Site Menüsü
Üyelik Girişi
Anket
Anadolu Halk Hareketi'ni Doğru Buluyor Musunuz?
Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi1
Bugün Toplam91
Toplam Ziyaret580576

Tarih, Millet ve Milliyetçilik


















Anadolu Hareketi olarak; Taksim-İstiklal caddesinde yaptırdığımız ankette gençlerimize 3 soru sorduk:



  

 

1-      Clark Kent; hangi kahramanın gerçek adıdır?

……………………………………………………………………

              Süpermen cevabını verenlerin oranı %97

 

2-      Peter Parker; hangi kahramanın gerçek adıdır?

…………………………………………………………………….

              Örümcek Adam cevabını verenlerin oranı %83

 

3-      Ruşen Ali; hangi kahramanın gerçek adıdır?

………………………………………………………………….

              Cevabı bilenler o kadar az ki…





  

 

Yani Türk gençliği; ABD’nin gerçekte var olmamış ve hatta var olması imkansız olan hayali çizgi roman kahramanlarını çok iyi tanıyorlarken; gerçekten yaşamış Türk kahramanlarını tanımıyorlar.

İronik bir durum değil mi?

Peki şimdi ‘Gençler tarihini bilmiyor’ diyerek ve bütün suçu gençlerimize atarak konuyu kapatalım mı?

Veya bir başka açıdan bakarsak; gençlerimizde öğrenme sorunu olsa idi; elin oğlu hayali çizgi roman kahramanlarını Türk gençlerine ezberletebilir miydi?

Peki biz yeterince biliyor muyuz kendi tarihimizi? Ya da öğretebiliyor muyuz?

Yazımız bunlar ve çok daha fazlası ile ilgili…


 

Türk Milleti -1- (Tarih, Millet ve Milliyetçilik)


  

 

 

Türk Milletinin bugüne kadar hakim olduğu toprakları gösteren bu dünya haritası, esasında anlam itibari ile; bir haritadan çok daha fazlası.

Mümkün olduğunca tarihi belgelere sadık kalarak hazırlamaya çalıştığımız bu haritaya; Türk-Moğol bağlantısına henüz değinmediğimiz için; Moğol İmparatorluğu’nun hükmettiği Güney Çin bölgesi dahil edilmemiştir.

Şu halde bile görülebileceği üzere; Çin’den İtalya’ya; Sibirya’dan Afrika’ya kadar bütün kıtalarda ve bu denli büyük hacimlerde hakimiyet kurabilmiş olan tek millet; Türk milletidir.

Ve yine göreceğiz ki; dünya tarihinde şimdiye kadar ‘’Süper Güç’’ olabilmiş 5 milletten biri ve ayrıca bu başarıyı ayrı ayrı 4 kez tekrarlayabilmiş tek millet; yine Türk Milletidir.

Yazımız boyunca detaylandıracağımız bu ve buna benzer yönleri ile ‘tek olma’ özellikleri olan bu milletin, birçok kez tekrarladığı bu ulaşılması zor ve büyük başarılar, elbette ‘tesadüf’ kelimesi ile açıklanamaz.

Dolayısıyla; bu Türk milletine has özelliklerin temellerine ve tarihi bir özete değinerek; bu haritanın asıl manasını yazılarımız sonunda anlamlandırmaya ve bu büyük milletin bugünkü durumunu, kaybetmeye yakın olduğu önemli özelliklerini,  üzerinde oynanan oyunları,  bu oyunların sebeplerini,  baskıları ve bu baskıların üzerimize yapışmış etkilerini ve daha birçok detayı izah etmeye çalışacağız.

Ancak biz bunu yaparken; abartmadan ve genel kabul görmüş tarihi gerçekleri baz alarak, belirli saptamalar ve ortak bir milli ideal hatırlatması gayesi de güdeceğiz.

………………………………………………………….

 

Esasında; biz bu konuya başlarken yüzeysel bir özet düşünmüş idik. Ancak gördük ki; mümkün olduğunca konuları kısa geçsek bile, birçok konu birbiri ile ilintili.

Bu sebepten yazımızı; hem okuyanları yormaması, hem de üzerinde konuşulması ve tartışılması gereken konuların atlanmaması adına; yaklaşık 35’er sayfalık 5 bölüme ayırdık ve hiçbir kaynaktan kopyalama yapmadan; yeni cümlelerle bir tartışma ortamı oluşturmaya çalıştık.

Ayrıca; her bir yazıda, özetlenirken detayına girilemeyen bazı konuların gerekliliği, tartışmanın yoğunlaştığı ilgili hususlar çerçevesinde ilerleyebilecektir.

Ve bu vesile ile, Türk Milleti yazıları tamamlandığında; hepimizin içinde duran ama unutulmaya yüz tutmuş sorunları; kaynakları, etkileri ve sebepleri ile gün yüzüne çıkarmayı hedefledik.

Çünkü şu an gündem; maalesef bazı güçlerin bizim tartışmamızı istediği, realiteden uzak ve gereksiz hususlara bizi kanalize etmişken; asıl mevzuları hatırlamamız gerekir kanaatindeyiz.

 

……………………………

 

Bu ilk bölümde; önce Türk Milleti’nin tarihteki yerini hatırlatarak konuya giriş yapmaya ve oynanan oyunlardan sadece bir tanesi olan ‘Tarih’ mevzusu ile ‘Süper Güç’, 'Millet' ve ‘Milliyetçilik’ gibi kavramları özetlemeye çalışacağız.

Daha sonraki bölümlerde ise; ‘Din hususu’, ‘Mezhepsel ve etnik ayrımcılık’, ‘Coğrafi ve jeopolitik önem’, ‘Bağımsızlık kavramı’, ‘Türk Milleti’nin kültürel özellikleri’, ‘Oynanan oyunların sebepleri ve etkileri’, ‘Psikolojik etkenler’ gibi birçok hususa daha değineceğiz.

Ve en sonunda da İnşallah gündemimize, bu husustaki güncel mevzuatı ve durum özetini alacağız.

Elbette yine el birliği ile.

………………………………

 
Önce; tarihteki ve dünyadaki yerimize, bir göz atalım….

………………………………

Osmanlılara karşı savaşan; Avusturyalı komutan Raimondo Montecuccoli, Türkler hakkında şöyle demişti;

 ‘"Türkler ölmeyi biliyorlar, hem de iyi biliyorlar. Ben de ölmeyi bilen bir milletin yenilmeyeceğini bilecek kadar tecrübeliyim. Burada hiç yoktan ordular kurmak ve bu orduları ölüme sürüklemek mümkün. Bu imkanlardan bol bol faydalanıyorum. Fakat, meydana getirdiğim orduları sendeleten bir engel var: Türklerin yaşayan hatıraları! Daha önce her kudreti ve her milleti yenen Türkler, şimdi de silinmez hatıralarıyla her teşebbüsü sendeletiyorlar. Hemen her yürekte bu korkuyu seziyorum. Demek ki yalnız Türkleri değil, onların tarihini de yenmek lazım. Bu durumda ben, Türklerin düzinelerle milleti idare etmelerindeki sırrı da anlıyorum. Onlar milletleri bir kere yeniyor fakat kazandıkları zaferleri ruhlara ve nesillere nakşedebiliyorlar."

 

 

Türkleri  öven yüzlerce söz arasından, Montecuccoli’nin fikirlerini  önceliğe almamızın nedeni, bir cümle. Daha doğrusu bir tahlil ve tespit;

 

‘...Demek ki yalnız Türkleri değil, onların tarihini de yenmek lazım…’

 

Bu cümle bugün yaşananları açıklamak adına çok önemli ve üzerinde durulmaya değer.

Ancak; hem ‘tarihi yenmek’ ifadesini, hem de sebeplerini anlatabilmek için, önce işin kökeninden başlamak ve daha da önemlisi doğru sonuca ulaşmak için doğru sorular sormak lazım diye düşünüyoruz.

 

…………………………………………………………

 

Kim bu Türk Milleti ve tarihteki yeri ne?

Millet kavramı neyi ifade eder?

Türk Milliyetçiliği nedir?

Milliyetçilik Irkçılık mıdır?

Türk Milliyetçiliğinin üzerinde bir baskı var mı, yoksa bu bir hezeyan mı?

Türk Milletini ve dolayısıyla Türk Milliyetçiliğini törpülemeye çalışmanın mantıklı sebepleri neler ve bir baskı varsa, bu baskıyı yapanlar kimler?

