‘ Padişah, memlekette hasıl olan cereyanlar bolşevizme doğru sürüklemekte olup her gün imzalı, imzasız kağıt almakta olduklarını ve kendileri devletin ve hanedanın hukukunu muhafazaya mecbur olduklarından bu cereyanlara karşı lakayd kalamayacaklarını….’’ (Görüp İşittiklerim, s.162)

…………………

Evet süreci ve başlangıcı anlatabildik umarım. Şimdi Mustafa Kemal’in seçilme sebeplerinden en önemlisi, İngilizlerin bu yerel isyanları İttihatçıların çıkardıklarını sanmaları denilebilir. Mustafa Kemal ise, İttihat karşıtı olarak biliniyordu.:

-‘’ İşgal kuvvetlerinin irtibat zabitleri sık sık yanıma gelerek, benden Samsun meselesi hakkında tafsilat almak istiyorlardı. M. Kemal Paşa’nın, Almanlara ve Enver Paşa’ya aleyhtar olduğunu söyleyerek, yeni vazifesine gidince, bütün bunların bertaraf olacağını anlatıyordum. Bu sebeple M. Kemal’in hareketini tasvip ve hatta tecil ediyorlardı.’’ ( Fevzi Çakmak’ın Akın Gazetesinde (20.05.1948) çıkan açıklamaları, Jechske, İng. Belg. S. 109)

Bu konuda bir diğer görüş ise şu ki; Damat Ferit, M. Kemal’in Ayan Başkanı Ahmet Rıza Bey ile yeni bir kabine kurmak için ilişki kurduğunu düşündüğü için onu uzaklaştırmak istedi. ( K. Karabekir. İstiklal Harbimizin Esasları. s.43)

Mustafa Kemal de uzaklaştırıldığını düşünüyor. (Nutuk 1.C. s.7)

Sebebi her ne olursa olsun, ama gönderiliş maksadı belli.

Birde Sultan Vahideddin'in Mustafa Kemal'e para verdiği iddiası var. Paranın miktarı yazara göre 40.000 altından başlıyor 400.000 altına kadar çıkıyor. Milyonlar diyen bile var. Ve tüm bunların kanıtı olarak, Mustafa Kemal'in 1000 liralık maaş makbuzunun fotokopisini koyan da var. Bu konuyu merak edenler için (T.K.) Zaten  o kadar iddia var ki, aklına gelen bir şey yazmış. Bu yalanlarla ilgili Turgut Özakman'ın Vahidettin, Mustafa Kemal ve Milli Mucadele isimli eserini tavsiye ederim. Gerçi piyasada zor bulunuyor böyle kitaplar artık ama yine de ulaşılabilir.

Belli başlı iddialara, hem Vahideddin hem de Mustafa Kemal yazılarında değinmekle birlikte; 150'likler v.b. konulara ayrı yazılar yazacağımızı da belirtmek isteriz. Burada maksadımız insanları mümkün olduğunca detaya boğmadan meseleyi özetlemektir.


...............................................

Biz bu Samsun'a gönderiliş hadisesini izah edebilmişizdir umarım. Zaten baştan da söyledik hani; eğer Vahideddin Mustafa Kemal’i gerçekten Vatanı kurtarma amacıyla gönderseydi, Mustafa Kemal onun saltanatını kaldırınca ‘Yahu ayıp, bu vatanı kurtardın ama ben seni göndermeseydim…’ demezmiydi en azından? Biraz düşünmek lazım aslında. Sultan Vahideddin’in böyle bir iddiası hiç olmadı ama bazıları onun adına uydurmaktan çekinmiyor nedense…

Peki bu süreçte Sultan Vahideddin bu milli direnişler karşısında neler yaptı, bir örnekle bir dahaki yazıya geçiş yapalım:

Mutareke Dönemi İngiltere Karadeniz Orduları Başkomutanı General Milne:

-Padişah, Türkiye’nin idaresini mümkün olduğu kadar çabuk ele alması için Britanya hükümetinden istirhamda bulundu. Britanya memurlarının kontrol maksadıyla memleket içine gönderilmesini ve Britanya subaylarının, idareye yardımda bulunmalarını rica etti. ( Jeschke, İngiliz Belgeleri s. 4 )

Bir dahaki yazımızda Sultan Vahideddin’i  daha yakından tanıyacağız. Sultan Vahideddin ya hain ya da gizli kahraman olarak görülüyor ve bunun bir ortası olmalı bizce.

Kaldı ki bu yalanları uyduranlar başkaları.


Bu sebeple bu konuya uzun uzun değinmek gerekiyor. Öyle noktalar var ki, bunları yazmasak olmaz. Ancak bu konu tek bir yazıyı aşacak boyutta. Biz burada sadece Sultan Vahideddin’i değil, Gayri Resmi Tarih denen uydurma yayınların yazarlarını ve kaynaklarını da irdelemeliyiz.

Sultan Vahideddin’in hayatının 19 Mayıs 1919 ve sonrasına, yani Kurtuluş savaşı yıllarına bir dahaki yazımızda değineceğiz....

 

Not: Bu yazı en son 19.03.2015 tarihinde güncellenmiştir.



Yorum Yaz - Arşiv   
26779 kez okundu

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın


 Kahve Falı Yasağı, Tekke ve Zaviyeler Kanunu İçin Bir Hazırlık mı?

 

 Adnan Menderes Mahkemesini yenileme talebi İskilipli İçin Hazırlık mı?

Döviz Bilgileri
AlışSatış
Dolar6.26276.2878
Euro7.37427.4038
Hava Durumu
Anlık
Yarın
21° 28° 19°