Türk Milletinin geleceğe bakmasını engellemek için neler yapılıyor?

Bize unutturulmaya çalışılan gerçek gayelerimiz neler?

Bu ve buna benzer soruları; hem bilimsel ve tarihi bulgularla, hem de mantık çerçevesinde  ve yine objektiflik adına özellikle yabancı kaynakların tespitleri ile cevaplandırmaya çalışacağız.

…..

Öncelikle, elbette Milliyetçilik ile Irkçılık arasındaki çizgiler nelerdir bir hatırlamaya çalışalım.

Çünkü garip bir şekilde, bir Türk kendi tarihinden bahseder ve hele bir de övünmeye kalkarsa ‘Bırakın bu ırkçılığı!’ gibi cümleler çok sık duyuluyor artık.

Bir Çinli, Çin tarihinden bahsederse, ya da bir Fransız veya Rus, kendi tarihi ile övünürse her şey normal halbuki

Cesur Yürek, 300 Spartalı vesaire türlü filmleri merakla izliyoruz.

 

 

Hatta yüzbinlerce Kızılderili katliamını mazur göstermeye çalışan yüzlerce kovboy filmi ile büyütüldük. Ama bir Türk, Türk tarihinden bahsederse ‘ırkçı’ damgası yemesi işten bile değil.

Bu ayrımın sebebini de irdeleyeceğiz ama sonuç olarak; bizim kendi tarihimizi öğrenmeye ve ‘varsa’ övünülecek bir şeyimiz övünmeye hakkımız yok mu sorusunu da hepimiz sormalıyız.

...................................................................................................

Millet


Türk Milleti'nin tarihsel sürecini; 

(bknz: Milattan Önce-Milletlerin Doğuşu-1)
(bknz: Milattan Önce- Milletlerin Doğuşu-2-(İlk Türk))
(bknz: İlk Türkler-(M.Ö.4000-M.Ö.2000)
(bknz:'İlk Türkler- (M.Ö.2000-M.Ö.500)

ve sonraki yazılarımızda detaylı bir şekilde inceledik.

Ancak bir noktayı burada belirtmemiz lazım: 

Şüphesiz ki; bize göre Türk'lüğün, salt bir ırklık davası olmadığı kesindir.

Millet olgusu; sırf ırk birlikteliği ile değil ortak değerler paylaşılarak oluşur. Aynı amacı güden, aynı kültürde yaşayıp büyümüş ve artık kendini bu milletin bir parçası hisseden her birey; şüphesiz herkes kadar Türk'tür.


Aynı şekilde; misal anne babası Türk olupta; başka ülkelerin töre ve kültürüne adapte olmuş insanlarda; veya kendisini Türk Milleti'nden görmeyen birisi de; 'Türk Milleti' olgusu dışında kalabilir.


Temel değer; birbirlerine kültürel ve manevi anlamda bağlanmış insanların 'Millet ' olgusunu oluşturmasıdır.

Burada esas olan; kan değil; kalptir. Millet kavramının kucaklayıcı özelliği de budur.

Milleti, millet yapan; aynı töre, adet, din, dil vesaire ortak paydalardır.


Zira Anadolu Halk Hareketi'nin kıymetli üyeleri arasında; kökenleri farklı kültürlerden gelmiş olmakla birlikte; kendisi ve ailesi bu topraklarda doğup büyümüş ve bizden farkı olmayan kardeşlerimiz de vardır. Ve bu vatanı, bir çok Türk'ten daha çok sahiplenmiş ve benimsemişlerdir. Yani bizim gözümüzde; kendisine Türk diyen ama değerlerimizi sahiplenmeyen bir çok insandan daha kıymetli ve daha bizdendirler. Ve şüphesiz daha Türk'türler.


Biz 'Türk Milleti' derken; kendini bu Millete dahil gören ve aynı idealleri paylaşarak bizi onurlandıran herkesi kastettiğimizi; hususiyetle belirtelim.


............


Zaten bu 'Türk Milleti' kavramının idealleri; Hak yolunda olduğu müddetçe bir anlam kazanır ve değerlenir.


'Türk Milleti' kavramının çerçevesini çizmek; hiç kimsenin haddi değildir.
 

Kim ki; Türk Milleti'nin ideallerini paylaşan ve kendisini bu milletin bir parçası gören birisini; kökenlerine girerek, kendinden daha az Türk görürse; Irkçıdır.



Biz bu ırkçılık konusunu detaylandırmak için; önce 'Milliyetçilik' konusuna geçiş yapalım.



...............................

Milliyetçilik

 

‘Milliyetçilik’ tabirini halk diliyle açıklamaya çalışalım:

Herhangi bir şekilde, elinden geldiğince evladını büyütmeye çalışmış bir anne, evladına göre dünyanın en iyi annesidir. Öyle değil mi?

Keza baba da, evlat da, dede de öyle.

İyi veya kötü herkesin bir kusuru olmasına rağmen; elbette herkes önce kendi ailesini, atasını; babasını, annesini, evladını, akrabalarını ve çevresini düşünür.

Ve hemen herkes; yaşıyor veya rahmetli olsun; atası ile, evladı ile övünmek ister.

Bu doğal bir süreçtir ve bu övünme isteği ‘diğer anneler-babalar-evlatlar kötüdür’ demek değildir.

Ve bu doğal ve insani süreçte, her aile ferdi; önce kendi ailesinin maddi ve manevi çıkarlarını düşünür. Eşinin, çocuğunun, annesinin, babasının vesaire tüm yakınlarının menfaati, ‘diğer insanlara yanlış yapmamak şartı ile’ aile ferdi için her daim öncelik ve gereksinimdir.

Kişinin ailesini çok sevmesi ve hatta aile fertlerinin özellikleri ile övünmesi; hiçbir mantık çerçevesinde diğer insanlara düşman olduğunu göstermez.

 
Milliyetçilik de; köken itibari ile böyledir en basit açıklaması ile.

Sözlük manası da buna benzerdir Milliyetçiliğin: 

‘Maddi ve manevi açılardan millet ve ülkesinin çıkarlarını üstün tutma anlayışı.’ 

Ancak burada Milliyetçilik ile Irkçılık arasında; dikkat edilmesi gereken geniş bir yelpaze çıkıyor önümüze. Özetlersek:

1-‘Kendi ulusunu sevip, onu yüceltmeyi amaçlamak’ (Milliyetçilik)

2- ‘Kendi milletini üstün görmek’ (Tartışma konumuz)

3-‘Diğer milletleri egemenlik altına almaya çalışmak’ (Dini Sebepler-Emperyalizm v.s.)

4-‘Diğer milletleri küçük görmek’ (Irkçılık)

 

Bizim bu aşamada nerede durduğumuz önemlidir. Türk Milliyetçiliğinin; yapısı itibari ile ‘Irkçılıktan’ çok uzak olduğunu, şimdilik birkaç cümle ile anlatmaya çalıştıktan sonra, bu şıklar içinde; kendi yerimizi belli edelim.

Millet olarak, ırkçı olmadığımıza delil sayılabilecek birkaç noktaya değinelim.

-Türk milletinin büyük bir çoğunluğu, İslamiyet’i seçmiştir. Dolayısıyla, çoğumuz için dünyanın en büyük insanı tartışmasız Hz. Muhammed (s.a.v.) dir. Irkçı bir millet, dünyanın en büyük insanı olarak Türk olmayan birini seçmeyeceği gibi; başka bir milletin inandığı dine de, teslim olmaz. Misal bugün İsrailoğulları; kendi milletlerinden olmayan peygamberleri tanımamaktadırlar.

Nitekim Türk Milleti, İslamiyet yolunda savaşmış, zaferler kazanmış ve can vermişlerdir. Bu konuya detayları ile; Türk Milleti - ‘Din ve Mezhepler’ yazımızda değineceğiz.

 

İslamiyet’ten önce dahi; ilgili yazılarımızda gördüğümüz üzere; Oğuz Kağan’ın Hz. İbrahim’in dinine iman ettiği; ve yine Atilla’nın Roma fethi sırasında Papa’ya ‘Siz delirmişsiniz! Tanrı’nın oğlu mu olur? O tektir!’ dediğini görmüştük. Yani Türkler yapı itibari ile; ırkçılıktan uzak ve Hak Din üzere hareket etmişlerdir.

 

…………

-Yine; Anadolu Aleviliği; Hz. Ali ve onun evlatlarını üstün tutar. Hatta Hüseyin ve Hasan için ağıtlar yakar, yas tutar; kendi milletlerinden olmamasına rağmen.

…………..

-Bir başka husus; her ne kadar hakimiyet kurmak üzerine bir alışkanlığımız olsa bile, Türk tarihinde; hiçbir din veya ırk zümresine karşı, misal Hitler’in Yahudilere, Amerikalıların Kızılderililere, İsrail’in Filistinlilere yaptığı tarzda sivil bir katliam içinde bulunulmamıştır.

Bize toz kondurmak adına kullanılan sözde Ermeni soykırımı iddiası bile herhangi bir delile veya belgeye sahip değildir. Bu konuda, yakınlarda kaybettiğimiz Hrant Dink: ‘Türkler Ermenileri öldürdü ama Ermeniler de Türkleri öldürdü.’ diyebilmiştir.

İlgili linkte görebilirsiniz:

http://www.youtube.com/watch?v=JW8_6VcBbe4

(Bu Hrant Dink olayını da; (Doğru veya yanlış fikirleri ile Hrant Dink’in görüşleri ile birlikte) apayrı bir yazı ile inceleyeceğimizi ve konunun rahmetli Muhsin Yazıcıoğlu cinayeti ile bağlantısına da değineceğimizi hatırlatmak isteriz.)

Özetle Ermeniler ile geçmişte olmuş karşılıklı bir çatışma hali; soykırım olarak adlandırılamaz. Böyle adlandıran ülkelerden; misal Fransa; Cezayir’de yaptığı zulümleri açıklayamaz bile.

Ve bugün; bir çok Ermeni vatandaşımız, ülkemizde huzur ve refah içinde yaşamaktadırlar.

…………….

-Keza Türk Milletinin ırkçı olmadığını gösteren bir başka örnek; kölelik ile ilgilidir. Bizde hiçbir zaman ‘kölelik’ anlayışı hakim olmamıştır. Siyah ırka mensup insanların köle olarak kullanıldıkları dönemlerde; ve hatta dünyanın en güçlü ülkesi konumunda olduğumuz Osmanlı zamanında dahi, hiçbir aile köle bulundurmamış ve bu insanlık suçuna ortak olmamıştır.

 

…………………………

 

Irkçı olmamız söz konusu dahi olmamak ile birlikte; Anadolu Hareketi olarak durduğumuz çizgi; ikinci şıkkın ortasıdır.

Ne demek bu?

Önce kısa bir açıklama yapıp; sonra detaylandıralım:


Dünya’da her millet; kendi özgür iradesi, kültürü ve yaşayışı ile; kendi kendini yönetmeli ve kendi milletinin özellikleri ile gurur duyabilmelidir. Bu her millet için geçerli bir kavramdır. Zira Dünyamızı zengin kılan; her milletin kendi kültürü ile yaşayabilmesidir.

Bu bağlamda her milletin kendine has iyi yönleri ve hatta üstün yönleri vardır ve olmalıdır da.

Ancak nacizane biz Türklerin de; diğer milletlerden daha eksik taraflarımız olduğu gibi (bu konulara değineceğiz); genel yapı itibari ile diğer milletlerden daha üstün olduğumuz yanlarımız da vardır.

Zira bunca bölgeye hakim olup, defalarca süper güç olmayı başarmış bir milletin meziyetleri olduğu aşikardır.

Ama şu an bulunduğumuz hal; bu geniş tabirin maalesef dışındadır ve gittikçe üstün yanlarımızı kaybetmeye devam ediyoruz.

Geçmişimizi ve değerlerimizi hatırlamaya çalışırken; bugün ki durumumuzu da unutmamak lazım gelir kanaatindeyiz.

Bu gerçekle yüzleşmeli ve şu an birçok milletten daha geri kalmış yönlerimizi tespit etmeli ve geliştirmeliyiz. (Anadolu Hareketi olarak; asıl çalışmalarımızın ve hazırlığımızın; sorunları tespit ve geleceğe dair yapılması gerekenler üzerine olduğunu hatırlatalım.)

Bizim millet olarak daha iyi olduğumuz yönlerimiz var mı bir bakalım.

Ve üzerimizde oynanan oyunların, mantık çerçevesinde sebeplerine değinirken; ‘Kim bu Türk Milleti?’ sorusuna, bir çok yönden değinelim.

 

 

Tarihi özellikler ve Süper Güç kavramı

 

Fransız araştırmacı Gabriel Ferrand’ın; Dünya tarihi ile ilgili tespiti şudur :

‘Dünya tarihinde Süper Güç (Dünya Hakimi) olabilmiş 5 millet vardır. Bunlardan birisi Türklerdir.’

Allah rahmet eylesin; yıllarca Sorbonne ve Columbia Üniversitelerinde ders veren, Türk hukukçu, tarihçi, yazar, Türkolog, psikolog, senarist, gelecekçi (futurist), Ordinaryüs Profesör Reha Oğuz Türkkan bu tespiti biraz daha açmış:

-‘Bu 5 milletten 3’ü yalnız 1 kez, biri 2 kez bu başarıyı göstermiştir. Ama Türkler tam 5 kez Süper Güç olmuşlardır.’

Bu tespit çok önemli. Yani ‘Tarih Tekerrürden ibaret’ ise; Türkler, ilerisi için muhtemel en büyük Süper Güç adaylarından birisidir denilebilir rahatlıkla.

Yalnız bu söylediklerimizin askıda kalmaması adına; öncelikle dünya tarihinin bir özetini sunarak; bugüne kadar süper güç olabilmiş milletlere bir göz atalım:

 

M.Ö.4000-3000 arası:

Daha evvel yazılarımızda (İlgili yazı başlığı: İlk Türkler- M.Ö. 4000- M.Ö. 2000)  detaylı bir şekilde irdelediğimiz  ve Sümerlerin etkisinde görünen bu bin yılda; denilebilir ki; Sümerler hariç herhangi bir medeniyetin, insanlık tarihine her hangi bir etki yaptığı söylenemez. Sümercenin Türkçe bağlantısına ve yine Sümerlerin brekisefal olması gibi antropolojik bulgulara daha evvel değinmiştik.

Bu Sümerler; ciddi bir bilimsel iddiamızın bulunacağı bir yazımızda daha detaylı olarak incelenecektir.

Bu sebepten; gerek İlmiye Çığ, gerek Reha Oğuz Türkkan gibi bir çok bilim insanın ciddi tespitleri ve yine diğer dünya otoritelerinin tespitlerini bu özette irdelemiyoruz.

 

 

 

 

Ama şu an bir bilinmez olarak, bu devirde herhangi bir milletin tüm dünya üzerine hükmetmediğini söyleyelim. Orta Asya’da boylar şeklinde devam eden bir düzen ve çiftçilik, hayvancılık üzerine kurulmuş bir hayat olduğunu biliyoruz. Nüfusun kalabalıklaşıp, kıtlığın arttığı ve iç savaşların boy gösterdiği döneme  kadar; herhangi bir üstünlük mücadelesi izine de rastlanmadı kabul ediyoruz şimdilik.

 

M.Ö.3000-M.Ö.2000 arası:

Bu tarihlerde, yine Orta Asya ‘devletleşme’ durumundan uzak ve boylar arası iç çatışmalar ile meşgulken, medeniyetin kalbi sayılan Mezapotamya’da; Asurlar, Akadlar, Babil gibi medeniyetler boy gösteriyorlardı. Ancak milletlerden birinin sürekli bir üstünlüğü veya tüm dünya üzerinde genel bir hakimiyeti bulunmamakta idi.

 

 

 

Bu bin yılda; bir dönem Asurlular, bir dönem Amurru’ların kurduğu Babil Devleti, bir dönem yine Elamlıların öne çıktığı dönemler olmuştur. Nitekim yine Sümerlerin topraklarını ele geçiren Asurluları, kuzeyden gelen Hurriler denilen bir kavim yıkmıştır. Bu Hurri kısmına girmişken; daha net bildiğimiz ve Orta Asya’dan göçlerin ilk başladığı tarihlere giriş yapalım.

Çünkü burada artık dil kavramı ayrılmaya başlıyor. Misal Asur, Akad, Elam ve Babil’i kuran Amurru’ların dilleri Semitik dil ailesine ait iken, Sümerler gibi Hurrilerin de dilleri Orta Asya dil ailesine aittir. Asur kaynaklarında Hurriler için ‘Orta Asya’dan gelen atlı göçebeler’ tabiri kullanılmaktadır.

 

M.Ö.2000-M.Ö.1000 arası:

 

Daha önceki yazılarımızda da (İlgili yazı başlığı: İlk Türkler- M.Ö. 2000- M.Ö. 500)  detaylandırdığımız üzere; Mısır uygarlığı, Hatti, ardından Hititler, Kenaniler, Asurlar ve bir müddet sonra Urartu’lar ile dikkati çeken bu dönemde, Orta Asya’da Çin ve Türk kavimleri dikkati çekmektedir. Ancak ilk olarak Kimmer’ler, ardından Saka’lar ile başlayan Orta Asya göçleri sonrası tüm dengeler değişmiş ve hem Urartu’ların yıkılması, hem de Efes harabelerine kadar tüm Anadolu’nun istila edilmesi söz konusu olmuştur.

 

Biz burada Kimmerler’in göçsel akınlarını saymazsak bile, Sakalar’ın Mısır’a kadar gidip, o bölgeyi de vergiye bağladıklarını düşünürsek; ilk Süper Güç olarak Sakaları sayabiliriz.

 

 

Alper Tunga’nın da liderliğini yaptığı Sakalar, ilgili yazımızdan da hatırlanacağı üzere Orta Asya’dan gelerek Urartu başta olmak üzere bir çok Mezopotamya ülkesini yıkmış ve Mısır’a kadar uzanmışlardır.

O tarihlerde insanlığın yaşadığı alanı düşünürsek, biz ilk ‘Süper Güç’ tabirini Sakalar için kullanabiliriz.

Ve en eski ve tarihi kişilik olarak; Alper Tunga ismi ön plana çıkmıştır.

 ‘İlk Türkler (M.Ö. 2500—M.Ö.500) yazımızda detaylı bir şekilde incelediğimiz bu büyük hakan; fars kaynaklarında bile geçmektedir.

Yani gerçekten yaşamış bir atamız olarak; tarihte yerini almıştır.

 

 

Bu büyük hakanın hayatını düşünürsek; günümüzde ‘süpermen’,  ‘kaptan america’ ‘örümcek adam’ gibi hayali kahramanlar ile milli propaganda yapan Amerika bir tarafta dururken; bizim gerçek tarihi kişiliklerimizle bile övünememekliğimizi de irdelemek lazım sanırım.

 

 

Burada tarihi özete kısa bir ara vererek, bu klasik sorgulamaya bir cevap arayalım. Tabi önce bir tespit lazım:

Biz tarihimizi yeterince sahiplenebiliyor muyuz?

Bu konuda gerekli tespiti yapabilmek adına; Taksim İstiklal caddesinde Türk gençlerine 3 soru sorduk:

  

1- Clark Kent; hangi kahramanın gerçek adıdır?

Süperman cevabını verebilenlerin oranı %97

  

2- Peter Parker; hangi kahramanın gerçek adıdır?

Örümcek Adam cevabını verebilenlerin oranı %83

 

3-Ruşen Ali; hangi kahramanın gerçek adıdır?

Köroğlu’nu tanıyanların oranı ise sadece %19

...............................

Bu cevabı bilen az sayıdaki gençlerimizin hemen hemen tamamı da; başrolünü Cüneyt Arkın’ın oynadığı eski bir filmden hatırladılar Köroğlu’nu. Çoğunluğun ise, hiçbir fikri yok.

 

 

Tespit net:

Türk gençleri kendi gerçek kahramanlarını tanımıyor ama ABD’nin aslında var olmayan ve hatta asla var olamayacak olan hayali çizgi roman kahramanlarını çok iyi tanıyorlar.

İronik bir durum öyle değil mi?

İşte konumuzun esas noktası da bu. ‘Türk gençleri tarihini bilmiyor’ diyerek içinden sıyrılacağımız bir durum değil bu. Bu onların suçu olamaz. Öncelikle bu duruma gelişin müsebbiplerini bulmak önemli. Ve bir diğer husus tabi ki; biz öğretebiliyor muyuz?

Tabi; öğretebilmek için bizim de bilmemiz gerekli değil mi? Biz kendi tarihimizi yeterince biliyor muyuz?

Gençlerimizin öğrenememe gibi bir durumu olsaydı; hayali kahramanları ezbere bilemezlerdi değil mi? Demek ki, öğreten öğretiyor. Biz ne yapıyoruz? Ne yapmalıyız? Bunları da konuşacağız.

Ve görünen o ki; Türklerin tarihini yenmeyi başarmaya başlamışlar.

Ancak Türk Milleti’nin ‘tarihini yenmek’ gerekliliğinin; bugünkü karşılıklarını birkaç maddede sıralamadan evvel; buna neden gereksinim duyulduğunu anlamak adına; tarihi özetimize devam edelim.………………………………

M.Ö.1000- M.0 arası :

 

Roma İmparatorluğu ve yine Pers İmparatorluğu bu dönemin ‘Süper Güç’leri kabul edilebilir. Nitekim Pers İmparatorluğu’nu yıkan Makedonyalı İskender, Orta Asya’ya gitmek istemiş ama bir Saka savaşçısının oku ile yaralanınca bu seferden vazgeçmiştir. Yani bu dönem Kafkas ve Orta Asya’da hala devam eden bir Saka hakimiyeti de söz konusudur.

Burada Roma İmparatorluğu’nu herhangi bir etnik kimliğe bağlayabilmek pek mümkün değildir. Daha çok ve sonradan dini bir kimliğe bürünen Roma imparatorluğunu; çeşitli dönemlerde, farklı farklı milletlerin mensubu olan hükümdarlar yönetmiştir.

Yalnız bir önemli nokta daha var ki; bir çok bilim adamı; Roma İmparatorluğunu kuran Etrüks’lerin Sümer bağlantısına ulaşmışlardır. Tabi Sümerlerin kimliği hakkında ‘İlk Türkler ( M.Ö.4000 - M.Ö. 2000)’  yazımızda yeterince değindiğimiz üzere; tüm dünyaca ortak bir kabul bulunmamakla birlikte; dillerinin Türkçe ile bir çok ortak kelime ve benzerlikleri malumdur.

Roma İmparatorluğu'nun en geniş hacme ulaştığı zamanda; İmparator Makedonyalı İskender'dir. Ve diğer zamanlarda Yunan İmparatorlar da; hükmetmişlerdir.

 

Biz burada sadece Roma İmparatorluğu’nu kuran Romulus ve Remus’un tüm tarihi kaynaklarda geçen; Etrüks kökenli olduklarına ve bu iki kardeşi bir dişi kurtun emzirip büyüttüğüne dair hikayelerini takdirinize sunuyoruz. Bu konu ayrı bir yazı ile inceleneceğinden, şimdilik detayları şahsi araştırmalarınıza bırakıyoruz.

 

Roma ile birlikte bu binyılda; ilgili yazılarımızda anlatıldığı üzere; Persler ile Sakalar arasında amansız mücadeleler olmuş ama Pers İmparatorunu esir alan Saka hükümdarı Alper Tunga gibi hakanlar, genel olarak İrani kaynaklarda bile yazdığı üzere Perslere üstün gelmişlerdir. Zaten Persleri kuzeyden çok batıya doğru sefer yapma yoluna iten sebep budur.

Biz burada Sakalar ile birlikte Pers ve Roma İmparatorluklarını da ‘Süper Güç’ kabul ediyoruz.  Tabi ne Roma’nın, ne de Perslerin misal Orta Asya’ya hükmedemedikleri de aşikardır.

 

Ancak bu binyıl, çok daha büyük bir hakimiyetin başlangıcı olmuştur: Hun İmparatorluğu.

 

M. 0- M.S.1000 arası:

Detaylar için ilgili yazılarımız: ( Hun İmparatorluğu-M.Ö. 500- M.S. 500)  (Göktürkler ve Ergenekon Destanı – 500-1000)

Hun İmparatorluğu’nun Çin’den Roma’ya kadar, neredeyse tüm dünyayı hakimiyetine alıp; tabiri caiz ise ‘süper güç’ kavramına yeni bir soluk getirdiği bu dönemde; başka bir hakimiyetten bahsetmek yerinde olmaz kanaatindeyiz.

 

Ama yine de bu binyılın sonlarına doğru ortaya çıkan Bizans İmparatorluğu ve yine Orta Asya’da ciddi bir hakimiyet kuran ve toprakları Bizans İmparatorluğundan onlarca kat geniş bir alana hakim olan Göktürk İmparatorluğunu da ‘Süper Güç’ olarak saymak gerekir.

Orhun yazıtlarında bahsedildiği üzere; doğunun en doğusu, batının en batısına kadar giden Göktürk kuvvetleri ulaşabildiği her yeri hakimiyetleri altına almış veya vergi (haraç) ödemek zorunda bırakmışlardır.

Yine bir diğer konu İslam İmparatorluğu olmakla birlikte, bu İmparatorluğu milletleştirmek pek doğru değildir. Ama yine de Halid Bin Velid gibi komutanları, Cafer-i Tayyar gibi şehitleri, Eyüp Sultan gibi gönül büyüklerini anmamak; hakkaniyet açısından doğru olmaz.

  

 

Dolayısıyla bu dönem için; Hun, Bizans, Göktürk ve İslam İmparatorluğunu Süper Güç sınıfına koymalıyız.

 

……………………………………..

 

Şimdi, objektif dimağlara bir soru sorarak diğer binyıla geçelim:

 

Wikipedia ‘süper güç’ olmuş milletleri sayarken bir garip tercihler yapmış. Misal;

Süper Güç olarak saydığı Song hanedanlığının haritası aşağıdaki gibi ve sadece Çin’in bir kısmına yayılmış iken;

Misal, aşağıdaki gibi bir haritaya sahip olan Göktürk İmparatorluğu’nu hatırlayamamışlar.






Bu yazılarımız boyunca; bunun gibi bir çok garip tesadüfler göreceğiz ve en sonunda elbette bunların ‘tesadüf’ olup olmadığını sorgulamaya başlayacağız.

………………….

Roma İmparatorluğu’ndan bile kat be kat daha büyük bir alana hükmeden bu büyük İmparatorluk ‘Süper Güç’ sayılamaz ise; Bizans’ı hiç saymamak lazım sanırım. 

Pers İmparatorluğu da en geniş zamanında dahi bu ölçeğin yarısı kadar bile bir hakimiyet sağlayamamıştır.

Tabi biz burada, Türklerin kurduğu bir çok (Avar, Hazar, Uygur, Karahanlı, Altınordu, Babür, Kutluk gibi) İmparatorluk ve onlarca devleti saymıyoruz.

 



........................................


M.S.1000-M.S.2000 arası:

 

Detaylar için ilgili yazılarımız: (İslamiyet ve Türkler- 750-1250),  (Osmanlı İmparatorluğu -1- (1299-1481)), (Osmanlı İmparatorluğu -2- (1481-1566)), (Osmanlı İmparatorluğu -3- (1566-1774)),  (Osmanlı İmparatorluğu -4- (1725-1876))

 

Bir çoğumuzun sonuna yetiştiği bu binyılın başlarında, bir Selçuklu İmparatorluğu gerçeği vardır. Burada adaletli bir kıstas sağlanacak ise; Pers ve Bizans’ı süper güç sayıyorsak, elbette Selçuklu İmparatorluğu unutulmamalıdır.

Haritaları kıyaslayalım.

Pers İmparatorluğu

Büyük Selçuklu İmparatorluğu

 

Durum aşikar. Persler; Mısır ve Yunanistan kısmında daha fazla ilerlemişken, Selçuklu; Arabistan ile Aral gölü ve kuzeydoğuya doğru daha fazla toprağa sahip olmuştur.

Kaldı ki Selçuklu; Doğusunda (Gazneliler, Karahanlılar gibi) diğer Türk devletleri ile komşu olmuştur. Bu gerçeği de unutmamak lazım.

……………………………………

 

Bu binyılın bir başka büyük gücü; şüphesiz Moğol İmparatorluğu.

 

 

Cengiz Han önderliğinde Dünyaya korku salan bir hakimiyet kuran bu İmparatorluk; elbette unutulmayacak bir ‘Süper Güç’ tür.

………………………………….

Bu binyılın diğer büyük İmparatorluğu da hepimizce bilinir: Osmanlı İmparatorluğu:

 

Bu kısmı yazılarımızdan zaten biliyoruz. Ancak 1500 yılından sonra; sömürgecilik ve diğer milletlerin geniş topraklara hakim olması gerçeği ile yüzleşiyoruz. Son 500 yılda, Rusya, Çin, kısmen İngiltere ve son olarak da ABD geniş topraklara hakim olmayı başarmışlardır.

 

Tabi Çin’in şu an Süper Güç adaylarından birisi olması dışında; geçmişte Dünya üzerinde söz sahibi olmuşluğu olmadığı gibi; henüz 2. Dünya savaşında, kendisinden çok daha ufak bir hacme sahip olan Japonya tarafından işgal edildiği unutulmamalıdır.

Yani burada kıstas elbette sadece toprak büyüklüğü değil; diğer ülkelere ya hakim olmak ya da yaptırım yapabilmek ve savunabilen değil yaptırım yapabilen bir güce sahip olma gibi kriterleri de içermelidir.

İlaveten; sadece kendi milletine değil, başka milletlere de hakimiyetini kabul ettirmek de; çok önemli bir kıstastır.

 

Bu bakımdan şu an ABD ile Rusya’yı Süper Güç kavramına uygun görebiliriz.

…………………………………

Konumuzu toparlarsak; bizim tespitlerimize göre; İmparatorluğun önderleri belirli bir millete bağlı olmayıp; değişkenlik gösteren ve daha sonra yazı konumuz olacak olan Etrüks’lerin kurucusu olduğu Roma İmparatorluğunu; bir Hristiyan ekolu sayabiliriz. Keza İslam İmparatorluğu da bir Milli İmparatorluk değil; İslamiyet’in gücü ile büyümüş, Dini bir yapı sayılabilir.

Ancak yine de Arap Milletini ve Roma mirasçısı sıfatıyla Bizans’ı kuran Yunanlıları süper güç olmuş sayabiliriz.

Her ne kadar tüm dünya üzerine olmasa da; Farslar, Pers İmparatorluğu ile ‘Süper Güç’ sıfatına erişmiş sayılabilirler.

Moğolları akraba olduğumuz için, ayrı görmemekle birlikte; şu an ki konumları gereğince; önce Britanya İmparatorluğu, sonra da (her ne kadar içeriğini tartışacak olsak bile) ABD ile Süper Güç olan İngilizleri de sayabiliriz.

Rusları da; belirli bir bölgede kısıtlı olmuş ve misal Avrupa ve Afrika’ya, hatta Akdeniz’e bile hiç ulaşamamış olmalarına rağmen, bir dönem Süper Güç olmuş sayabiliriz.

Bu sayılanlar arasında, bu başarıyı 2 kez gösteren yoktur.

Ama Türkler; Sakalar, Hun, Göktürk, Selçuklu ve Osmanlı ile bu başarıyı 5 kez gösterebilmişlerdir. Moğol İmparatorluğu ve Cengiz Han’ı saymıyorum. Keza ileride aydınlatmaya çalışacağımız Oğuz Kağan tarihçesi ve saymadığımız diğer Türk İmparatorlukları ve devletleri de (Toplamda 16 İmparatorluk ve 116 Devlet)  özetimizin haricinde kalmışlardır.

Yüzlerce devlet bir kenara; tarihte 16 ayrı İmparatorluk kurmuş başka millet olmadığını da hatırlatmak gerekir.

 

……………………

 

Konuya kökeninden yaklaşırsak; bize göre; asıl ‘Süper Güç’, tüm dünya üzerinde bir rakibi olmayana denmelidir. Yani bu bakımdan ‘kuzeye çıkamayan ve Sakalara yenilen’ Persleri,  hiç Avrupa’ya uzanamayan ve Akdeniz’e dahi inemeyen Rusları veya kesin olarak Asya, Afrika ve Avrupa’ya dahi hakim olamayan Bizans, ve Avrupa’ya girmeyen ve güneye inmemiş bir Göktürk ve yine Avrupa’ya uzanamayan Büyük Selçuklu İmparatorluğunu tam bir ‘Süper Güç’ saymayabiliriz.

Hatta; Orta Asya’dan Kafkaslara, Avrupa sınırlarına kadar geniş bir hacme hakimiyet kuran; hakimiyeti altında olmayan misal Avrupa’ya sözünü geçiren ve zaman zaman Avrupa devletlerinin Perslere karşı yardımını istedikleri, keza yine Mısır’a kadar seferler düzenleyerek, o bölgeyi de vergiye bağlayan; belki de ilk Süper Güç ‘Saka İmparatorluğu’nu, az bilinmesi hasebiyle, bu şıkka dahil etmeyelim. Kaldı ki; ileride ayrıca yazacağımız ve Alper Tunga gibi efsane liderleri ile; Pers İmparatorluğu’nun veliahtlarını dahi kaçıracak güce varan bu büyük Türk İmparatorluğu, o çağın tüm insani yaşam alanlarına hükmünü hissettirmiştir.

Ancak yine de; biz şimdilik az bilinen Saka İmparatorluğunu da tam bir ‘Süper Güç’ saymayalım.

 

 

 

 

Bu kriterlere bizce şu anki ABD, Hun, Roma, Moğol ve hakim olmadığı ülkelerde dahi söz hakkı bulunan Osmanlı İmparatorlukları bir örnek olmalıdır. Çünkü Orta Asya; Osmanlı zamanında da diğer bağımsız Türk devletlerine ait olmuştur.

Yani sözün özü; ‘Süper Güç’ tabirini devlete indirgemeden ‘Millet’ kavramına katar isek; Türkler bütün kıtalarda hakimiyetini hissettiren (Asya, Avrupa, Afrika ve Mezapotamya) tek millettir.

Ve şu an Dünya üzerinde rakibi görünmemesi sebebiyle ABD yine bu kıstasa uygun ‘Süper Güç’ sayılabilir

Peki ABD’liler kim? Amerikalı ne demek?  İngilizler mi? Tek bir millet mi?

Değil.

Henüz 250 yıllık bir ortak geçmişi olan, belirli bir milletten oluşmayan ve hatta otoritesinin bir kısmı sadece bilinen Yahudi lobilerin elinde olan bir Birleşik Devletler topluluğu.

Keza kuruluşu 20 milyon Kızılderili’nin katliamına uzanan bir sabık ülke. Ancak tabi ki; ne kadar eleştirirsek eleştirelim; şu an için en büyük Güç denilebilir.

Şimdi; tam da bu noktada, konuya bambaşka bir çerçeveden bakabilmek için; öncelikle ABD’yi bir merceğe alalım.


................................................

 

Şu an güçlü olduğu görünen bu devletin; biraz kurcalanırsa bir çok zayıf noktası olduğu açıktır.

Bunlara birkaç örnek verelim.

1-Kızılderili katliamları: (Ermeni soykırımı ile ilgili hassasiyetlerini hatırlayalım)

2-İnsanlık Suçları: Japonya’da kullanılan ve insanlık suçu olduğu kesin ‘Nükleer Bomba kullanılması’. (Irak’ta kimyasal silah var diyerek gösterdikleri hassasiyeti hatırlayalım)

3-Kölelik geçmişi ve şu anki siyahi Afro-Amerikanların durumu: (Çok şükür biz Türkler hiçbir zaman millet olarak köle ayıbına düşmemişiz. Ancak eski filmlerde ve o da saraylarda falan gördüğümüz figürler dışında, tarih boyu durumumuz nettir. Bize ‘ırkçı’ yakıştırması yapanları veya ‘barbar’ diyenleri de hatırlayalım. Yine şu an kölelikle ABD’ye zorla getirilen Afro-Amerikalıların ya uyuşturucu, soygun ve benzer yaşam tarzları altında ve yokluk içinde, ya da bir bakıma hızla Müslüman olmaları suretiyle ABD için ‘kaşınılmaması gereken’ bir yara olduğu açıktır.)

4-Millet Kavramı: Ayrıca en basiti; Amerikalı diye bir tabir vardır. Bu tabir ABD için şarttır. Çünkü İngilizce konuşan bu devlette İngilizlerin oranı %25 bile değildir. Alman, İtalyan, Rus, Fransız, Çinli, Japon, Meksikalı, Latin, Afro-Amerikan ve bir çok ayrı milleti sayarsak ve zaten tarihi geçmişine de göz atarsak; orada bizdeki gibi bir Millet kavramından söz etmek mümkün değildir. Sadece bu olmayan olguyu kabullendirmek için, filmlerde büyük bütçeler ayrılmakta ve ABD bayrakları ve Amerikalılık olgusu empoze edilmekte, hem de sürekli dış ülkelere müdahale ile bir ‘biz güçlüyüz’ havası verilmeye çalışılmaktadır. Ayrıca komuoyu da sürekli bu saldırgan tavırlarla oyalanır.

5-Göçler: ABD en çok göç alan ülkedir. Kurulduğunda 1776 yılında, 2,5 milyon olan nüfusu şu an 350 milyondur. Yani sürekli ve her taraftan göç alır. Belirli bir Millet ya da Dinden olmayan bu göçler, ortak kültür hedefinin de mümkün olmadığının kanıtıdır. Bu konulara daha detaylı değineceğiz.

5-Kültürel yozlaşma: %40 Protestan, %20 Ateist, %15 Katolik, %3 Müslüman %3 Musevi olan bir devlet, herhangi bir adet-gelenek ve örf altyapısına da sahip olmadığı için; ahlaki manada gittikçe yozlaşmaktadır.

Elbette bizde de var bu tehlike ama çok şükür henüz bu boyutta değil. Tedbir almaz isek, ileride o boyutlara ulaşabilir, o ayrı.

Yine dikkat çeken bir başka değer verelim: 2010 yılında yapılan bir araştırmada ABD’deki erkeklerin %7, kadınların %8’i kendisini gay/lezbiyen/biseksüel olarak tanımlamıştır.

Keza 1 milyon insanın evsiz olduğu, bu sayının geçen yıla göre %11 artmış olduğu da bilinmektedir.

Kısaca; Yılda 32.000 kişinin intihar ettiği, 17.000 kişinin öldürüldüğü, 93.000 tecavüzün olduğu ve 6.700.000 kapkaç vakasının olduğu bir ülke aslında Amerika. 2006 yılında hapishanelerde 2,38 milyon tutuklu olduğu ve aynı yıl 5 milyona yakın gözaltı ve şartlı tahliye yapıldığı da tespit edilmiş.

Veriler net olarak gösteriyor ki; bize kültürel manada örnek olacak düzeyde değiller.

……………………………………

Egemen Güçler-Amerika

Öncelikle bugünkü durumun adını koyalım. Şu an dünyaya hükmediyor görünen bir Amerika var ama aslında bu sadece görünen kısım.

Şöyle ki; Dünya üzerinde söz sahibi olan bir Yahudi lobisi herkesin malumu. Ancak bu lobileri yöneten asıl ailelerin bir kısmı doğu bloğuna, bir kısmı da batı bloğuna ciddi bir hakimiyet kurmuş durumda. Aile isimlerine kadar vereceğimiz bu lobiler; Amerikan Buhranından beri, batmak üzere olan Amerika’ya yaptığı yardımların karşılığında; ‘Dolar’ basma yetkisini bile ellerinde bulunduruyorlar.

Ve şu an Amerika’nın yapacağı hemen her eylemde söz sahibiler. Birkaç aileden oluşan bu güç; diyebiliriz ki; şu an Dünya üzerinde dönen hemen her şeyden sorumlu.

Bizler nasıl ki yarın iş yerimizde neler yapacağımıza; ve hatta kimimiz 3 kuruş parayla ailemizi nasıl geçindireceğimize kafa yorarken; bu Yahudi lobisi Dünya üzerindeki düzene, ticarete ve onlarca politik hamleye kafa yoruyorlar.

Diyebiliriz ki; önlerinde bir Dünya haritası; çıkarları neyi gerektiriyorsa onu planlıyorlar ve gerçekten de ‘planlı’ hareket ediyorlar.

Ama işin görünen ayağı; İsrail’den önce ABD. Bunda hepimiz hem fikiriz herhalde.

Yine hepimiz biliyoruz ki bu güçler; 50 yıl, 100 yıl sonrasının planlarını yapıyorlar. Her devletin de yapması gerekiyor zaten bunu. Ancak bizde bu planlama kısmı yok denecek kadar az. Halbuki misal ilk ‘5 Yıllık Kalkınma Planı’nı biz yapmışız dünyada. Bunları göreceğiz. Ama şu an bu konuda eksik olduğumuz kesin. Gündelik yaşıyoruz. Ve hatta geçmişte yaşıyoruz bile desek yeridir. Hala geçmişi tartışmaktan; bir hedef koyup; milletçe bu hedefe ulaşmaya çalışmaktan aciz durumdayız. Bu geçmişe takılma hususunu da, sebepleri ile göreceğiz.

..............................


Şimdi sizden biraz ihtimaller üzerine kafa yormanızı rica ediyoruz.

Farzedin ki siz Amerika Birleşik Devletleri’siniz. Yani ABD’yi yöneten ve yön veren sizsiniz farz edelim.

Elbette önceliğiniz (daha sonraki yazımızın konusu olan) hem dinsel, hem ekonomik, hem de jeopolitik hedefleriniz olacaktır. Ama bir taraftan bu hedeflere giderken riskleri de değerlendirmez misiniz?

Siz olsanız; 50 yıl veya 100 yıl sonra planlarınızı bozabilecek ve/veya size rakip olacak kaç millet var; düşünmez misiniz?

Cevap net; elbette bu ihtimalleri düşünürsünüz. Peki ‘Hangi milletler ileride bize rakip olabilir?’ sorusunun yanıtı ne olabilir?

Şimdi burada; ‘Tarih tekerrürden ibarettir’ lafını hatırlamak kaydı ile; bir noktaya daha değinelim:

Şu an ‘ileride’ Süper Güç olmaya aday milletleri sıralarsak;

ABD

Rusya

Çin

Almanya

İngiltere

İsrail

Fransa

İran

Japonya

Türkiye

İtalya

 

Bunlar arasında daha evvel Dünya’ya hükmetmiş, ‘Süper Güç’ olmuş kaç tane var?

………………………..

Peki bu milletler arasında Müslüman olan hangisi?

Bu sorunun aşikar cevabı, Türk Milletinin misyonunu anlamak için önemli.

Müslüman ülkeler arasında, herhangi bir gayrimüslim ülkenin bariz (Rusya ve yeri geldiğinde Çin ile ittifaklığı bilinmekle birlikte) etkisinde olmayan bir İran gerçeği var bir de. Ama onlar mezhep olarak Şia kabul edildiği için Sünni Müslümanlar adına tek umut Türkiye dersek, yanlış olmaz düşüncesindeyiz.

Kaldı ki; İran devletini kuranların, tarihi araştıranlar için Safevi Türkmenler olduğu da bilinir.

Ancak İranlılar, sadece 1 kez ve o da Müslüman olmalarından çok önce ‘Pers İmparatorluğu’ ile belirli bir bölgeye hakim olma başarısını göstermişler ama misal Hun veya Osmanlı gibi Avrupa içlerine kadar uzanmayı başaramamışlardır.

 

…………………………………

Buradan hareketle; Türklerin şu anki Süper Güçler için; ilerisi adına muhtemel bir rakip olduğu ve planlama gereği rahat bırakılmaması gerekliliği bir gerçektir; hüznü zan değil.

Peki tek sebep bu mu?

Elbette değil. Daha önce söylediğimiz gibi; asıl nedenlere değineceğiz.

Ama önce bu tarihi sebepler ve etkileri üzerinde yeterince durmaya çalışalım:

Tarih

Tarihin bugün için önemini anlatmaya çalışmaya elbette bu yazının hacmi yetmez. Ama tarih; tecrübedir. Tarih; aynı hataların tekrarlanmaması için alınabilecek en güzel derstir. Ve tarih; biraz da bu sebeplerden tekerrür etmesi muhtemel bir olgudur.

Tarihin, ilgili kişi veya toplumlara, yapabileceklerini göstermek açısından, gücü ve inandırıcılığı yadsınamaz.

Klasik tabirle; kişisel başarıda bile ‘Yaptıklarım, yapacaklarımın teminatıdır.’ cümlesi bolca duyulur ve elbette geçmişi başarılı bir bireye güvenmek için; gayet realist bir teminat niteliği görür.

Milletler için de aynı etki söz konusudur.

Misal şu an, ilerisi için Süper Güç adaylarından saydığımız Almanya’da bir lider çıksa ve Dünya’ya hükmedeceğiz dese; elbette halk geçmişe bakarak içsel bir sorgulamaya girer. Daha evvel 2 kez bunu denemiş olan Almanlar, hem 1. Dünya savaşında, hem de 2. Dünya savaşında; büyük bir inançla mücadele etmişler ama en sonunda hezimete uğrayıp, kendi ülkelerini bile kaybetmişlerdir.

Dolayısıyla; Almanlar, idealist bir lider bulsalar bile, geçmişe bakarak bu başarıya ulaşacaklarına bilinç dışlarında inanmazlar.

Yine misal Fransızlar; Napolyon ile bir Dünya hakimiyeti sevdasına düşmüşler ama özellikle Osmanlı kuvvetleri karşısında alınan yenilgiyle başlayan hüsran sonunda; Napolyon dahi esir düşmüş ve kendi ülkelerini de kaybetmişlerdir. Yukarıda verdiğimiz örnek; Fransızlar için de geçerlidir. İdealist bir Fransız lider çıksa ve Dünya’ya hakim olacağız derse; elbette Fransız halkı da dahil hiç kimse bu ihtimale değer vermez.

Veya daha önce hiç denememiş olan milletlerden olan misal Japonlarda; bu ihtimal kendi halkı tarafından bile kabul görmez.

Ama bir Türk lider çıksa ve aynı şeyi söylerse; hem Türkler hem de diğer milletler bu ihtimali düşünür ve bilir ki; daha evvel 4 kez yaptıklarına göre; neden olmasın?

Elbette biz Anadolu Hareketi olarak; Dünya’ya hakim olma gibi bir amacın; günümüz koşullarında hem gereksiz hem de yersiz olduğu hususunda hemfikiriz.

Hatta şu an kendimize bile hakim olamadığımız çok vahim bir noktada olduğumuz; yadsınamaz bir gerçek.

…………………………………………..

Ama anlatmak istediğimiz; tarihin toplumlar üzerindeki etkisidir.

Montecuccoli’nin ‘Türklerin tarihini de yenmemiz lazım…’ cümlesindeki mana da; biraz budur. Çünkü kendi tarihini öğrenen her Türk, içinde ayrı bir inanç, güven ve güç duyar. Duymalıdır da. Ama şu an kendimizi düzeltmeyi başarırsak, bu bile büyük başarı olur kanaatindeyiz.

Lakin; mütevazilik ile, saflığı karıştırmamak adına; dış güçlerin bu ihtimal çerçevesinde düşündüklerini ve en azından ‘Akıllarından bile geçirmemeliler’ düsturu ile; üzerimizde oyunlar oynama ihtimalini masaya yatırmak lazım.

Daha evvel de belirttiğimiz gibi; üzerimize oynanan oyunların onlarca nedenini yazacağız ve bu tarih mevzusu bunlardan sadece biri. Ama bunu da es geçmeleyim isteriz.

Peki; tarihi yenmek için ne yapılabilir? Türkler’e tarihlerini unutturmak ya da tarihlerini çarpıtıp basitleştirmek taktiklerden biri olabilir mi?

Elbette…

Nitekim Cumhuriyet’in ilk yıllarında, Gazi Mustafa Kemal’in de katkılarıyla kurulan Türk Tarih Kurumu; işte bu oyunlara karşı alınmış bir tedbirdir. İlgili yazılarımızda okuyacağımız gibi; Osmanlı’nın son dönemlerinde; Türklük algısı aşağılanmaya ve Türk tarihi ile ilgili hemen hemen hiçbir kitap veya eğitim konusu oluşturulmamaya başlanmıştır.

Şimdi de bu algı oluşturulmaya başlanıyor dersek; yanılmış sayılmayız.

Lakin; başta da söylediğimiz gibi; tarihi yenmenin birkaç yolu var:

1-Tarihi yalanlamak:

Bu metodu 2 farklı yöntemle kullanmaktalar diyebiliriz. Bunlardan birisi; misal Sümer örneğinde verdiğimiz gibi, somut kanıtları görmezden gelerek, sadece inkar yoluna gitmek. İşin kötü yanı bunu bizim gençlerimize de söyletiyorlar. Bu konuda; zaten önceden beri kullanılan bir soğuk savaş yöntemi olan ‘Sivil Toplum Kuruluşları’nı kullanmaktalar.

Bu STK’lar tarihi yalanlamanın bir yolunu daha bulmuş durumdalar ve ciddi kaynaklar aktararak, bu metodu özellikle son 70-80 yıldır kullanmakla birlikte; son 20 yıldır iyice bu yönteme odaklanmış durumdalar. Bu yeni yöntem ‘Alternatif Tarih’ yöntemi. ‘Aslında şöyle olmuştu’, ‘Gerçek tarih bir yalandır’, ‘Gerçekler saklanıyor’ diyerek; bambaşka bir tarih oluşturulmaya ve gerçeklerden gençlerimizi koparmaya çalışmaktalar. Ve hatta tarihten soğutmaya..

Buna 'eski tarih ile şimdi'nin bağını daha rahat koparabilmek adına; ‘yakın tarih’ ile başladılar. Hiç olmadık insanları ‘kahraman’, gerçek kahramanları da ‘hain veya sahtekar’ sıfatları ile yıpratmaya, ve kafaları karıştırıp; eski tarihle bağı tamamen koparmaya odaklanmış durumdalar. Bunlara somut örneklerimizi; yakın tarih ile ilgili yazılarımızda belgeleri ile vereceğiz.

Bu ne idüğü belirsiz odakların beslediği ve isimlerini tek tek açıklayacağımız bir avuç insan ve ondan kopyalayarak kitap yazan diğer yancıları sayesinde; gençlerimiz üzerinde ciddi bir etki yapmaya başladılar. Bu insanların gerçek kimliklerini de, İnşallah gün yüzüne çıkaracağız.

Ellerinde televizyonlar, gazeteler, internet siteleri ve ciddi maddi ve teknolojik kaynaklar var.

Halbuki; sadece Türk tarih kitaplarında değil; diğer kitaplarda da yazan apaçık gerçekleri; sulandırmak ve yeni bir moda oluşturarak ‘farklı görünmek’ desturunu kullanmak suretiyle; büyük kitlelere hitap etmeye başladılar.

Bu psikolojik harekat; hem çok eski çağ , hem misal Osmanlı zamanına dair (Kanuni hakkındaki iddialar gibi), hem de yakın tarihe dair son surat devam etmekte.

Söylediğimiz gibi; bu yalan tarih uydurmalarına belgeleri ile   ‘yakın tarih’ yazılarımızda değineceğiz.

Çünkü; yakın veya uzak tarihi tartışmaktan; geleceğe bakamıyoruz. Bu 'geçmiş' olayına; hakkaniyetiyle 'herkesin hemfikir olabileceği bir son' verebilmek, zaten resmi sitemizin öncelikli amacıdır. Biz ancak geçmişte hem fikir olur ve tartışma ortamını geride bırakabilirsek; sağlıklı bir şekilde geleceğe bakabiliriz.

.......................................................

İşin garip yanı; zaten geçim derdinden vesaire; araştırmaya vakti olmayan halkımızı, çok rahat aldatabiliyorlar.

Kaldı ki; misal kazıklı Voyvoda gibi bir caniyi bile, bu kadar kötüleyen bir Rumen bulamazsınız. Ya da Stalin’i kötüleyen bir Rus göremezsiniz. Diğer milletler, kötü geçmişlerini dahi konuşturmazken, elbette dış güçlerin etkisiyle de olsa, kendi tarihi şahsiyetlerimizi kötülemeye yatkınlığımızı da, bir psikolojik etken olarak detaylandıracağız.

Uyanık olmamız gerekiyor değerli arkadaşlar. Ve maalesef yakında; bizi biz yapan her şeyi unutturacaklar gibi görünüyor. Durum şu an gerçekten vahim.

Unutulmamalıdır ki; Milletleri Millet yapan; ortak Din, Dil ve Tarihleridir. Tarihi bölersen; Milleti de bölebilirsin. Din ve Dil hususundaki çalışmalara da değineceğiz.

Ama bu özet ve giriş yazımızda, detaylarda boğulmadan; ve bu ‘yalan tarih’ uydurucularını ve yalanlarını; isim isim, belge belge vereceğimizi hatırlatarak, konumuza devam edelim.

 

2-Tarihi ciddiyetinden koparmak:

Bu metod; uzun zamandır işliyor. Misal bir örnek verelim:

Cumhuriyet’in ilk yıllarında kurulan Sümeroloji v.b. tarih kurumları ve eğitim müesseseleri ile, Türklerin geçmişi ve akraba olduğu boylar araştırılmaya başlandı. İnsanlar Kazak, Özbek, Türkmen akrabaları olduğunu yeni yeni öğreniyorlardı. Ve zaten şu an net bir biçimde görülen ve ‘İlk Türkler- M.Ö.4000-M.Ö.2000) yazımızda da detaylandırdığımız Sümer-Türk bağlantısı tespit edildiğinde; o zamanki gazeteler bu durumda yazılar çıkarmaya başlamıştı.

 

Sonra birden iş çığrından çıktı: ve ‘Hititler de Türk’tür’, ‘Urartu Türk’tür’ gibi yazılar peşpeşe gelmeye başladı. Ve hem aydın kesimin bu keşmekeşe tepkisi  ve hem de meraklı halkın, bu tepkilerle kafasının karışması sonucu ‘Ya siz de herkesi Türk yaptınız’ sloganı yayılıverdi. Artık kimse işi ciddiye almıyordu.

 

Sonradan çıktı ki ; ‘Urartu Türk’tür’ gibi mesnetsiz yazıları yazanlar; Türk bile değillerdi. Bunları göreceğiz. Ama maksatlarına ulaştılar ve bunca mesnetsiz iddiaların içinde; ‘Sümer-Türk’ bağlantısı gibi; hem medeniyet, hem tüm insanlık, hem de bizim için çok önemli ve belgelerle dolu bir tez, unutuluverdi.

Buna benzer örnekler çok olup; detayları, yine yakın ve uzak tarih yazılarımızda yazılmış veya yazılacaktır.

Biz burada bir dikkat çekme amacıyla; konuları özetlediğimizi belirterek, mevzuya dönelim.

 

3-Başka tarihleri veya fantastik kurguları empoze ederek; kendi tarihini unutturmak:

Anketimizde gördüğümüz hususta bu. Piri Reis’in gemisinin adını bilen yoktur ama Karayip korsanının Siyah İnci’si, gençlerimizin ezberinde.

Veya misal ABD, yenildiği Vietnam hakkında onlarca kahraman çıkartıp, bize ezberletirken; bizim onlarca destanımız, halkımızca konuşulmuyor bile.

Yine misal; Uzay yolu, Kaptan America, Batman, Demir Adam, örnekler saymakla bitmez.

Bir de tarihi kurgular için yapılan bir çok film, makale, kitap vesaire.

Biz bizim tarihimizi unutuyoruz.

Bunun psikolojik etmenlerine değineceğiz.

4-Türkleri kendi tarihinden soğutmak adına yapılan dezenformasyonlar:

‘Barbar Türkler’ mottosu ile başlayan bu akımın; herhangi bir tarihsel dayanağı olmadan bu kadar etkili olması da; elbette Medya gücünün etkisidir.

Biz bu şıkla birlikte; artık diğer yazımıza bir giriş mahiyetinde konuyu kapatalım.

Çünkü bu etkenlere tepki, biraz da toplumsal psikoloji ile ilgili.

Ve baştan da belirttiğimiz gibi; tarihe bakıldığında; yaptıklarını tekrar yapmasından korkulan bir 'Türk Milleti' üzerine, oyunlar oynanmasını, daha başka sebepleri ile irdelemeye devam edeceğiz.

Ord. Prof. Reha Oğuz Türkkan’ın dediği gibi; bu ‘Uyuyan Dev’ i uyandırmamak adına yapılan bu çalışmalara parmak basmadan evvel; şu an hiçbir şekilde bir Süper Güç adayı olmadığımızı da hatırlatalım. Kendimize gelmemiz için neler gerektiği, esas konumuz aslında.

Ama bir 'aday' olmak için; ilk ve kayıtsız şart: ‘Bağımsız’ olmaktır.

Biz tam olarak ‘Bağımsız mıyız?’

Bu sorunun cevabını, bu yazı dizisinde net ifadelerle arayacağız.

Ve bir sonraki yazımızda; şu anki egemen güçlerin, Türk Milleti üzerinde bir baskı oluşturmalarının asıl sebeplerine; yani Coğrafi, Ekonomik, Jeopolitik ve Dini özelliklerimize göz atacağız.

 Not: Yazımız 20.08.2014 tarihinde güncellenmiştir.



Paylaş |                                         Yorum Yaz - Arşiv   30903 kez okundu

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın


 Kahve Falı Yasağı, Tekke ve Zaviyeler Kanunu İçin Bir Hazırlık mı?

 

 Adnan Menderes Mahkemesini yenileme talebi İskilipli İçin Hazırlık mı?

Döviz Bilgileri
AlışSatış
Dolar4.71744.7363
Euro5.52015.5422
Hava Durumu
Anlık
Yarın
22° 25° 20°